porno izle sex hikaye porno porno izle

Advert
Üç Tarz-ı Siyasetin İzinde Geçmişimiz ve Bugünümüz
Derviş Ulaşhan ERASLAN

Üç Tarz-ı Siyasetin İzinde Geçmişimiz ve Bugünümüz

Son iki yüzyılımızda devleti düştüğü kötü durumdan kurtarma ve ardından güçlenme, ilerleme arzularının doğmasıyla iç ve dış siyasetimizin içini dolduran belli başlı üç siyasi fikir ortaya çıkmıştır. Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük. Bu üç siyasi fikir cereyanının tek gayesi Batının karşısındaki maddi ve manevi hezimeti ortadan kaldırmak, kültürel soğumanın ileri safhasında olan toplumu ve devleti ayağa kaldırmak ve toplumda yeni bir asabiye oluşturmak olmuştur. Üç Tarz-ı Siyaset makalesi de kaleme alınırken bu üç siyasi fikirden hangisi devlete fayda sağlar bunun tetkiki yapılmıştır.

 

Bu üç siyasi fikri incelediğimizde birincisi olan Osmanlıcılıktır. Bu fikri savunanların amacı, Osmanlı memleketinde Müslim ve gayrimüslim halkın aynı haklar ve siyasi özgürlükler dahilinde sosyal hayatta tam manasıyla bir eşitlik meydana getirerek, tüm halkı bir pota içinde kaynaştırmak olmuştur. Ancak bu fikir dönemin aydınları ve siyasileri tarafından tatbik edilirken Osmanlı Devleti’nin hakimiyeti altında varlıklarını sürdüren gayrimüslim unsurların Osmanlılık fikrinden yana olmadıkları, Fransız Devrimi ile doğan modern milliyetçilik akımının etkisinde oldukları göz ardı edilmiştir. Osmanlı devleti içindeki gayrimüslimler için Osmanlılık fikri “Osmanlı Bankası’ndaki Osmanlı’dan” daha fazla bir anlam taşımıyordu. Nitekim bir süre sonra Balkan coğrafyasında Bulgar ve Yunan isyanları ve  Doğu Anadolu topraklarında Ermeni komitalarının ayaklanmaları Osmanlılık fikrini işlevsiz hâle getirmiştir. Gayrimüslim unsurların da devlet yapısından kopmaları ile Osmanlıcılık siyasetinin fayda sağlayamayacağı ortaya çıkmıştır.

 

Günümüzde ise bazı çevreler tarafından dile getirilen Yeni Osmanlıcılık siyaseti Türkiye Cumhuriyeti gibi bir üniter ulus devleti, sanıldığı gibi kültürel olarak zenginleştirmeyecektir. Aksine milli devlet yapısının temellerini yerinden sarsacaktır. Osmanlılık vurgusu yaparak toplumu etnik kimliklere ayırmak derin toplumsal kırılmaları doğuracaktır. Yüz yıl önce bize fayda sağlamayan bu siyasi fikir bugün için de fayda sağlamayacaktır. Bunu idrak ederek içerde çıkabilecek fitneye karşı milli devlet yapısını korumalıyız. Ayrıca Türk kimliğini hiçe sayarak siyaset yapmak da, aslında aynı zamanda Osmanlı kimliğini de hiçe saymaktır. Unutulmamalıdır ki, Osmanlı hanedanı da Kayı boyundan gelen bir Türk hanedanıydı ve Osmanlı devleti de örfi hukukunu ve kültürünü Türk töresinden aldığı ilhamla inşa etmiştir.

İkinci fikir akımı ise İslamcılıktır. Bu fikri savunanlar, son dönemde imparatorluktan gayrimüslim unsurların ayrılmasıyla kalan sınırlar içindeki Müslüman halkı İslam’ın birleştirici gücü ile bir arada tutmaya çalışmışlardır. Aydınlar, bu dönemde İslami kavramları yeniden yorumlamaya çalışıyorlar ama Müslüman halkın asabiyesinin zayıflamış olduğu üzerinde durmuyorlardı.

 

İslam büyük bir birleştirici güce sahip olmasına rağmen, asabiye olarak en güçlü olduğu zamanlarda almış olduğu yaralar hâlâ İslam coğrafyasında etkilerini göstermektedir. Hz. Ali döneminde yaşanan Cemel Vak’ası, Sıffin Savaşı ve hakem olayı ilk defa İslam dünyasında birlik ve beraberliğin bozulmasına anlaşmazlıkların çıkmasına neden olmuştur. Bunun devamında yaşanan Kerbela Olayı İslam dünyasında daha önce başlayan görüş ayrılıklarını kesinleştirmiş, İslam dünyasının Şii ve Sünni olarak ikiye ayrılmasını yol açmıştır. Bugün Ortadoğu’daki bitmeyen mezhep savaşlarının yanında Arap kabilelerinin milliyetçilik anlayışları da İslam dünyasında ki ayrışmayı iyice körüklemiştir. İslam dünyasındaki bu sorunların temeline inilip çözülmedikçe İslamcılık fikri hayali söylemlerden ileriye gidemeyecektir.

 

Siyasal İslamcılık fikri üzerinde durmak da Türk siyasetinin bu yüzyıl için meselesi olmamalıdır. Bugün İslam coğrafyasında Türk dış politikasını yönlendirenler, Türkiye’nin yumuşak gücünü, kamu diplomasisini en önemli araçlar olarak kullanmalı ve Türkiye’nin bu coğrafya ile geçmişten gelen tarihi ve kültürel bağının yeniden inşası üzerinde çalışmalıdırlar.

 

Son olarak Türkçülük fikrinin geçmişine ve bugünkü durumuna bakacak olursak, Osmanlı Devleti’nin çökmeye başlamasının ardından gayrimüslimlerin ve Arapların bizden kopmasıyla tek tutunabileceğimiz fikir akımı olarak Türkçülük kalmıştır. Türk birliği ya da Turancılık siyaseti de Osmanlı sınırları ve Türkistan coğrafyasında yaşayan, aynı dil, kültür ve tarih havzasından beslenen Türk topluluklarının, bu asabiye üzerinden birleşmesini hedeflemekteydi.

 

Geçmişte temelleri bu şekilde oluşturulan Türkçülük fikrini bugün bir daha yorumlarsak, siyasi sınırlar dahilinde bir Türk birliğinin kurulması günümüz dünya siyaseti yapısında pek mümkün görünmemekle birlikte ancak dil, din, ırk, tarih ve kültür birliği bulunan Türk devletlerinin işbirliği içine girmeleri sağlanmalıdır. Türk Konseyi’nin (Türk Keneşi’nin) çatısı altında eğitim, sanat, kültür, turizm ve siyasal alanda iş birliklerinin sayısı arttırılmalıdır. Türk birliği bu manada, 21. Yüzyılda, bu alanlardaki ikili ve çoklu ortaklıklar ile sağlanabilir.

 

İç ve dış politikamızı doğru şekilde okuyabilirsek bize en faydalı olabilecek fikir Türkçülüktür.

 

Yusuf Akçura’nın dediği gibi “En temiz sargı, hak ve milliyet sargısıdır. Türkçülüğe ve hakka, haklı Türkçülüğe sarılmalıyız!”

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Dünya Gümrük Örgütü Genel Sekreteri Aşkabat’ta
Dünya Gümrük Örgütü Genel Sekreteri Aşkabat’ta
Özbekistan'da Bir Serbest Bölge Daha Kuruluyor
Özbekistan'da Bir Serbest Bölge Daha Kuruluyor