istanbul escort

porno izle

porno indir

kadıköy escort taksim escort beşiktaş escort mecidiyeköy escort ataköy escort şişli escort

sex shop sex shop sex shop sex shop sex shop sex shop sex shop vibrator vibrator vibrator izmir sex shop izmir sex shop ankara sex shop ankara sex shop antalya sex shop penis pompasi penis pompasi sinop otelleri sinop otelleri sinop otelleri sinop otelleri sinop otelleri sinop otelleri
Tıbbiyelinin Ateşten Gömleği: 14 Mart 1919
İrem YETKİN

Tıbbiyelinin Ateşten Gömleği: 14 Mart 1919

-Başladı, başlattılar!

-Kim, neyi başlattı?

-Bizler, Türk Tıbbiyelileri, İngilizlere ve dahi bütün Avrupa’ya gösterdik ki evlad-ı vatan uykuda değildir.  İşte bugün “Medeniyet ey Mehmet!” diye çığrınan bütün Avrupa görüp duyacak ki vahşet, işgal, yıkımken eylemleri, kimseyi ikna etmiyor o medeni söylemleri.  Şu bayrağı görüyor musun? Hikmet ve arkadaşlarının astığı şu bayrak and olsun ki bizim geçmişimiz, bugünümüz ve geleceğimiz. Anlıyor musun?

-Anlıyorum. Başladı, istiklal ateşi…

İstiklal ateşi...

Hikmet Boran ve arkadaşlarına 14 Mart 1919 günü, işgal altındaki şehirde şanlı Türk bayrağını Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'nin kuleleri arasına astıran yüreklerindeki o ateşti. Birkaç ay önce işgal altına alınmış şehirde daha düne kadar eğitim gördükleri okul İngiliz karargâhı haline gelmişti. Öğrenciler çatı katına sürülmüş, üzerinde yattıkları karyolalar ellerinden alınmış, askeri öğrencilerin üniforma giymesi yasaklanmıştı. Bu baskıdan, bu haksız işgalden bilhassa memleketin mevcut durumundan rahatsızlık duyan Türk tıbbiyelileri, derhal toplanıp okulun kuruluş yıldönümü kutlamaları bahanesiyle -ki o güne kadar hiç yapılmamıştır- bir organizasyon tertip etmişlerdi.14 Mart 1919 günü Dar-ül Fünun konferans salonunda tertiplenen toplantıda Memduh Necdet “İtiraf ediyoruz ki vatan, bilhassa onun kalbi, beyni olan İstanbul bu dakikada korkunç bir buhran geçiriyor. Ama korkmuyoruz… Buradayız, burada kalacağız… İstanbul bizimdir, çünkü halife ve hakan yatağıdır. İstanbul bizimdir çünkü şehitler ve tarih buradadır. İstanbul bizimdir, çünkü istiklâl buradadır.”ifadeleriyle bütün Türk tıbbiyelilerinin sesi, bütün vatan evladının feryadı olurken Hikmet Boran, eş zamanlı olarak ay yıldızlı bayrağı dalgalandırmayı başarmış ve bu hareketle Türk’ün kim olduğunu;
Hasta adamın iyileşip eski sıhhatine kavuşmasını yüreğinde umutla bekleyen Türklere,
Lale Devrinden bu yana uykuda olan maalesef Türklere, 
Viyana bozgunuyla başlayıp 250 yıldır süregelen Avrupa karşısındaki geri çekilişimizi hevesle izleyen gayrı Türklerehatırlatmıştı.
İşte o gün vatanın kalbi, vatanın beyni olan İstanbul’da da başlayan bu isyan, bu istiklal ateşi, yakın zamanda yurdun belli kesimlerinde alevlenecek; İstanbul’dan Samsun’a hareket eden vapurdaki sarı saçlı, mavi gözlü bir yiğidin önderliğinde tüm ülkeyi saracaktı.

İstiklal ateşi…

Hikmet ve arkadaşlarının ruhunu saran bu ateş Çanakkale’de şehit düşen 190 Türk tıbbiyelisinin yüreğindeki ateşle aynıydı. Seyit Onbaşı’nın top mermisini kaldırırken duyduğu o yüce maneviyatla aynıydı. Köydeki Fatma ninenin tek evladını Allah'a ısmarlarken gözlerinden akan yaşla aynıydı. Kut’ül Amare’de İngilizlere silah bıraktırıp zafer kazanan Halil Paşa’nın kararlılığıyla aynıydı. Sarıkamış’ta zemheri soğukta, bir an bile dönmeyi düşünmeyen Mehmetçiğin kat’i tevekkülüyle aynıydı.Mondros’tan 72 gün sonra dahi müdafaayı bırakmayan Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa’nın inadıyla aynıydı.İzmir’de Yunan’a ilk kurşunu atan Hasan Tahsin’in namlusundan çıkan öfkeyle aynıydı. Yorganını ve üzerindeki kazağı bebeklerine değil de mermilerin üzerine örten Şerife Bacı’nın haletiruhiyesiyle aynıydı. Kocabaş durunca kağnıya kendini koşan Elif’in azmiyle aynıydı. Vatanın dara düştüğü bir anda, bitkin bir millete önder olan Mustafa Kemal’in cüretkâr duruşuyla aynıydı.

İstiklal ateşi…

Tıbbiyeli ruhunu,  payitahttan Sivas Kongresi’ne taşıyan bu ateşti. Türk tıbbiyelileri Sivas Kongresi’nde kendilerini temsilen 3.sınıf öğrencisi Yusuf Naci ve Hikmet’i seçecekler ancak toplanılan para yalnızca birinin yol masrafını karşılayacağından Yusuf Naci hakkından feragat edecek, Hikmet Boran bir kez daha tarih sahnesinde ön plana çıkarak Türk tıbbiyelilerinin gururu olacaktı. Diğer İstanbul delegeleri kendilerine göre ehvenişer olan manda ve himayeyi savunurken aksine genç tıbbiyeli Hikmet “Paşam, murahhası bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya İstiklal davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle red ve takbih ederiz. Farzımuhal manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve tel’in ederiz.” sözleriyle Mustafa Kemal’i son derece memnun edecekti. 14 Mart 1919 günü İstanbul’da Türk tıbbiyelilerini çepeçevre saran istiklal ateşi bu kez de Sivas Kongresi’nde, askeri idadiye girdiği ilk andan itibaren bu ateşi damarlarında hisseden Mustafa Kemal’in ağzından savaşın parolası olarak dökülecekti: “Ya istiklal Ya ölüm!”

İstiklal ateşi…

Bu kor ateşle yıllarca kavrulan toprak en sonunda yine Türklere yurt kalacak, düşman kendini soğuk sularda çırpınırken bulacaktı. Mustafa Kemal’e kutlu zafer yolunda en yakın dost olan bu ateş, vatan sevdalısı bir milleti hakkı olan hürriyete kavuşturup yandıkça var olacak bir ülkenin temelini oluşturacaktı. Türk milleti, ulu önderiyle birlikte her alanda var gücüyle çalışarak muhasır bir medeniyet inşa edecekti.
Başaracaklardı.
Başardılar.

İstiklal ateşi…

14 Mart 1919’da işgal altındaki İstanbul’da tıbbiyelilerin; Urfa, Antep ve Maraş’ta Kuvayı Milliye’nin; sathı müdafaada Mustafa Kemal’in meşalesini tuttuğu bu ateş gelecek nesillere miras kalacak, onu müdafaa etmek ve bu ateşin daima yanmasını sağlamak Türk gençliğinin en birincil vazifesi olacaktı.

Başaracaklardı.

Başardılar.

Başaracağız!

 

Türk gençliği atasından miras kalan değerlere gözü gibi bakacak, istiklali tehdit eden herhangi bir durumda vaziyet alıp elbet mücadele edecek, elbet vatanına sahip çıkacaktır. Ama bizler, Türk genci olmanın yanı sıra Türk tıbbiyelisi olmaya mazhar olan bizler, vatan savunması mevzu bahis olduğunda bu mücadeleyi en ön safta yürütmekle görevli olanlardan olacağız. Bunu, istiklal uğruna bir an bile tereddüt etmeden Çanakkale’ye koşan 190 tıbbiyeliye borçluyuz. Bunu işgal altındaki şehirde, vatanın kalbinde, herkesten önce davranıp ay yıldızlı bayrağı ilk dalgalandıran Hikmet Boran’a borçluyuz. Bunu tıbbiyeli ruhunun ete kemiğe büründüğü güne, 14 Mart’a borçluyuz!

 

Unutmayın!

14 Mart ülkenin kalbinde çağlayan isyandır. Türk tıbbiyelilerinin, mevcut ahvale gözlerini kapamış başkentte korkusuzca başlattıkları başkaldırıdır. 

14 Mart ay yıldızlı bayraktır. Türk yurdunda, Türk milletinin başka bir bayrağın gölgesi altında yaşamayı asla düşünmeyeceğinin ispatıdır.

14 Mart istiklaldir. Türk tıbbiyelisinin işgali, manda ve himayeyi kabul etmeyeceğinin tarihi bir göstergesidir.

14 Mart bu vatanın teminatıdır. Vatanı müdafaa etmek durumunda, tıbbiyeli gençliğin her daim hazır ve nazır olacaklarının sözüdür.

14 Mart bilinçtir. Bilim yolunda Aziz Sancar olmaya hazır olan Türk tıbbiyelisinin, istiklal yolunda Hikmet Boran olmaya hazır olacağının vaadidir.

14 Mart Türk tıbbiyelilerinin geçmişe borcu, geleceğe mirasıdır. Bu borcun bilinciyle yaşamak ve bu bilinci gelecek nesillere aktarmak tüm tıbbiyelilere vazifedir.

14 Mart yüz yıl geçse de değişmeyecek olan tıbbiyeli ruhudur!  

İşte bugün yüreklilikle ifade ediyorum ki: Borcumuz ağırlığınca değerli, yolumuz uzunluğunca çileli, var olsun Türk Tıbbiyelileri!

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Güney Azerbyacanlı Sporcu Ermenilerin Türkiye Elçiliğinde Yapacağı Eylem Hakkında Mesaj Yayınladı
Güney Azerbyacanlı Sporcu Ermenilerin Türkiye Elçiliğinde Yapacağı Eylem Hakkında Mesaj Yayınladı
Kazakistan'da 4. Avrasya Kitap Fuarı 2019
Kazakistan'da 4. Avrasya Kitap Fuarı 2019