istanbul escort

escort istanbul

istanbul escort bayan

porno izle

porno indir

sex shop sex shop sex shop sex shop sex shop sex shop sex shop vibrator vibrator vibrator izmir sex shop izmir sex shop ankara sex shop ankara sex shop antalya sex shop penis pompasi penis pompasi sinop otelleri sinop otelleri sinop otelleri sinop otelleri sinop otelleri sinop otelleri
Kurtuluş Mücadelesinde 14 Mart Ruhu
Selman Kürşat BALCI

Kurtuluş Mücadelesinde 14 Mart Ruhu

Milletler tarihlerinde sahip oldukları topraklarda hakimiyetlerini sürdürmek için mücadele etmiş kahramanlara sahiptirler. Kahramanlar bazen nesilden nesile dil yoluyla aktarılarak destanlaşmış, bezen yazılı kaynaklarda tarihe ışık tutmuş bazense milletler ve devletler tarihinde çok önemli yere sahip olmalarına rağmen bünyesinden yeşererek çıktıkları toplumlar onlar hakkında pek kısır bir bilgiye sahip olmuşlardır. 

14 Mart, Türk devletler tarihinde son umut, son kale ve geri çekilişte sınırlarından bir karış içerisi dahi kabul olunmaz Türkiye topraklarında kurulacak cumhuriyetin, ateşini yakan tarihin ve unutturulmaya çalışılan ittihad fikirli kahramanlarının destanıdır. Nitekim, askeri tıbbiye nesli 1911’de “Türk kavmi, hayat-ı inkıraz yaşamaktadır. Buna seleflerimiz gibi lâkayt kalamayız. Hayat ebedî bir mücadeledir ve bu mücadelede muvaffakiyetin en büyük şartı, maarif ve mekteplerin galebesidir. Bizler; tekamül kanununa riayet fikrinde ısrarlı, ziraat, ticaret ve sanayi ile kazanılmış bir içtimaî hakimiyeti, kuru bir siyasî hakimiyete tercih etmekteyiz. Nesl-i müstakbel temiz olsun; miskinliği günah, faaliyeti ibadet bilsin. Müteşebbis, kuvvetli ve servet sahibi olsun.” diyerek kaleme aldıkları mektuplarıyla devrin ileri gelen aydınlarını harekete geçirmiş ve kurtuluş mücadelemizin temel kuruluşu konumundaki Türk Ocakları’nı kurmuşlardır. Gazi Paşa, Ocak için “Türk Ocağı, Türk’ün has ocağı, varlık ve birlik ocağı, yüksek alevlerle tütsün, muhitine nurlar saçsın; yaşasın ve yaşatsın. Türk Ocağı, Türklük güneşinin ocağıdır. Asırlarca bunu söndürmek için çalıştılar. Bu ocak hepimizi aydınlattı.” sözleriyle dört duvardan teşkil ocağı değil, Askeri Tıbbiye ruhunu bilhassa 14 Mart ruhunu kastetmektedirler. 

1919 Martının o dizginlenmez kalplere heyecan veren gününde, Tıbbiyeli Hikmet (BORAN) ve arkadaşları kuşatma altındaki ‘Askeri Tıbbiye’ binasında gizli toplanmalar neticesinde yaptıkları planı devreye sokmuşlardır. Askeri Tıbbiye’nin kuruluş yıldönümünü mazeret göstererek, üç kişinin bir araya gelmesi yasak olan o günlerde tüm tıbbiyeyi fakülte bahçesinde toplamış ve bir anda tıbbiye iki kulesi arasına çekilen Türk Bayrağı ile eylem yürüyüşü başlamışlardır. Bu direniş, tüm Türk milletinin, istiklâli müdafaa mecburiyetinde, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağı vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceğinin yegane göstergesidir. Tıbbiyeliler, kalubelada verdikleri söz üzere, İslam’ın şanlı sancağını taşıyan Türk ırkını kurtarmak için ileri atılırken;

"Aşığam hər nəyəm, buyam!

Çətin ki, namərdə uyam.

Alışana sərin suyam,

Üşüyənə kürkəm oğul,

Türk oğluyam türkəm oğul." dizelerini kendilerine adeta bir görev bilmişlerdir. 14 Mart yalnızca tıbbiye iki kulesi arasına açılmış Türk Bayrağı değil, Arif Nihat ASYA'nın yıllar sonra,

"Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...

Gölgende bana da, bana da yer ver.

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:

Yurda ay yıldızının ışığı yeter."

dizelerinden ilhamla benliğini unutmaya başlayan milletin beynine yıldırım gibi düşen bayrak bilincinin de temelidir. 

 

14 Mart, bir ulusun inancının göstergesi, "Nasıl böyle bir imanı boğar?" diyerek yakaran şairin sesine kulak, ol deyince olduran yüce Rabbin, yeryüzünde adının yaşatılması uğruna Türk tıbbiyelilerinin göğüs göğüse mücadelesidir. Bu iman ve mücadele aşkı Hikmet BORAN ve arkadaşları şahsında tıbbiyelilere had bilmez, zincir tutmaz, gözü vatan ve millet uğruna vazifeden gayrısını görmez bir hal katmıştır. Burada bahsettiğimiz had bilmezlik, yaşları 18’li olmasına rağmen bir vatan kurtarmayı göze alabilmekten ve buna cüret göstermekten ileri gelmektedir. 

14 Mart ruhu yalnızca 14 Mart 1919 ile sınırlı değildir. Tıbbiye temsilci Hikmet Boran’ın Sivas Kongresi’nde, gaflet içinde manda ve himaye fikrini ortaya atanlara karşı, Mustafa Kemal Paşa’ya dönerek, "Paşam, murahhası bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle red ve takbih ederiz. Farzı mahal, manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal'i 'vatan kurtarıcısı' değil, 'vatan batırıcısı' olarak adlandırır ve tel'in ederiz" der.  Asil kanın, bu ifadesi üzerine Mustafa Kemal Paşa,  “Azınlıkta kalsak bile mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez. Ya İstiklal ya ölüm!” diyerek kurtuluş kavgasında Türk gençliğinin, Türk tıbbiyelilerin önemini göstermiştir. Bu direnişte tıbbiyeliler 14 Mart ruhu ile cumhuriyet kurulana ve ilke, inkılaplar milletin bünyesinde kabul ve tasdik görene dek mücadeleden geri durmamışlardır. 

14 Mart nesli, Atatürk’ün Nutuk’un sonunda seslendiği Türk gençliğinin, vücut bulmuş halidir. Bu neslin üzerlerinde duyduğu asıl sorumluluk Türk milletinin bilincinin uyandırılması ve milli mücadelenin tesis edilmesidir. Onlar biliyorlardı ki, kanla kazanılan topraklar, kanla kaybedilir ancak Türk ırkından tek bir nefer dahi kalsa vatan tekrar kazanılıp hakimiyet sağlanabilir. Toprakları elinde bulunduran fertler milli ruhtan  yoksun ve anlamını bilmiyorsa o halde coğrafya üzerinde sınırları belirli alanın ismi Türk yurdu  olmuş ne çıkar. Vatan ancak üzerine kanı akmış bir milletin değerini bilen gelecek nesillerle anlam bulur. Bunun için milli bilincin ve top yekun mücadelenin zarureti apaçık ortadadır. Tıbbiyeliler bunun  bilinci ile milli mücadelenin fikir hareketini 1911’de Karacaahmet Mezarlığı’nda başlatmış, düşman işgaline karşı ilk milli refleks ile fiili hareketi de 14 Mart 1919’da Mekteb-i Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire bahçesinde göstermişlerdir. 

14 Mart, tıbbiye nesline maziden atiye bir sorum yüklemiştir. Tıbbiyeliler, günümüz ve gelecekte dahi, geçmişten seslenen yüce gönüllü dava erlerine kulak vermeli ve miskinliği günah, faaliyeti ibadet bilmelilerdir. Davaları, hekimlik mesleğinin yanında, şanlı Türk Bayrağı’na yakışır temizlik ve uğruna mücadele etmekten kaçınmayacak aksiyoner kimliktir. Bu kimlik onlara ebedi bir mücadele aşkı katacaktır. Mücadelede aksi inkar edilemez birinci vazife hasbi olmaktır. Hasbilik ve diğergamlığın yoksunluğu, harekete zarar verecek, mazi neslin şanına leke sürek bir takım hadiselere yol açabilecektir. Bu hadiseler en basit örnekleriyle ülke geneli birbirinden habersiz tıbbiyelilere, birbirlerinin sorunlarına duyarsız hekimlere ve askerinden, polisinden rahatsız meslek odalarına yol açabilecektir, açmıştır. 

Tıbbiyeliler ölü rüzgarlara asla kapılmamalı, gaflete düşmemeli, 190 Askeri Tıbbiyeli’nin, onların peşi sıra gelen 14 Mart ruhunun vermiş olduğu sorumluluğun farkında olmalıdır. Bu sorumluluğun vebali yine onların boynundadır ve diğer dünyaya taşınamayacak büyüklüktedir.

Allah bir 14 Mart daha yaşatmasın diyor, ömrünü vatan mücadelesine adamış tıbbiyelileri ve onların şahsında tüm şehit ve gazilerimizi hayranlıkla, minnetle ve dualarla yad ediyorum. Yazımı 190 Askeri Tıbbiyeli  ve 14 Mart neslinden her bir ferdin hakkı ile yerine getirdiğini düşündüğüm büyük Türkçü Hüseyin Nihal ATSIZ’dan şu dizelerle bitirirken ulu uçmakta 191. olabilmeyi diliyorum.

“Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!

Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?

Mefkuresinden başka her varlığı unutan,

Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın...”

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kırgızistan'da Kök Börü Spikerleri Hem Anlatıyor Hem Eğlendiriyor
Kırgızistan'da Kök Börü Spikerleri Hem Anlatıyor Hem Eğlendiriyor
Türkmenistan’da Nevruz Onuruna Af İlan Edildi
Türkmenistan’da Nevruz Onuruna Af İlan Edildi