Advert
Konsolosluğa Sıkışan Ortadoğu
Senem KARABULUT

Konsolosluğa Sıkışan Ortadoğu

Türkiye Cumhuriyeti olarak epeyce zamandır ilginç bir sürecin içinde olduğumuz çok aşikar. Misyoner Brunson ve Gazeteci Jamal Khassogi. Diğer adıyla Cemal Kaşıkçı. Dünya gündemi her zaman ekonomi üzerinden şekillenerek farklı haberlerle ortaya çıkmaktadır. Silahlanmanın ve örgütleşmenin had safhada olduğu Ortadoğu coğrafyasında doğmuş, Suudi Arabistan’nın tavırlarına karşı duruş sergileyen entelektüel olarak adlandırabileceğimiz bir gazetecinin – hemen herkes sadece bir gazeteci olmadığını söylüyor-  nişanlısının  “Cemal için endişeleniyorum” sözleriyle gündemimize Kaşıkçı’nın akıbetinin ne olduğu sorusu bomba gibi düştü. 

Hatice Cengiz nişanlısının “Başıma bir şey gelmesi halinde Yasin Aktay’ı ara” sözlerini de basınla paylaştı. Yasin Aktay ise BBC’ye verdiği röportajda “..onunla son görüştüğümde bana ifade ettiği asıl korkusu öldürülme korkusu değildi, kaçırılma korkusuydu, kaçırılıp Suudi Arabistan'a götürülme korkusuydu çünkü Suudi Arabistan'a bu şartlar altında gitmek, onun için ölmek gibi bir şeydi.”diyerek soruya yanıt verdi. [1]

“2 Ekim’den beri kayıp olan gazeteci neredeydi” sorusuna gelmeden ilk olarak bu gazeteci kimmiş bir öğrenelim.

Kaşıkçı ailesi Suud uyruklu olup müezzin yetiştiren bir aile olarak Kayseri’nin eski ailelerinden birisi olarak tanınmaktadır. Muhammed Kaşıkçı  tıp okuduktan sonra  ana vatanına dönerek saray doktorluğu yapmaya başlamıştır.  1936 yılında doğan oğlu Adnan ise öğrenim görmek üzere Amerika’ya gider. Babasının prestijini kullanarak kendini iyi şekilde tanıtan Adnan Kaşıkçı ABD ve İngiltere çok önemli kişilerle önemli ilişkiler kurar. Lübnan iç savaşından sonra petrol işlerinde çok ileri noktalara gelen Adnan Kaşıkçı 80’lerin sonunda 4 milyar dolar servete sahip olmuştur. 2000’lerin başına geldiğinde servetini hızlı bir şekilde kaybetmeye başlayan Adnan Kaşıkçı karısından da o dönem boşanınca, iflas etmiştir. Bu süreçte Suudi Arabistan’da Kaşıkçı ailesi önemli noktalara gelmiş nüfuzlu bir aile konumuna yükselmiştir. . 

1958’de Medine’de dünyaya bir çocuk geldi. Adnan Kaşıkçı’nın yeğeni Cemal Kaşıkçı.

İngiltere’yle yakınlığının bilindiği bu Kaşıkçı ailesinin torunlarından Cemal Kaşıkçı, Amerika’da eğitim almak istedi.  Indiana State’deki eğitimini bitirdikten sonra Suudi Arabistan’a gider ve bir muhalif olarak göze çarpmaya başlar. El-Vatan gazetesinin başına tam yetkiyle getirilen Cemal Kaşıkçı, dini yapıyı eleştirmeye başlayınca 52 günün sonunda istifa eder ve ülkesini terk etmek zorunda kalır. ABD’ye yerleşen Kaşıkçı, Trump’ın aday sürecinden başkan olması sürecine kadar Trump’ı çokça eleştirir.  Daha sonra Washington Post’da Prens Selman’ın 2030 projesini överek kaleme almaya başlar.  Daha sonra Türkiye’ye gelen Cemal Kaşıkçı hepimizin artık yüzüne aşina olduğumuz nişanlısıyla dünyayı gezmeye başlar. Sosyal medya hesaplarına baktığımızda anlayacağım üzere bu çift dünya turu yapıyordu diyebiliriz. 

Peki neden Türkiye’de evlenme kararı almışlardı? Ya da Cemal Kaşıkçı kaçırılma korkusu taşıyorsa nişanlısı Washington Post’a “Cemal büyükelçilikte güvende olacağından emin biçimde gitti. Türkiye tarihinde böyle bir olayın hiç yaşanmadı, sıcak bir ön karşılama oldu.” diye bir söylemde neden bulundu?

 

Kaşıkçı kaybolduktan 3 gün sonra ABD, NBC muhabiri Kaşıkçı’nın parçalanarak öldürüldüğünü ve diplomatik kutulara konularak çıkarıldığını yazdı. Bu olaylardan 4 gün sonra aranan Suud konsolosluğu bir görüntü servis etti. Kaşıkçı’nın konsolosluğa girdiği bir video; fakat çıkışı olmayan bu video komplo teorilerini artırdı.  Bu süreçte Türkiye’ye iki  Suud uçağının geldiği ve cesetin o uçaklarla götürüldüğü yazıldı. Birinci uçak kısa sürede döndüğüne göre ceset onun içinde olamazdı. Diğer uçak ise 13 saat sonra Riyad’a dönmüş müydü? Daily Mail gazetesinin ortaya attığı iddia üzerine uçak Riyad’a değil Dubai’ye inmişti ve Kaşıkçı yaşıyordu. Böylelikle ölüm timi haberleri de kendi kendini imha etmiş oldu. 

Fakat sıklıkla dünyayı gezen herhangi bir yerde de bir kazaya kurban gitmesi mümkün olan bu gazetecinin konsoloslukta öldürülmesinin sebebi Brunson meselesinden yeni çıkmış bir Türkiye’yi başka krize sürüklemek mi? Peki Brunson krizinin sebepleri neydi? 

Afrikalı yerli bir lider misyonerleri şöyle anlatmıştı:

"Onlar Afrika'ya geldiğinde ellerinde İncil vardı; bizim elimizde ise topraklarımızın tapusu. Bize sözde bağımsızlık verdiklerinde ise, onların elinde arazilerimizin tapusu; bizim elimizde İncil bulunuyordu."

Dünya tarihine kısa bir göz gezdirecek olduğumuzda Hz. İsa’nın 12 havarisini “misyoner” yani “Hıristiyanlığı yaymakla görevli kişi” olarak adlandırmak mümkündür. Filistin topraklarında gelen bu dini yaymak için havariler kullanılmıştı. O dönemde bunun amacı insanlara Tanrı’nın varlığını ve birliğini anlatmak ve gerekli ibadetleri yapmasını söylemekten öte değildi.  Milattan sonra (Hz. İsa’nın ölümü) günümüze kadar gelebilen bu dine inanan 2 milyardan fazla inanan insan olduğu bilinmektedir.  Dünyada 4 binden fazla din olduğu bilinmektedir. Bunca din arasından neden Hıristiyanlığın bu kadar inananı vardı? İnsanların dinini seçmesi tabiiki kötü bir durum değildi lakin bu dini nasıl seçtiği çok daha önemli olduğu gerçeğini görmek zorundayız.

Osmanlı’nın duraklama dönemlerinde baş gösteren ve yıkılışından günümüze kadar gelen süreçte Türkiye’deki misyoner faaliyetlerle ilgili kaynakları bulmak zor değil. Erol Güngör’ün “Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri” kitabının 46. sayfasında şu cümleler geçmektedir: “…Robert Koleji talebesinden hiçbir Müslüman talebe Hıristiyan olmadı. Fakat gerek bu mektepten, gerek sayılamayacak kadar çok Amerikan ve katolik müesseselerinden çıkan talebe –birtakım sütü bozuk olmayanlar müstesna- milliyetten, Türklükten çıktılar. Bunlarda ruh kalmadı. Bunlar zahiri birer Amerikalı, cismani birer frenk oldular. Fakat zavallıların ruhu öldü.” Yani burada yazılan birkaç cümleden de anlaşılacağı üzere asıl amaç İncil ile dini yaymak Tanrı’yla bütünleştirmek olmadığı aşikar. Amaç kontrol edilebilecek, yönledirilebilecek bir nesil ortaya çıkması.

1923’te Cumhuriyet ilan edildikten sonra Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1935 yılında çıkardığı yasayla Türkiye’deki misyoner faaliyetler kesilmişti. 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki süreçte bu tür dini(!) okulların(!) sayısı günümüze kadar artarak gelmiştir.   

En yakın misyoner faaliyetini “Brunson” adındaki bir rahiple gördük. PKK’lı teröristlerle fotoğrafları olan onları ziyarete giden bir adamın ülkemizde yürüttüğü bu faaliyetler neticesinde ilgili mahkemece tutuklandı. Lakin bir problem vardı. Amerika! Amerika gibi belli bir ulusa dayanmayan halk yapısına sahip olmasına rağmen vatandaşlarının her zaman yanında durduğunu göstermiştir. Gerek filmlerde sübliminal mesajla gerek de gerçek hayatta.

Brunson meselesinde serbest bırakılmadığı halde yaptırımlarla tehdit eden Amerika, ekonomik yaptırımlarla bu sözlerinin arkasında durduğunu göstermiştir. Brunson sadece bir rahip değildi. Bir ajan gibi görevlerini yerine getirmekle yükümlüydü. Teröristlerle arasını iyi tutması, oturduğu mahalledeki vatandaşları mezhebine göre ayırması bir işler çevirdiğine örnekti.
35 yılla yargılanan bu misyoner neden serbest bırakıldı ki? Yoksa bu papaz kurtarma operasyonuna ABD halkı inanmamış mıydı? Yoksa başka bir krizin geldiğinden haberdar oldukları için bu mesele örtbas edilmeye mi çalışılıyordu?

Aramaya izin vermeyen Suudi konsolosluğunda baskı kurmayarak süreci iyi değerlendiren hükümetin yaptıklarını göz ardı etmemekte fayda var. Bu tarz sıkıntılarda önemli olan süreci nasıl değerlendirdiğiniz olacaktır.

Kaşıkçı öldüyse cesedi neredeydi? Asıl soru elbette bu değildi. 2030 planını açıklayacak Suudi Arabistan yaptırımlardan nasıl kendini nasıl kurtaracaktı? Seçime giden Trump yerini koruyabilecek miydi ve uygulayacağı yaptırımların - 110 milyarlık silah yatırımı hariç – türü ve boyutu ne olacaktı? Kaşıkçı kriziyle İstanbul’un güvenli olmadığı haberlerinin yayılması Türkiye’yi nasıl bir duruma sürükleyecek? Kaşıkçı’nın konsolosluktan çıktığı görüntüleri verilirse Türkiye bu durumda ne yapacaktı? 

 

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-45909985  [1]

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"Diasporamız Göz Ardı Edilemez Bir Toplama Ulaşacak"
Kırgızistan'da Tarihi ve Ecdadı Anma Günü
Kırgızistan'da Tarihi ve Ecdadı Anma Günü