porno izle porno izle sex hikaye porno porno izle

istanbul escort escort istanbul

istanbul escort

Türkistan’da Mimari İz
Senem KARABULUT

Türkistan’da Mimari İz

İnsanoğlunun çevresini düzene sokması prehistorik dönemden başlar. Bu dönemde barınmak için mağaralar kullanılmıştır.1 İnsanoğlunun hayatını sürdürebilmesi  için temel ihtiyaçlarını karşılaması gerekmektedir. Bu ihtiyaçlar Maslow’a göre; fizyolojik ihtiyaçlar, güven ihtiyaçlar, ait olma ve sevgi ihtiyaçlar değer ihtiyaçları ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarıdır.  En temel ihtiyaçlar arasında fizyolojik ihtiyaçlardan barınma; bütün temel ihtiyaçların karışımını kapsamaktadır.
Türk denilince akla yüzyıllar boyu savaşçı ve göçebe bir toplum gelmiştir. Fakat Türk halkı özellikle “Türkistan” dolaylarında yaşarken gösterdiği sanat,müzik, matematik, mimari başarısını günümüzde yeterince gösterememektedir.
Barınma mekânı hazırlanırken birçok problemle birlikte ortak çözümü sunmaktadır. Türk konut tipolojisi incelendiğinde sunulan çözümlemeler Türk kültürü hakkında oldukça bilgi vermektedir.
Kültür mirasımızın devlet hazinelerindeki maddi kaynaklardan daha değerli olduğunun bilincini anlamakta zorlanmaktayız. Türkistan ‘da bulunmuş olan “mimari değer” taşıdığını düşündüğüm ögeler günümüz mimarisiyle harmanlandığında büyük yankı uyandıracak kadar kaliteli ve matematik zekası içermektedir.


TÜRK ÇADIRI
Türk Çadırının Tanımı

Kırgızistan bayrağına sembol olan Yurt adı verilen çadır, Türklüğün en eski çağlarından bugüne halen kullanılan bu çadır göçebe hayatın en önemli öğesidir.
Keçe, deri, kıl dokuma ya da sık dokunmuş kalın bezden yapılarak direklerle tutturulan, taşınabilir barınak, çerge, oba, otağ.2 Türkistan Türk devletlerinde bir azamet, Müslüman Türk devletlerinde ise bayrak ve tuğ ile beraber hakimiyet alameti olarak telakki edilmiştir. Çin kaynaklarına göre eski Türklerde bayraksız otağ, otağsız bayrak olmazdı. Uygurlarda, hakan çadırlarına “Bayraklı otağ” denilirdi. Bundan, hakanın çadırının aynı zamanda savaş karargâhı olduğu düşünülebilir.

Türk Çadırının Yapısı

Türk adı tarihte ne zaman ortaya çıktıysa Türk çadırı da o zamandan beri vardır. Çadırlar o dönemde etrafta bulunan malzemelerle yapılmaya başlanarak iklimsel faaliyetlere göre malzeme bakımından gelişim göstermiştir.
Türk çadırlarının ayakta durabilmesi için zemine oturan ve 45 derecelik açıyla kesişen pragmatik bir yaklaşım sergilenerek kargıların bağlanmasıyla strüktür elde edilerek sağlanmıştır.3
Esnek kargılar eğerek dairesel plan oluşturan çadırların tavan eğrisi Eberhard’a göre 28 bölümden oluşmaktaydı. Her bölüm bir takımyıldızının iz düşümüydü. Elbette ay döngüleriyle alakalıydı. Ay dünya etrafında dönüşünü 28 günde tamamlardı ve her takımyıldızı bir noktada konaklardı.
Otağın tepe noktasında bulunan açıklık ise kutup yıldızını görmeyi sağlıyordu.Tavan eğrisindeki açıklığa şangrak(şanırak) denir. Gök Tengri inancı tabiat güçlerine tapınıyordu. Kırgızların milli bayrağı, kazakların devlet armasını şangrak taşır. Kutsal sayılan şangrak yere bırakılmıyor, belli bir yüksekliğe bırakılır ve sadece deve üzerinde taşınırdı.
Şangrak üzerindeki çapraz çeltikler ise hava durumunu anlamaya, pusula işi görmeye yarayan mühendislik harikası olarak günümüze kadar varlığını sürdürüyor. Şangrağa bağlanan oğuklar 60 kargıdan oluşmaktadır ve sabittir. Otağa ne kadar büyük olursa olsun derece hesabı olduğu için sayıyı sabit kılıyor. 360 derece hesabıyla tasarlanan Türk çadırı o günden beri hesaplamanın Türklerde ev kültüründen beri var olduğunu göstermektedir.3
Otağda bulunan kanatlar iklime göre farklılık göstermektedir. Açılış yönü zeminden tavana doğru olan kanatlar kuşlarsan esinlenerek yapılmıştır. İklim eğer soğuksa küçük kanat yapılır, iklim sıcaksa büyük kanatlar yapılarak çadırın ısıtma koşulları korunur. Çadır strüktürü yapıyı oluşturduktan sonra çadırın açıklıklarını kapatma ihtiyacı iklimsel koşullardan doğmuştur.  Koyun, tavşan, deve, lama gibi memeli hayvanların yünleri ile tiftik keçisinin kıllarının su, sabun ve ısı yardımıyla oluşturulan alkali bir ortamda liflerinin bir araya gelmesiyle oluşturulan keçe malzemesi4 çadırın iklim koşullarından korunmas ını sağlamakla birlikte mahremiyet kavramını da sağlamıştır. Eğer kişi zengin ise koyunyününden oluşturulan keçe ak rengi alırdı. Eğer koyun az ve başka hayvan kılları da kullanıldıysa boz rengi alır. 3
Bölünme sözü Türk’e aykırıdır. Özü bölmek, özden ayırmak demektir. Bu yüzden Türk otağları aile bağlarını sağlam tutmak amacıyla bölme olmadan yapılmıştır.
Türk’ün de uzun süre güçlü kalmasının sebebi aile bağlarının güçlü olmasıdır.Türk otağı dairesel plana oturtulmuş bir tipoloji görülmektedir.
Türk otağı binlerce yıldır esnek bir mekân olmuştur. Otağda yemek birlikte yenir, birlikte oturulur, birlikte yatılırdı. Yemek pişirme eylemi yine bu otağ içinde gerçekleşirdi. Ocağın arkasında “tör” (başköşe) adı verilen bölüme evin reisi, yaşlılar ve misafirler otururdu.4
Türklerde kadına verilen önem çadır içinde de kendini belli etmektedir. Bayraklı otağlarda özellikle toy zamanı kadın Hakan’ın sağında otururdu törde otururdu. Otağın içinde sirkülasyon alanı olarak toprak üzerinde gezinmek yerine halı -iplerin belirli kombinansyonlarla ilmek atılarak bir arada tutulan döşeme- kaplaması kullanılmıştır. Çadırlar kadar eski bu halı Türklerin saç örme kültürüyle birlikte aynı işlevde çalıştığını göstermektedir.5
Halılara anlatılmak istenen durum doğadaki hayvanların figürlerini işleyerek aktarılmıştır.6 Aynı işlev Anadolu halılarında da görülmektedir. Binlerce yıl öncesinden kalan bu halıların soyutlama tasarımsal terimini o dönemde uygulamaları Türklerin sanat anlamında da geleceğe yön vermiş olduğunu görmekteyiz.

KURGAN
Kurgan Tanımı

Hun mimarisi denilince akla çadırlar ve kurganlar gelmektedir. Kurganlar çadırlar ve yavaş yavaş ortaya çıkan diğer mimari unsurlar sonraki devirlerdeki Türk mimarisini de etkilemiştir. Hun ölüm ve mezar geleneklerinin en belirgin örneklerini “kurgan (korugan)” oluşturmaktadır. Korumak eyleminden türeyen bu kelime daha sonra şehir ve kale anlamlarına gelmiştir.7

Kurganın Yapısı

Hunların yaptıkları bu mezar odaları kurgan adıyla anılırdı. Kurganların duvar ve tavanları kalaslarla kaplanır, üzerine toprak yığılmak suretiyle küçük bir tümsek hâline getirilirdi.8
İbn Fadlan, IX. yüzyıl Oğuz boylarının defin töreninin, Göktürklerin defin törenlerinden farksız olduğunu belirtir. XIII. yüzyıl Kıpçak-Kuman boyları, Wilhem Rubruk’un verdiği malûmata göre mezarlar üzerine yüksek tepe yaparlar, tepenin üzerine de bir heykel koyarlardı. Bu heykellerin yüzü doğuya bakardı.
Zengin adamların mezarı üzerine ehram şeklinde bir ev yaparlardı. Bu mezarlardan birini Rubruk şöyle anlatıyor: “yeni bir mezar üzerinde on altı tane at derisi gördüm. Bunlar mezarın dört tarafına dörder dörder olarak sırıklara asılmışlardı. Eberhard’a göre sırığa geçirilen atlar, ölünün cennete giderken bineceği hayvanlardır.Kurganlar 3 grupta toplanır: 1) 13-15 m olan küçük 2) 20-24m olan orta 3) 30-46m olan büyük olmak üzere çapları sınıflandırılmaktadır.7
Türklerde cesedi normal gömmenin dışında hem yakarak, hem de mumyalayarak gömme âdeti vardı. Hun kurganlarından çıkarılan cesetler hep mumyalanmış vaziyetteydi. Mumyalanmış ceset ahşap bir sandukaya konmakta, yüzü de doğuya çevrilmekteydi. Kurganlar çadırlar bir sonraki mimari aşaması olarak gün yüzüne çıkmaktadır. Hanedan üyeleri için yapılan kurganlar genellikle iki odalı olmaktaydı.  Kubbeli yapıya sahip olan hükümdar kurganlarıydı. Tepesinde şeref işareti bulunuyordu.9
Odalardan birine ölenin ahşap sanduka içinde cesedi, diğerine de atları ve şahsi eşyaları yerleştirilmekteydi. Şahsi eşyalar arasında elbise, halı, mücevher, kılıç, kımız, koşum takımı, ipekli kumaşlar, kartal pençesi ve geyik dişleri, pazırık halısı gibi maddeler yer almaktaydı.

STUPA

Stupa Tanımı

Budizmin en önemli yapısı olan ve içinde kutsal emanetler saklanan Hint kökenli anıt olarak tanımlanmaktadır. 10Uygur Türkleri maniheizm diniyle tanıştıktan sonra budizmin yalnız kültürel değil, mimari, müzik, sanat –savaş bizim için sanattır- gibi özelliklerinden de etkilenmiştir.

Stupa Yapısı

Stupa denen Budist türbeler, içi dolu bir kubbe şeklindeki yapılırdı. Uygur stupası ise kubbeli otağa benzer bir yapıya dönüşmüştür.Türk Budist mimarisinde gelişen stupalar, İslâmiyet’ten sonraki Türk türbe mimarisinintemelini oluşturmaktadır. Uygurlardaki stupa şekli “yurt tipi” çadır şeklinden ilham almıştı. İslâmiyet’ten sonraki Türk mimarisinde soğan kubbe denilen lotus kubbe tipi de ilk kez Uygur stupalarıyla başlamıştır. Türklerden önce stupalar, bir dinî şahsiyetin kemiklerinin ve eşyalarının muhafaza edildiği kubbeli yapılardan ibaretti. Ayrıca stupa denen kubbeli tapınaklarda duvar ile kubbe arasındaki bağlantıyı sağlamak için üçgenler kullanılmıştır. Daha sonra Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde kullanılan bu üçgenler “Türk Üçgeni” olarak adlandırılmıştır.11

SONUÇ
Türklerde çadırın kültüre, sanata, savaşa, aile yapısına kadar etkisi Türk kültürünün o dönemde diğer topluluklara göre daha ilerde olduğu göstermektedir. Malzeme-mekân ilişkisi, mekân-tavan ilişkisi, strüktür ile yapı kontrolü gelişmiş mimari bir kültürün hazineleridir. Kurgan ile aşamalı ilerlemeye başlayan mimari farklı coğrafyalara gittikçe farklılıklar göstermektedir. Stupa ile tanışan Uygur Türkleri bu kubbeleri özünden ayırmamış ve çadırın kubbesine göre yorumlayarak eserlerini bırakmıştır. Amerikan ve Avrupa etkileri ülkemize nüfuz ettikten sonra kişisel zevkle,r milli kültürden uzaklaşma yolunda büyük bir yol kat etmiştir. Bu yüzden konutlar Türk kültürüne göre tasarlanmaktan uzaklaşmıştır. Bazı ülkelerde günümüzde yapılan ve Türk izi taşıyan anıtlar zamanla gelişecek ve konutlara kadar indirgenecektir.
Bu bağlamda bize düşen görev her bir Türk’ün kendi alanında tarihine bakarak Türklerin ne yaptığını araştırmalı, hocaların kendi alanlarındaki bulguları öğrencilere dersleri bağlamında sunmalıdır. Başka meslek dallarında sahada çalışanların ise mesleki işlerinde bu bulguları kullanarak nesillere yayılmasına yardımcı olunmalıdır.

KAYNAKÇA:

1 BOZKURT ,Gülçin / ALTINÇEKİÇ Hakan Anadoluda Geleneksel Konut ve Avluların Özellikleri ile Tarihsel Gelişiminin Safranbolu Evleri Örneğinde İrdelenmesi ,İstanbul Üniversitesi, 2013 

2 Türk Dil Kurumu

3 TRT Avaz Türk Dünyası Belgeselleri- Keçe ve Kımız Belgeseli  7 Haz 2016

4 Times to the 18. Century, Taschen, Köln 1998, s. 51-52.

5 JETTMAR, Kari L'Ari Des Steppes, Paris 1965, s. 108

6 ULUENGİN, Nihal Sosyo-Kültürel Değişmelerin Geleneksel Türk Evi Tasarımına Etkiler

7 TAŞAĞIL, Ahmet, Kök Tengri’nin Çocukları, İstanbul, 2013 s.78

8 İLTAN, Gazanfer Türklerde Mezar Kültürü ve Günümüze Yansımaları

9 http://siradisi.org/turk-tarihi/43136-eski-turk-mezarlari-kurganlar-kurgan-turleri-ozellikleri.html

10 http://emlakansiklopedisi.com/wiki/stupa-nedir (ET: 19.04.2017)

11 SARI, İbrahim  Türk Sanat Tarihi , e kitap,Şubat 2017 s.17 -18 (ET: 30.04.2017)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kırgızlar'da Yüzyıllardır Devam Eden Nevruz Bayramı Geleneği Sümölök
Kırgızlar'da Yüzyıllardır Devam Eden Nevruz Bayramı Geleneği Sümölök
Türkmenistan’da Nevruz Coşkusu
Türkmenistan’da Nevruz Coşkusu