Advert
Eğitime Dair Maruzat
İbrahim MARAŞ

Eğitime Dair Maruzat

TEOG ile ilgili uzun bekleyiş sona erdi. Aileler, öğrenciler gerçekten ciddi sıkıntıdaydı. Herkes yeni sınav sistemini bekliyordu. Ortaya çok da yeni olmayan eskinin daraltılmış ve bozulmuş bir türü çıktı. Bu kadar uzun bir süre beklenilmesinden de anlaşılıyor ki, kimsenin eskiyi kaldırırken yerine ne koyacağız diye bir düşüncesi yoktu. Daha önceden de burada yazdığımız gibi, amaç İmam Hatiplerin akademik başarısını artırmak ise, mevcut başarılı okulları İmam Hatip seviyesine veya diğer düz liseler ve meslek liseleri seviyesine indirgemekle veyahut da İmam Hatiplerin öğrenci sayısını niceliksel olarak artırmakla bu iş kesinlikle olmaz. Milli Eğitim’in temel sorunu sınav sistemi değildir. Elbette TEOG’un bazı eksiklikleri olabilir ve bunlar tartışılabilir, ancak bunu yapacak olanlar bürokratlar değil uzmanlardır. Milli Eğitim’in esas sorunu, nasıl bir öğrenci yetiştireceğini bilememesidir.

Türkiye artık eski Türkiye değildir, öğrenci sayısı çok fazladır ve bunu merkezi bir sınav yapmadan yerleştirmek çok zordur. Yetkililer bunu nihayet anlamışlar ve her okulun kendi sınavını yapması anlayışından vazgeçmişlerdir. Yapılan bu sınav sistemi değişikliğiyle, aslında hiçbir şey değişmemiş, iyiye gideceğine daha da kötüye gitmiştir. Değişiklik sonucu, belirli bir akademik başarı düzeyine gelmiş birçok lise, sıradan bir lise haline dönüştürülmüştür. En üst düzey akademik başarı gösteren çok az sayıdaki lise açısından ise, şimdilik bir şey değişmemiştir. Açıklanan bu sistem, yıllardır uygulanan bütün liselerin Anadolu Lisesi haline getirilmesi projesi gibi başarısız olacak ve kısa zamanda vazgeçilecek bir projedir. Bu sistemle, herkes mahallesindeki okula veya paralı eğitime (özel okullara) zorlanacaktır. Daha da vahimi okul dışı kaynaklara (özel ders, merdiven altı dersane) yönelim ve yarış stresinde zirveye çıkılacak, yani bunlara duyulan ihtiyaç çok daha fazla artacaktır. İlk bakışta mahalledeki okula gitmek; başarının artması ihtimali ve servis ücretlerinin ortadan kalkması açısından olumlu gibi gözükse de bunun, öğrencinin psikolojisine ve akademik başarısına çok fazla etki etmeyeceği ve başka sorunlar doğuracağı aşikârdır. Mayıs 2018’de belirlenecek okul isimleri de, muhtemelen az sayıda okul olacak ve bu durum, yeni ciddi problemler ortaya çıkaracaktır. Sayın Bakan’ın merhamete gelip 460 puan alan çocuk, evinin yakınındaki okul, 470 ile aldığı için, gidemiyor ve üzülüyor demesi ise oldukça vahim. Eğer bu mantıkla gidersek, ilan edilecek belli sayıdaki okul kontenjanına, meselâ 460 puanla giren çocuklar, kontenjan dolunca bir puan, hatta yarım puanla bile istediği üst düzey akademik başarı gösteren okula giremeyecektir. O zaman Sayın Bakan’ın ağlaması gerekecektir. Biz şimdiden söyleyelim ne olacağını; her geçen yıl ilan edilen en üst düzey okulların sayısı, alttan gelen puan baskısıyla, mecburen artacak ve 8-10 yıl içerisinde önceki, yani bugünkü konuma aynen gelinecektir. Bu süre içerisinde eğitim adına kaybedilenlerin, yitirilen nesillerin ise haddi hesabı olmayacaktır. Bu yüzden, daha önceden denenmeye çalışılmış bu sistemden bir an önce dönülmesi gereklidir.

 TEOG yerine yeni açıklanan sistemin en büyük problemlerinden biri de, Sayın Bakan’ın ifade ettiği kaynaştırma sistemi ile ilgili şu sözlerde gizlidir: “Aynı sınıfta farklı akademik düzeyde öğrencinin bulunmasını eğitim bilimi açısından önemli görüyoruz. Farklı seviyelerden oluşmuş, ortak gayeye yönelmiş bir liseye geçiş sistemi ön gördük”. Buna göre, yaklaşık bir milyon iki yüz bin öğrenci iki ana kategoriye ayrılmaktadır: Üst düzey akademik başarı sağlayan ve muhtemelen yaklaşık %10’u bile bulmayacak bir öğrenci kitlesi bir tarafa, geri kalan bir milyondan fazla öğrenci bir tarafa konulmaktadır. Çok üst düzey başarı göstermemekle birlikte, ülkenin üst düzey akademik başarı gösteren öğrencileri ile en alt düzey akademik başarı gösterenleri bir arada kaynaştırma sistemiyle okutulmak suretiyle seviye eşitlenmeye çalışılacak ve güya başarıya erişilecektir. Bu da tamamen yanlıştır. Akademik başarı göstermekten uzak öğrenci her zaman akademik başarı gösteren öğrencileri engelleyecektir. Bunun için müneccim olmaya gerek yoktur. O halde bu yeni sistemle olan, çok üst düzey olmasa da üst düzey akademik başarı gösteren ve çok az puanla en üst düzey akademik başarı gösteren okulları kaçıran öğrencilere olacaktır. Üstelik sınavın adını isteğe bağlı sınav diye adlandırınca stres azaltılmış olmayacaktır. Aynı sınav, aslında tekrar konulmuştur ve öğrenciler, bu kez, çok daha az bir sayıyla sınırlandırılmış olan kontenjanlara girmek için çok daha büyük bir strese gireceklerdir. Hele bunu az bir puanla kaçırınca kahrolacaklardır. Dahası, üst düzey akademik başarısı var diye ilan edilecek okullar arasına çoğunluğu İmam Hatip Lisesi olan “proje okulları” da dahil edilmiştir. Proje okullarının önemli bir kısmının sadece adı projedir ve başarıları test edilmemiştir. Bu yeni sistemle, hiç akademik başarısı olmayan veya akademik başarısı test edilmemiş olan “proje okulları”na, en üst düzey akademik başarıya sahip öğrenciler bir nevi zorla yerleştirilecektir. Bu ise, eğitim sisteminde tercih edilmeyen okulları tercih ettirmede başvurulan yeni bir hile-i şeriyedir. Tabir caizse, öğrenci okulu tercih etmiyorsa, okulun öğrenciyi tercih etmesini sağlamaktır.

Yeni sınav sisteminin bir başka sorunu, sınavla bir yere yerleşemeyen ve ezici çoğunluğu oluşturan öğrencilerin sanal ortamda beş tercihte bulunmaları ve güya öğrencinin, velinin tercihine uygun ve adreslerine en yakın yerlere yerleştirilmeleridir. Bunun da çok büyük sıkıntılara, karmaşaya ve hoşnutsuzluklara sebebiyet vereceğini şimdiden söylemekte yarar vardır.

Yukarıdaki anlattıklarımız çerçevesinde, buraya neden gelindi, sorusunu sormak lazımdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, İslamcı kanatta, kaldırılan TEOG sınavı ile ilgili bazı hurafeler dilden dile dolaşmaktaydı. Güya, kaldırılan TEOG sınavı, İmam Hatiplere 28 Şubat'ın verdiği zarardan bile fazla zarar vermişmiş, TEOG’u Fetöcüler hazırlamışmış, TEOG'da herkes Anadolu ve Fen Liselerine gidiyormuş, döküntüler İmam Hatiplere geliyormuş. Bunun için TEOG'a yeni bir biçim verilmeliymiş. Anlayacağınız; miş miş miş de muş muş muş şarkısı gibi bir şey. Eğer TEOG’un kaldırılma sebebi bu ise, bunu söyleyenlerin ne eğitimle, ne sınav sistemi ile ne de ölçme ve değerlendirme yöntemleriyle alakası vardır; bu,  çok yanlış bir düşüncedir. Merkezi ve objektif bir sınav ile, mecburen, seviyesi yüksek öğrencileri iyi okullarda okutacaksınız. Eğer yeni sistemle mevcut çok sayıda öğrenciden akademik başarısı fazla olanların çok azını alırsanız geri kalan başarılı öğrencileri psikolojik travmaya iter ve eğitime yazık edersiniz. İmam Hatipler için yapılacak tek şey, eğitim seviyesini yükseltip bu yarışın içine katmaktır. Bu bütün okullar için geçerlidir. Ayrıca yarış, sadece Türkiye’de değil geleceğimizi emanet edeceğimiz çocukların dünya çocuklarıyla yarışmasıyla alakalıdır.

Türkiye'nin çok kaliteli Fen Liseleri, Anadolu Liseleri ve Teknik Liseleri var. Az sayıda da kaliteli İmam Hatip Lisesi mevcuttur, bunların kalitesini artırmanın yolu; her yere üniversite binaları gibi İmam Hatip yapmak veya FETÖ'den alınan en büyük binaları İmam Hatiplere dönüştürmek, meslek liselerinin ortaokul kısmını açmazken çok sayıda İmam hatip ortaokulu açmak ve diğer okullara üvey çocuk muamelesi yapmak değildir. Yeni Sosyal Bilimler Liseleri, Fen Liseleri, Meslek Liseleri ve ortaokulları, Anadolu Liseleri açmak gereklidir. Kalite, toplam bir şeydir. İmam Hatiplerin kalitesi artırılacaksa, bu iş niceliksel değil, niteliksel olmalı ve zamana bırakılmalıdır. Hatta İmam Hatiplerin yapısı ve müfredat meselesi yeniden düşünülmelidir. Meselâ, artık ilköğretim, ortaokul ve liselerde din eğitimi ile ilgili bazı zorunlu ve seçmeli dersler var. Bu dersler iyice biçimlendirildiğinde bu kadar İmam Hatip’e de gerek kalmayacak ve esas olarak bütün okullarda sağlıklı bir din eğitimi verilecektir. Şu anda gerek İlkokullarda, gerek İmam Hatip ortaokullarında gerekse diğer ortaokullarda dini alanda hazırlanmış olan ders kitapları, bilgi yığmaya dayalıdır, anlaşılamayan ve Türkçeleştirilemeyen kavramlarla doludur ve söz konusu ders kitapları, değer eğitimi merkezli değildir. Ayrıca soyut konulara çok erken sınıflarda yer verildiği de görülmektedir. Mevcut ders kitaplarının, bilhassa ilk ve ortaokullarda çocukların seviyesine getirilmesi gereklidir.

Yeni açıklanan sistemin, Türk milli eğitiminin amaçlarına uygun, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayan, milli ve manevi değerlerine sahip, akademik başarısı yüksek, okuyan, düşünen ve geleceğin büyük Türkiye’sini kuracak bir nesil yetiştirilmesine katkısından ziyade zararı olacağı görülmektedir. Yakın zamanda bu sınav sisteminden de dönüleceğini şimdiden söylemek kehanet olmasa gerektir. Son olarak üniversitelerle ilgili önemli bir hususu da ilave etmek istiyoruz ki, yukarıda bahsettiğimiz liselere geçiş sınavının devamı olan YKS’de aynı hüzünlü akıbet bizleri beklemektedir. Ayrıca, YÖK’ün Yardımcı Doçentlikteki yığılmanın önüne geçmek için, Doçentlik sınavında değişikliğe gitmesi ve sınavı üniversitelere bırakması da ileride önü alınamayacak sıkıntılara yol açacaktır. Doktora jürilerinin bile merkezi bir bilgisayar sisteminden belirlenmesinin önemini ve gerekliliğini, Yardımcı Doçentlik veya Doçentlik atamalarında, eskiden olduğu gibi, örnek ders verme konusunu konuşmamız lazım gelen bir dönemde Doçentlik ile ilgili böyle bir karar verilmesi üzücüdür. Elbette, akademik başarıda, özellikle de sosyal bilimlerde, dil ve yabancı yayın elbette tek ölçü olmamalıdır. Objektif kriterler bulmak için çalışılmalıdır. Bunun dışında herkes Doçent olmak zorunda da değildir. Dünyanın birçok yerinde Yardımcı Doçentlik uygulamasının benzerleri vardır. Yığılma var, diyerek Doçentlik sınavlarını kolaylaştırmak, 16. Asırdan beri şikayet ettiğimiz ilmiyedeki problemlere yeniden dönmektir. O zaman biz de, benim oğlum bina okur, döner döner yine okur, der, Yüce Allah’tan bağışlanma dileriz.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İstanbul’da Şehriyar Anıldı
İstanbul’da Şehriyar Anıldı
Güney Azerbaycan Hükümetinin Baş Savcısı Şehit Feridun İbrahimi’nin Anısına
Güney Azerbaycan Hükümetinin Baş Savcısı Şehit Feridun İbrahimi’nin Anısına