Advert
Kösoğlu'nun 'Devlet' Kitabı Üzerine: Kut Gider Töre Kalır
Ertuğrul BAL

Kösoğlu'nun 'Devlet' Kitabı Üzerine: Kut Gider Töre Kalır

Nevzat Kösoğlu, devlet anlayışını aktardığı, “Eski Türklerde, İslam'da ve Osmanlı'da Devlet” adlı kitabında Türklerin kronolojik sırayla ilerleyişine değinirken, dönemin farklı kültürlerinden alıntılar ve karşılaştırmalar yaparak anlatım yöntemini seçmiştir.

Eski Türklere baktığımıza gördüğümüz en önemli etkenin "Töre" olduğunu görüyoruz. Öyle ki töre; devleti ve egemenlik haklarını sınırlayan bir etkiye sahip. Devletin de üstünde gösterilip değer gören töre kavramı belli bir zamandan sonra temel hukuk düzeni anlamını sürdürmüştür.

Töre kavramının bu denli üzerinde durulmasının ana nedeni, bizi diğer kültürlerden ayıran en önemli fark olarak gözükmesi olsa gerek. Çin-Hint-İran ve dönem batı kültürlerinde en üstün öge devlet olarak gözükür. Bunların aksine Türklerde törenin ana öge olmasının altında birkaç neden yatmaktadır. Bunlardan en önemlisi "Devletli" kişinin yargı önünde, mevkii önemsenmeden yargılanabilmesidir. Türklerdeki "Kut gider, Töre kalır" anlayışı tüm bu sistematiği aydınlatır vaziyettedir.

Bu anlayışa örnek olarak Cengizlileri gösteren  Kösoğlu: "Cengizlilerde yasa yalnızca tebaayı değil, hanları da kapsar. Bu da, daha eski olan,  Türklerdeki töre anlayışından olması muhtemeldir" der.

İslam devlet tarihine de değinen Kösoğlu; İslam Devleti'nin kuruluşuna da, Peygamber  efendimizin vefatından sonraki gelişen dönem siyasetine de sıkça değinmiştir.

Dört Halife'den üçünün şehit olması ve ardından gelen Emevi Devleti'nin kurulma sürecine sıkça değinen Kösoğlu; bu devrin siyasi tarihinde şahsiyetlerin amellerinin teokrasi içerisinde şekillendiği gibi düşüncelerin, maalesef İslam dünyasında hâlihazırda inanılıp ona iman edildiğini vurgulamıştır. Kur'an'da ve Hadislerde, İslam devletlerinin siyasi yönetim biçimine dair herhangi bir şey geçmemesi üzerine, Halife seçimleri ve yönetim biçimlerinin aslında Arap kavmiyetçiliği ve Arap kültürünün "Din" olarak algılanmasına yol açtığını dile getiren Kösoğlu, bu algının maalesef değişmediğini bu zamana kadar birikerek irtica içerisinde süregeldiğini ifade eder.

                Türklerin İslam'la tanışmasına da değinen Kösoğlu, aslında Türk din ve yaşam kültürünün, İslam’la ortak noktasının çok olduğuna ve bununda neticesi olarak İslam'a kusursuz bağlılığın “Kültür” açısından değerlendirilmesine destek vermiştir. Lakin, Nevzat Kösoğlu bu kuvvetli bağdaşmayı kültürle açıklamaktan çok, kendisinin de hayatında hep en önem atfettiği "İman" esası üzerinden değerlendirmiştir. Özellikle Türklerde özel bir yere sahip olan, daha sonra Şeriat yasalarına dönüşen töre yasalarını beşerin koyamayacağını, Türklerin çok yakın bir tarihte semavi bir din ile muhatap olduklarını ve töre fikrinin, bu iman hareketinin bakiyelerini temsil ettiğini ileri sürmüştür.

Ayrıca, "Şeriat ve hukuk çatışması”na değinen Kösoğlu; Şeriat ’in hiçbir millet, din veya topluluklar tarafından itiraz edilemeyecek kadar genel kaideleri çizdiğini, bu ana hatların dışına çıkılmaması gerektiğini söyler.  Kur'an'da ve Hadisler de devlet yönetim biçimine dair herhangi bir emrin bulunmamasıyla beraber Şeriat 'e şöyle bir açıklama getirmiştir: “ Şeriat ve hukuk arasındaki ilişkide,  asl olan hukukun  Şeriata aykırı olmamasıdır.” der.

Nevzat Kösoğlu tüm bu sorunları ve çözümleri dile getirdikten sonra şöyle bir değerlendirmede bulunur: "Bu birikim yahut başlangıcı sebebiyle, İslam kültürleri içinde, hukuka bağlılık şuurunun en yüksek olduğu topluluk Türkler olmuştur. Tarihte, bu şuurun kurumlaştırılabilmesinde de, en ileri adımı yine Türkler, Osmanlı İmparatorluğu ile atmışlardır."

Osmanlı Devleti'ne ayrıca değinen Kösoğlu: " Osmanlı'ya gelindiğinde ise, dünya tarihihin, en büyük devlet kültürü ve en özgün devlet teşkilatlanma biçiminin gerçekleştiğini görürüz." der. Özellikle bu devletin "İslam Devleti idi" gibi söylentilerine ise şu şekilde cevap verdiğini görüyoruz: " Osmanlı Devleti’ni, Müslüman olan Türkler kurmuştur ve onu tüm geçmiş kültürel birikiminin üzerine oturtmuştur. Bu devlet, İslam Şeriat‘ine uyduğu için veya egemenlik hakkını şeriat belirlediği için değil, Müslüman bir toplum tarafından kurulduğu ve egemenlik hakkı Müslüman olan hanedana ait olduğu için Müslüman devlettir."

Son olarak 20.-21. yüzyıl dönemi İslam alemine değinen Kösoğlu, ilk kültür tarihinden itibaren, her türlü filozof eserlerinde, siyasetnamelerde, atıflarda gördüğümüz "devletli kişinin" olması gerekli özelliği "adaletli olmak" iken, Osmanlı'nın özellikle batılılaşma sürecinde, adalet yerini "eşitlik" kavramına devrettiğini, bunun büyük bir hata olduğunu ifade eder. Ona göre eşitlik ilkesi gereklidir, fakat yetersizdir. Adaletin önemini ise şu şekilde ; “Adaletle alınan karar kimine göre eşit kimine göre eşitsizlik olarak algılanabilir, fakat adil olduğu bilinir." İfade der.

Bunların üzerine çözüm yolu olarak ise: " Batı kültürüne karşı, toplum hayatının her alanda tezahür edebilecek en büyük üstünlüğümüz, teklifimiz ve özgünlüğümüz, "Adalet" ilkesinden kaynaklanabilecektir." demiştir.

Görüldüğü gibi Nevzat Kösoğlu’nun her dönem şartlarını değerlendirerek üzerinde durduğu ana esas, Türklerin tabiriyle “Kut”, genel manasıyla adalet ve erdem konusudur. Bu ana esas üzerine yapılan değerlendirmelerde gördüğümüz manzara ise her bir millet kendi kimliğine göre adalet tasvir etmiştir ve ona göre tebaayı etkilemiştir. Özellikle İslamiyet, Hz. Muhammed vefat ettikten sonra, Arap kavmiyetçiliğinin ve cehalet dönemi kalıntılarının etkisinde özünden uzaklaşmaya mahkum edilmiştir. Dönemin İslam Devleti’nin yönetim biçimine bakıldığında sistem İslam devleti şeklinden ziyade Arap yönetim biçimindeydi. Bu öyle bir hal aldı ki dönemin yönetim biçimi İslam devleti yönetim şekli olarak algılandı ve taassup içerisinde bir “İmamet” konusu ortaya çıkmış oldu. Türkler her ne kadar bunca taassup içerisinde bir sistem üzerine oturtulmuş İslam’ı tanımış olsa da İslam’la tanıştıktan sonra, İslam’ı engin kültürleriyle bağdaştırarak, en saf şekilde yaşamışlardır. Bu yaşayışın ise en zirve noktasını ise Türkler, Osmanlı Devleti’yle görmüşlerdir. Maalesef ki, bu devrin geçmesiyle ortaya yeni sorunların çıktığını görüyoruz. Bu da Nevzat Kösoğlu’nun sürekli eleştirdiği eşitlik kavramının, adaletin yerine geçirilmesidir. Adalet yeri geldiğinde nabza göre şerbet vermeyi, kimi zaman pire için yorgan yakmayı mubah görür ve net bir şekilde sorunu çözer. Fakat eşitlik ilkesi bunlar için yetersiz kalır. Eşitliğin yeri adalet olgusunun içidir. Yeni nesil gençliğin yetiştirilme tarzı “Adaletli olmak” ilkesi üzerine olmalıdır. Bugünün genci yarının babasıdır.   

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İstanbul’da Şehriyar Anıldı
İstanbul’da Şehriyar Anıldı
Güney Azerbaycan Hükümetinin Baş Savcısı Şehit Feridun İbrahimi’nin Anısına
Güney Azerbaycan Hükümetinin Baş Savcısı Şehit Feridun İbrahimi’nin Anısına