Advert
Kerkük El Değiştirirken...
Emre KARTAL

Kerkük El Değiştirirken...

Bayramda Kerkük ve Erbil’de gördüklerim üzerine yazdığım iki yazıda şu vurguyu yapmıştım: Irak’ta güç kimin elindeyse etnik ve dini gruplar o yöne kayacak, ülke ona göre şekillenecektir. Hatta şöyle bir cümle kurmuştum: “Türkiye adam gibi bir Türkmen politikası yürütür, Irak Türkmen Cephesi ve Erşad Salihi’nin liderliğini desteklerse bölgedeki pek çok Kürt ve Arap’ın “Türk kökenli olduklarını” kanıtlama yarışına gireceğine eminim.”

Güç üzerine söylediklerim yeni bir icat ya da atomun parçalanması elbette değil. Ortadoğu çalışan herkes bu tespiti yapabilir. Bugün ise bu tespitin doğruluğunu Kerkük’te gördük. Irak’ta güç merkezi hükümet yönüne kaydı, İran ve Türkiye, merkezi hükümete çeşitli konularda destek verdi. İran’ın desteğindeki silahlı güçlere de yol verildi. Sonuç olarak Kerkük’te fiili IKBY yönetimi sona erdi. Talabani’nin KYB’si tek kurşun atmadan şehirden çıktı. Barzani ise 2003’ten beri Kerkük’e başka yerlerden getirip yerleştirdiği Kürt nüfusla birlikte şehirden yavaş yavaş çıkarılıyor.

Peki pek çoğumuzun sevinç çığlıkları attığı, Kerküklü Türkmenlerin büyük mutluluk duyduğu Kerkük operasyonunu nasıl değerlendirmek gerekir?

Kerkük, fiilen IKBY kontrolündeydi. IKBY kontrolündeki Kerkük’ün durumu hakkındaki gözlemlerimi önceki iki yazımı okuyarak az çok kavrayabilirsiniz. Pek şimdi kimin eline geçiyor? IŞİD saldırıları sırasında Şii din adamı Sistani’nin çağrısıyla kurulan, İran’ın desteklediği, bugün merkezi Irak hükümetine bağlı olarak hareket eden ve içinde 5000’e yakın Şii ve Sünni Türkmen’in bulunduğu Haşdi Şabi ve Irak Ordusu…

Haşdi Şabi bir dönem Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından “terör örgütü” olarak nitelendirilmişti. Son zamanlarda ise bu söylem dillendirilmiyor. Sadece AK Parti içindeki Kürtçü kanatta bu söylemi görebiliyoruz. Örneğin: Galip Ensarioğlu.

Kerkük’te bizim bugün düşünmemiz, dillendirmemiz gereken mesele, bundan sonra Türkmenler ne kazanacak, ne konumda olacak? Türkmenler şehrin idaresinde tarihi ve nüfus ağırlığına bağlı haklarını kullanabilecek mi? Türkmenler kendi silahlı güçlerini mi oluşturacak yoksa ortak bir silahlı gücün parçası mı olacak? Haşdi Şabi’nin “Şia” üzerinden kurduğu meşruiyet ve motivasyon Türkmenleri nasıl etkileyecek?

Şu soruları da sormak gerekiyor: Yarın Ankara ile Tahran ve Bağdat’ın arası açıldığında, Haşdi Şabi’nin içinde olduğu ve bu motivasyonla tutulan Kerkük’te Türkmenlerin durumu ne olacak? Şii Türkmenler ile Sünni Türkmenler arasında yeni bir gerginliğin önü açılacak mı?

Bugün için Kerkük’te Barzani güçlerinin bozguna uğraması bizi mutlu etse de ortada Türkmen merkezli ya da Türkmen ağırlıklı bir çözümün olduğunu söylemek zor. Haşdi Şabi içindeki Türkmenler ve hatta Irak’ta Şii partilerinde siyaset yapan ve bu partilere oy veren Türkmenler, Türkmen kimliğini mi Şii kimliğini mi daha önde tutarak burada varlık sürdürecekler?

Irak’ta mezhepçilik bir gerçek. Maalesef bu gerçek Türkmenleri de etkiliyor. Bu noktada Irak Türkmen Cephesi Erşad Salihi’nin kucaklayıcı siyaseti gerçekten bulunmaz bir nimet. Bu isme ve bu siyasete kesinlikle sahip çıkılmalı.

Kürtlere gelince… Yüz yılı aşkın bir süredir bu coğrafyada bir “ulus inşası” yapmaya çalışıyorlar. Türkiye’de PKK’ya rağmen devletle birlikte olan ve pek çok yönden Türk milletinin bir parçası olan Kürtler Irak-Suriye ve İran’da daha milliyetçi bir motivasyona sahipler. Ancak bunun ne kadar eksik ve güçsüz olduğunu gördük. Daha 25 Eylül’de Barzani’nin KDP’si, Talabani’nin KYB’si birlikte referandum düzenlerken, bugün Kerkük’te KYB, Irak merkezi hükümetinin operasyonuna izin verdi. Barzani’ye yakın Rudaw ve Kürdistan24 gibi basın organları “Talabani ailesinin ihaneti”nden bahsediyor. Ve Kerkük – Süleymaniye yolundaki yüzlerce araçla Kürtlerin şehri terk edişini görüyoruz. Kürtler birbirlerini suçluyor, ilk meselede “ulus” olamadıklarını gösteriyor, “aile”, “aşiret” asabiyesi üzerinden siyaset kuruyorlar. Buradan şu sonuç çıkıyor ilk olarak: Irak’ta Kürtler dış destekler ve konjonktürel kazanımlarla elde ettikleri yeri aynı şekilde kaybettiler. Her gün referandum yapılsa da “millet olmadan devlet olamayacaklarını” artık görmüş olmalılar.

Şu uyarıyı da yapmak gerek: Kerkük’ün atadan dededen yerli Kürtleri asla şehirden sürülmemeli. Bölgede kin ve nefrete değil, ortak akla ve huzura ihtiyaç var. Kerkük il meclisi şehrin tarihi dokusu gözetilerek yeniden oluşturulmalı ve Araplar, Türkmenler, Kürtler ve Hıristiyanlar gerekli şekilde temsil edilmelidir.

Irak’ta “tartışmalı bölgeler” meselesi de bu operasyonun ardından yasal bir zemine oturtularak sona erdirilmelidir.

Türkiye ise Irak’ta kayıtsız şartsız kendisi için mücadele edebilecek tek unsurun Türkmenler olduğu gerçeğini artık idrak etmelidir. Haşdi Şabi bugün için bir müttefik ya da olumlu bir yapı olabilir. Ancak yarın bunun garantisi yoktur. Irak gibi bir coğrafyada Türkmenlerin kendi varlıklarını sürdürmelerini sağlayacak bir güce erişmesi şarttır.

Irak merkezi hükümeti de mümkün olduğunca hızlı bir şekilde ülkedeki kontrolünü güçlendirmeli ve “dini-mezhepsel motivasyonlara” sahip milis kuvvetleri yerine Iraklılık bilincine sahip vatanseverlik duygularını içerek düzenli kolluk kuvvetleri ve ordusunu oluşturup güçlendirmelidir. Maliki dönemi Şiiciliğin Irak’a faturası IŞİD’in elini kolunu sallayarak ülkenin yarısını işgal etmesi olmuştu. Bundan ders alınmalı.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ahıska Türklerinin Son Kafilesi Öz Vatanlarına Kavuştu
Ahıska Türklerinin Son Kafilesi Öz Vatanlarına Kavuştu
Bakü’de 3. Türk Filmleri Haftası Başladı
Bakü’de 3. Türk Filmleri Haftası Başladı