Advert
Suriye'de Söylenemeyen Sözler: Ya İstiklal Ya Ölüm
Ertuğrul BAL

Suriye'de Söylenemeyen Sözler: Ya İstiklal Ya Ölüm

Geçenlerde yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Bir Cuma namazı esnasında hocanın vaazını dinliyorduk. Her şey yolunda ilerlerken bir anda hocanın sesini bastıran bir ses yükselmeye başladı. Bir anda herkes sesin geldiği yöne doğru bakmaya yeltendi. Sesin sahibi, 35-40 yaşlarında Suriyeli bir adamdı. Yakaran adamın sözlerinden yalnızca "Suriyeliyim, 5 çocuğum var, lütfen bize yardım edin!" dediğini algılayabildim. Sözü kesilen ve en az cemaat kadar şaşkınlığa uğrayan Hoca vaazına kaldığı yerden devam etti. Cuma namazının vaaz kısmından sonraki Farz kısmına geçildiğinde ise gözüm camiyi terkeden Suriyeliye çarptı. Kendi feryadını din olgusunu kullanarak ilan eden bu adam aynı olgunun, üzerine yüklediği farzı bir anda terkedebilmişti. Terketmek ne kadar da kolaydı(!). Alışkanlık mı olmuştu? Belki de biraz gaddar davrandığımı düşünüp, Suriye iç meselelerini; Suriye içerisinde çıkan çatışmaları, onlarca birbirinden haberdar olmayan lakin kendi davalarının üstünde dava tanımayan grupların varlığını ve en kötüsü de bunların emperyalizmin bir parçası olduklarından bihaber olmalarını düşündüm. Sanırım bir kadının verdiği röportajda sarfedilen şu söz her şeyi açıklar vaziyetteydi: “ IŞİD Kafa kesiyor, PYD naylon eritip vücuda akıtıyor. Biz iki ateşin arasında kalmak istemedik, bombardımandan korkup kaçtık”. Olaylara tamamen duygulardan bağımsız bakıldığında ne kadar korkunç bir manzara olduğunu hemen kestirmek mümkündü. Lakin bir olgu vardı binlerce yıldır değişmeyen: Hiç kimseye vatan, altın tepsiyle sunulmamıştı. Ne diyordu rahmetli Atatürk Gençliğe Hitabesinde:  “Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!”

Yalnızca namaza odaklanmaya çalıştım lakin aklım hala birkaç dakika önceki yaşananlarda kalmıştı. “Ya biz?” diye soru geldi aklıma. Biz Türkler, hiç yaşamadık mı aynı ıstırabı, aynı dramı? Yaşadık! Hem de defalarca yaşadık. Kiminde kim olduğumuzu unuttuk, bir “Bilge” geldi, kim olduğumuzu hatırlattı. Kiminde yurdumuzdan etmeye kalktılar, obayı devlet yaptık. Daha nice nice cefalar gördü bu millet. Sonra çok geçmişe gitmeye gerek yok dedim ve daldım: Bizim 12 yıl boyunca, yoksulluk çukuruna batmış, açlık, kıtlık vs. her türlü zorluğun dibini görmüş, bir nevi kimliklerini unutmuş, vatan kavramını o güne dek “kendi bahçelerinden ibaret” sanan yiğitlerle, cephede “vatan” müdafaasında bulunmuş olduğumuz geldi aklıma. Kendilerini “yenilmez” diye tabir edenlere, ayağımızda çarıkla, içtiğimiz bir tas suyla ders verme şerefinde bulunmuş bir millet olduğumuz geldi aklıma. Bizim kadınıyla, çocuğuyla, on beşlileriyle cephenin parçası olmuş bir millet olduğumuz geldi aklıma. Bizim özgürlük delisi olmuş ve her türlü fedakarlığa göğüs germiş bir millet olduğumuz geldi aklıma. Ve en nihayetinde “ Ya İstiklal, Ya Ölüm!” demiş bir millet olduğumuz geldi aklıma. Pekala nedir bu işin sırrı? İlim mi? Liyakat mı? Hayır. İllaki belli bir düzlükte en büyük silah ilimdir, fendir. Lakin  bu işin sırrı, rahmetli Mustafa Kemal’in de üzerinde durduğu,  asil kandadır.

Bu işin sırrını asil kanda aramamızın nedeni; millet olma bilincidir. Bu millet öyle bir millettir ki ne zaman dara düşülse bilinir ki bu dardan şafakların söktüğünü görmek için hep beraber hareket etmek gerekir. Bu hareket öyle bir harekettir ki; savunduğun her karış toprağı evin, kurşundan esirgediğin her silah arkadaşını; annen, baban, kardeşin olarak görmektir. Bu şuurun eksikliğini yaşayan milletler ise her zaman yenilgiye, yozlaşmaya ve yok olmaya mahkumdurlar. Görüyoruz ki Suriye’de bu şuur ne yazık ki pek tecelli etmemiş ve yüzbinlerce insan kurtuluşunu yalnızca sığınmakta aramıştır. Etmemesinin sonucunu bugün ben, her gün ise tüm Türk toplumu olarak görmekteyiz.

İşte, tam burada bir tablo çizmek gerekiyor dedim bu şanlı Türk milletine: Direnmek, mücadele etmek, kendini bilmek ve en sonunda kendine “Kızılelma” olarak addettiği “özgürlüğü” kazanmak için taarruz etmek. İşte budur dedim; Türk’ün felsefesi. Suriye'de mücadele eden Türkmen mücahitleri de gözümün önüne geldi o anda, gurur duydum.

Sonradan bir söz ilişti duygularımın en hassas köşesine: “Ne mutlu Türk”üm diyene!”.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Türk Dünyası Birlik Platformu, Genç Akademisyenler Derneği'nin Konuğu Oldu
Türk Dünyası Birlik Platformu, Genç Akademisyenler Derneği'nin Konuğu Oldu
“Kırım Tatar Türk Özerkliği Ukrayna’nın Yükümlülüğüdür”
“Kırım Tatar Türk Özerkliği Ukrayna’nın Yükümlülüğüdür”