Advert
Sorgu Odası - 3
Hakkı Suat YILMAZER

Sorgu Odası - 3

“Kayınpederinin komşusuyla ilgilenin.” talimatını, kendisini dinleyen iki yardımcısına verdikten sonra sorgu odasına giriyor. Odanın tam ortasında, kolları iki yandan kelepçelenmiş ve oturak kısmına elektrik akımı bağlanmış vaziyette sandalyesinde oturuyordu. Başı önüne düşmüş, uzun aralıklarla soluk alıp veriyordu. Son konuşmalarının üzerinden bir saatten fazla geçmişti ve heyecanı azalmıştı. Birkaç saat içerisinde değişen hayatının geldiği noktayı düşünmekten, nerede ve kimlerin elinde olduğunu düşünemez olmuştu.

Onun bu aciz halinin herkes farkındaydı. Fakat olması gereken buydu ve olacaktı. Olmaması için uzun zaman beklemiş, tüm imkânları zorlamışlardı.

Topuklarını yere mümkün olduğu kadar hafif bastı ve eski yerine yani sandalyenin tam karşısına… Sessizce beklemeye koyuldu. Varlığının hissedilip bir reaksiyon gösterilmesini bekliyordu. Bekleme sırasında aklına sigara içmek geldi ama geldiği gibi gitti. Çünkü sigara kullanmıyordu. Bilinçdışı bir refleks olduğunu düşünüp beklemeye devam etti. Yaklaşık on dakika kadar sonra sandalyenin üzerindeki adamda bir kıpırdanma başladı. Yavaşça başını kaldırıp çevresinde olan biten ne varsa işitme duyusuyla öğrenmeye çalıştı. Fakat oda bir mezar kadar sessiz ve soğuktu. İlk geldiği zamanlarda bu kadar soğuk değildi. Hatta sıcak sayılırdı. Peki bu ısı değişiminin altında yatan sebep ne idi? Düşünmeye ve dinlemeye devam etti.

Birkaç dakika sonra sandalyenin karşısındaki adam boğazını temizledi.

Sesi işitince başını tam karşısına çevirdi. Odanın içinde yalnız olmadığını anladı. Az evvel ki konuşmalarına kaldıkları yerden devam edeceklerini düşündü. Soğumaya başlayan bu odada adamın anlatacaklarına tahammül etmenin çok zor olacağının farkındaydı. Yaşadıklarının bir an evvel sonlanması için yalvarmayı dahi göze almıştı. Kaç saattir gözleri bağlıydı kaçırılma esnasında yediği yumruktan dolayı burnu zonkluyordu. Bir de üzerine elleri kelepçeliydi ve altında elektrik bağlıydı. Bu bir kâbus olmalıydı. Yahut cehennemin dünyaya bir yansıması…

“Merak etme, bu sefer canını sıkmak için gelmedim. Yalnızca sohbet etmeye geldim.” Dedi karşısındaki adam. Bu ne demek oluyordu? Sohbet etmekte nereden çıktı?

“Anlamadım?” diyebildi kuruyan dudaklarının arasından.

“Sohbet edeceğiz, ne var bunda anlaşılmayacak!”

“Deli misin nesin be adam? Önce çıldırtıyorsun, sinirlerimi zıplatıyorsun, elimi kolumu bağlayıp elektrik veriyorsun sonra da çıkmış sohbet edeceğiz diyorsun. Git işine…”

“Kabalaşmak yok. Benim gibi tane tane konuşmayı beceremiyor musun?”

“Tane tane mi? Bana bak artık sıkılmaya başladım. Kimsin, ne için beni buraya getirdiniz tüm bu işleri neden yaptığınızı anlatacaksan, buyur seni dinliyorum.”

Sesindeki özgüven oranı hızlı bir şekilde artıyordu. Karşısındaki adamın uysal yaklaşımı belki de sona yaklaştığının belirtisiydi. Ümitlendi ama belli etmeyecekti.

“Romanların başını ortasını okumadan sonunu mu okuyorsun, öyle bir alışkanlığın mı var yoksa?” diye garip mi garip bir şeyler mırıldandı.

“Ne alaka ya hu? Gayet normal bir şey soruyorum. Beni kaçırdığınızın farkında mısınız? Şuanda nasıl bir suç işlediğinizi belli ki bilmiyorsunuz. Adam kaçırmanın cezasını duyduğunda umarım aynı sakinlikte kalırsın.”

Karşısındaki adam tebessüm etmeye başladı. Konuşma istediği noktaya doğru evriliyordu.

“Demek kanunlara karşı bir alakan var. Peki, kanunlardan konuşalım öyleyse…”

“Anladım, kesin kararımı verdim ki sen kafayı üşütmüşsün. Ne biçim konuşma bu böyle, ne demek istediğini biliyor musun sen?”

“Kafayı üşütmem normal, her beş dakikada bir iki derece soğuyor oda. Bence sen de her an kafayı üşütebilirsin.”

Doğru söylüyordu adam. Oda gittikçe soğuyordu. Ayaklarının ince ince sızladığını fark etti. Belli ki oda sıcaklığını bunlar kontrol ediyordu.

“Beni dondurmak isterken sen de donarsın, bilmem bunu akıl edebildin mi?” diye şansını denemek istedi.

Karşısındaki adam bir süre sessiz kaldı. Bu süre zarfında oda iki derece soğumuştu bile.

“Yine neden sustun? Konuşsana be…”

“Konuşayım mı yoksa yazayım mı?” diye sordu. Anlamsız bu sorusu karşısında donup kalmıştı. Aslında sorudan değildi, odanın soğukluğu artık bedenini dondurmaya başlamıştı.

Karşısındaki adam birkaç adım atıp, yardımcılarının odanın içindeki küçük cam bölmeden uzatılan ve üzerinde duman tüten çorba kupasını aldı. Birkaç yudum sessizce içti. Bir nebze rahatlattı. Az sonra her ihtimale karşılık battaniye de verecekti ekibi.

“Aslında yazmayı, konuşmaktan daha çok seviyorum. Konuşmak mecburiyetinde olduğum için yaptığım bir eylem. Yazmak ise tam tersi… Mecburiyetin esaretinden kurtaran gizli bir yardımcı… Gizli olmasının bir sebebi var. Hiç kimseye söyleyemediğim, kimsenin duymasını istemediğim ne varsa hepsini o kâğıtlara yazıyorum ve onları saklıyorum. Sakladığım kâğıtları bir başkasının bulması imkânsız… En azından ben hayattayken… Ölümümden sonrasını da hesapladım. Çevremdeki bazı insanların çeşitli şifreler yardımıyla adım adım izleyecekleri bir yolun ardından kâğıtları sakladığım kasayı bulacaklar. Ve okuduklarında herkes çok şaşıracak. Benim çok gizli yanlarımı öğrenecekler. Hislerimi, düşüncelerimi, hatta planlarımı… Anlattıklarımdan korkmuyorsun değil mi?” diye sordu. Konuşmasının sonunu öyle bir tonlamayla bağlamıştı ki kendi bile ürkmüştü.

“Hayır, neden korkayım ki…” diyebildi kesik kesik. Artık vücut ısısı iyiden iyiye düşmüştü.

“Korkmamalısın yahut korkmalısın. Korkmak kötü bir şey değil belki de. Bazen korktuğun için başına gelebilecek kötü bir olaydan korunmuş olursun. Tam tersi de olabilir. Korkmaman gereken bir yerde korktuğun için hayatının fırsatını kaçırmış olabilirsin. Değil mi?” diye yine soruyla bağlamıştı konuşmasının sonunu.

“Seni… Anlamıyorum…” diyebildi. Her geçen dakika konuşmak daha zor geliyordu.

“Anlıyorsun aslında…”

Odanın içi tekrardan sessizliğe büründü. Sandalyenin üzerindeki adamın titremesi durmuş ve donmaya fena halde yaklaşmıştı. Nefes alması durmak üzereydi.

Bakışlarını üzerinden çekmeden çorbasının son yudumunu içip sandalyenin üzerindeki adama yaklaştı. Yavaşça eğilip bembeyaz olmuş yüzüne yakından baktı. İşaret parmağını burun deliklerinin altına götürdü. Nefes alıp vermesi tam istediği noktadaydı. Gülümsedi ve kulağına yaklaştı:

“Korkmanın ne olduğunu çok iyi biliyorsun aslında… Geçmişi düşün…” diye fısıldadı ve sonra odadan çıktı. Kapalı kapının eşiğinde, yardımcılarının getirdiği battaniye ile ısınmaya çalıştı.

“Komşular?” dedi meraklı bir tonlamayla. Yardımcısı: “İstediğiniz gibi hareket edildi.” Dedi. Aldığı cevap karşısında mutlu oldu.

“Güzeeelll… O halde bir sonraki aşamaya geçiyoruz.”

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Değişim Hareketi IKBY Hükümeti'ni Devirme Tehdidinde Bulundu
Değişim Hareketi IKBY Hükümeti'ni Devirme Tehdidinde Bulundu
Urmiye Kent Konseyi Binasına Urumiye Yazıldı!
Urmiye Kent Konseyi Binasına Urumiye Yazıldı!