Advert
Kurgu ile Gerçek Arasında Türkiye ve Türklük
Süleyman DÖNMEZ

Kurgu ile Gerçek Arasında Türkiye ve Türklük

Ankara İlahiyat Fakültesi’nde talebe iken ders aldığımız bazı hocalarımız, düz ders anlatmanın ötesinde hayat yolunda yol gösterici mahiyette bazı temel ilkeleri de öğretmişlerdi. Aklımdan hiç çıkmayan bu önemli ilkelerden biri, Allah ömrünü bereketlendirsin, Prof. Dr. Hasan Onat Hocamızın belki her ders tekrarladığı “fikir-hâdise irtibatı” idi. Gençlik çağımda değerini bihakkın pek idrak edemediğim bu temel ilke, yıllar geçtikçe benim için bir kılavuza dönüştü.

Hatırladığım kadarıyla, hocamız “fikir-hâdise irtibatı” derken, hakikate ya da doğrulara erişmede fikirlerin olay ve olgular üzerinden denetlenmesi gerektiğini formülleştiren bir yönteme gönderme yapıyordu. Gerçekten de özellikle araştırma ve inceleme yaparken gözardı edilmemesi gereken bir yoldu bu.

Son zamanlarda fark ettiğim bir durum var: Bana öyle görünüyor ki, Türkiye’de siyaseten etkin konumda olan bazı kişi ve grupların üst üste hatalı kararlar alarak yanlışı katmerleştiren adımlar atmaları, onları harekete sevk eden fikirlerin gerek dünde gerek şimdide olgusal karşılıklarının olup olmadığına bakmamalarından ileri geliyor. Bu görüntü, zihinleri –en azından beni- çokça meşgul eden yaygın bir fikirle boğuşmaya itiyor. Kanaatimce çok yönlü bilinç ve bilinçaltı denetleme mekanizmalarıyla sürekli sürümde kalabilen bu fikir şu: Türkiye’deki siyasetin –ölçek büyütülebilir- tamamen dış –belirli- mihraklarca kurgulandığı; sahnedeki figüranların ise, rollerini çok başarılı bir şekilde oynadıklarıdır. Türkiye’de son on kusur yılda yaşanan bir dizi olay (Ergenekon davaları, 15 Temmuz kalkışması…) bu fikrin doğru olma ihtimalini güçlendirir mahiyette.

Birileri birileriyle -mesela bizim siyasilerle- çok güzel oynuyor! Ortada bir büyük oyun var. Bundan kuşkum yok. Lakin bu oyun, öyle bir oyun ki, oyunu kurgulayıp sahneleyenler, figüranlara figüran olduklarını hiç sezdirmiyorlar. Figüranlar, sahici bir gayretle, canla, başla sahadalar. Kim bilir, belki, figüran olduklarını biliyorlardır da, başka beklentilerle oyuna dâhil olarak müdahil olduklarını söylüyorlardır. Bilinçli ya da değil, gerçek olan şu: Senaryo,  öylesine güzel yazılmış ve oynattırılıyor ki,  bizim figüranlar kendilerini hem senaryo yazıcısı hem de senaryoda başoyuncu sanıyor. Samimiyetleri de muhtemelen bu zandan ileri geliyor.

Türkiye’de gerek iç gerek dış siyasetin yönetiminde bir satranç oyunu oynanıyor. Ancak bu satrançta taraflar,  muhtemelen ikiden fazla. Aslında alışılmışın dışında bir satranç oyunu bu: Şöyle ki,  taraflar içinde karşı tarafa hizmet edenler var: Bir kısmı bilinçli, bir kısmı ise bilinçsiz; doğaçlamayla, kendiliğinden. Açık ya da kapalı yönlendirmeler var. Bariz bir kavga yaşanıyor. Bu kavga, iktidar kavgası: İçerdeki sanal güç dengeleri, bazen el değiştiriyor. Ama değişmeyen bir şey var. O da yazılan senaryo.

Senaryo da senaryo yazıcısı da dün de aynıydı, bugün de. Burada değişen ne? Değişen şu: Kurgucunun âli menfaatleri doğrultusunda sivrilen tarafın –tarafların- tıraşlanması, zayıf tarafın –tarafların- ise birazcık palazlandırılması. Bu işlem sonun da tıraşlanan, sahip olduğunu sandığı güce sahip olmadığını fark ettikçe çığırtkanlaşıyor, palazlandırılan da tıraşlananın acizliğini dâhiyane zekâsına (!) bağlayarak horozlanıyor…

Hayalleriniz senaryocununkiyle kesiştiği sürece biçilen her rol, gerçekçe oynanıyor. İktidar yahut muhalefet, birçok gerekçe üretiyor, doğru yaptığına inanıyor.

Tamam, fakat da bu oyun nereye kadar? Elbet her döngüde de bir son var. Bir sınır var.

Sınırı takdir edecek olan, senaryocunun bir türlü ne yapacağını, nasıl kontrol edeceğini kestiremediği büyük Türk Milletidir.

Senaryocu, şimdilik, yıllardır Türklüğe karşı beklediği fırsatları yakaladığına inanmış. İşini de şansa bırakmak istemiyor. Dengeleri bozma ihtimali olan her duruma aklınca müdâhil oluyor. Gerekirse temizlik yapıyor… Kendince hedefe varmak üzere olduğunu düşünüyor.

İş görürken olacağı kestirdiği, kestiremediği var. Kestirdiklerine yapıp ettikleri ortada, ancak kestiremediklerinden bihaber… Anlamadığı, kavrayamadığı şu: Türk’ün her dem yaptığı gibi, onu dünya tarihinde olmazsa olmaz yapan sabrı, dirayeti ve feraseti.

Haritalar değişecekse, bu değişiklik ancak şimdilik sesini çokça söz, biraz da eylem ile duyurmaya çalışan gerçek dünya düzenleyicisinin, Türk milletinin, rızasıyla değişecektir; yoksa senaryocuların ham kurgularıyla değil.

Sözü Türk’ü iyi tanıdığı aşikâr olan Mutezilî Âlim Câhız’ın “Hilafet Ordusunun Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri” adını taşıyan meşhur kitabında Yezîd b. Mazyad’tan naklettiği bir tespitle mühürleyelim: “Allah’a yemin olsun ki, Türk, eli kolu bağlı olarak bir kuyuya atılsa mutlaka bir çaresini bulup kurtulur.”

Türk evladı bugün birçok yerde –başta öz vatanlarında- kör kuyulara atılmaya çalışılıyor. Lakin senaristler, kimle uğraştıklarının farkında değiller. Öncelikle büyük bir imtihanla boğuşan Kuzey Irak Türkleri olmak üzere cümle Türk dünyasına, Türk beldelerine ve kendini Türk hissedenlere selam olsun!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Değişim Hareketi IKBY Hükümeti'ni Devirme Tehdidinde Bulundu
Değişim Hareketi IKBY Hükümeti'ni Devirme Tehdidinde Bulundu
Urmiye Kent Konseyi Binasına Urumiye Yazıldı!
Urmiye Kent Konseyi Binasına Urumiye Yazıldı!