Advert
Türkistan Gezisi Notları - 7: Kırgızistan'dan Notlar
Vasıf İnanç DUYGULU

Türkistan Gezisi Notları - 7: Kırgızistan'dan Notlar

Kırgızistan’da gezimiz devam ettikçe hem Kırgızistan’ın doğal güzelliklerini hem hala devam eden Rus etkisini hem de Kırgızların Türkiye’ye ve Türklüğe yaklaşımlarını daha yakından görme fırsatı buluyoruz. Ülke yüzölçümünün %65’ini kaplayan dağların zorlaştırdığı karayoluyla ulaşım sağlanırken görülen ilçe isimleri ve tabelalar bizi Anadolu’da gibi hissetmemize sebep oluyor. Tabelalarda gördüğümüz Aksu, Karabalta, Karakol, Balıkçı, Su Samuru, Talas, Aksu ve Sarıkamış gibi isimler büyük şehirler dışındaki yerleşim yerlerinin isimlerinin Türkiye’den hiç de farklı olmadığını gözler önüne seriyor. Her seferinde bu ilçelerden birkaçını kat ederek Kırgızistan’ın turistik bölgelerini ziyaret ettik gezimiz boyunca. Alarça, Issık Göl  ve Son Göl ’de bulunduğumuz sürelerr boyunca hem Kırgızistan’ın doğal güzelliklerine şahit olduk hem de Kırgızların Bişkek dışındaki günlük yaşamını tecrübe ettik.

Öncelikle Kırgızistan çok fakir bir ülke olduğundan ve hala göçebe nüfus barındırdığından Bişkek ve Oş gibi büyük şehirler dışındaki yerleşim yerlerinde kanalizasyon gibi altyapı sistemleri mevcut değil. Bu nedenle turistik yer olarak adlandırılan yerler genellikle doğal göçebe Kırgız yaşamının gözlenebileceği yerler. Son Göl’den bahsetmek gerekirse Kırgızistan’da bulunan rakımı en yüksek göl olan Son Göl’de dağlar, göl, atlar ve Kırgız üyleri (yurtlar) dışında hiçbir şey mevcut değil. Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra buraya ulaşan Kırgızlar ve az sayıda turist bu bölgeyi kafa dinlemek için tercih ediyor. Bizim de bir gece konakladığımız, kımız içip ata binme fırsatı bulduğumuz bu bölge gerçekten de cennetten bir köşe. Tabii küçük bir çadır kampı gibi olan bu tesiste Kırgızlarla konuşup onlara sorular sorma fırsatı da buluyoruz. Öncelikle Ayperi, Emir gibi bize aşina gelen isimlere sahip olan çocuklar görsek de Tınıztan, Atambek gibi isimler de Kırgızistan’da çok yaygın. Bize bu gezide eşlik eden Tınıztan abi ve Begimay abla dışında Alan isminde ve bizim yaşlarımızda olan bir genç de gayet güzel Türkiye Türkçesi konuşuyor. Karaçay Türk’ü olduğunu ifade ettikten sonra Türk müziğine ve Türkiye’de tatil yapma üzerine olan ilgisinden bahsediyor. Burada Türkiye’nin çok sevildiğini anlatıyor.

Daha objektif ve detaylı bir şekilde öğrenebilmek adına Begimay ablaya sorduğumuzda ise Türk dünyası algısının nasıl olduğunu o şu şekilde özetliyor: Yaşlıların Sovyet öncesi döneminden Türklük bilincine sahip olduğunu, genç nesilin biraz bu bilinçten yoksun olduğunu, son 15-20 yılda üniversiteler vesilesiyle ve başka nedenlerle gelen Türkler sayesinde bu bilincin yeniden oluştuğunu söylüyor. Türkiye'nin yaptığı üniversite ve yatırımların amacına bu doğrultuda ulaştığını özellikle Türklerin dini yönlendirmeleri sayesinde Kırgızların Türklere minnet duyduğunu ifade ediyor. Artık Türklerle iletişim içinde olan Kırgızlar da Özbekler de Kazaklar da biz bir olursak güçlü olabiliriz düşüncesine sahipmiş. Bu ayrılıkların Rusların eseri olduğunu söylüyor o da. Tarih kitaplarını değiştirdi suni devletler kurdu ve milletler oluşturdu iddiası Kırgızistan’da da geçerliliğini koruyor.

Bunun yanında Kırgızistan’ın çok fakir bir ülke olması dolayısıyla  hem Türkiye’ye hem Rusya’ya bağımlı olduğunun altını çiziyor. Türkiye ve Rusya, Kırgızistan için anne-baba figürü gibi diyor. İkisinin arasında sıkıntılar baş gösterdiğinde (uçak krizi gibi) Kırgızistan anası-babası ayrılmış çocuklar gibi hissediyor ancak ikisinin de yardımını kabul ederek taraf tutmaktan çekiniyormuş. Kırgızistan’a gelen haberlerin Rusya’dan geldiğini bu sebeple Kırgız kamuoyunun Ruslar tarafından yönlendirilmesinin kolay olduğunu söyledi. (ki bindiğimiz taksilerde sadece Rusça yayın yapan Sputnik Kırgızistan’ın açık olduğunu görünce daha çok inandık) Rusya’nın bu bölgedeki kültürel, ekonomik etkisini hissedince Türkiye’nin son yıllarda yavaş yavaş başlayan yardımlarının yanında sadece gönül bağı dolayısıyla Rusya’yla rekabet edebiliyor olması aslında bizleri bir nebze umutlandırıyor gelecek adına.

Rusya’nın kültürel etkisini anlatmak amacıyla vermemiz gereken birkaç örnek ise Bişkek’teki en önemli sinema salonlarının yalnızca Rus filmlerini Rusça gösteriyor olması. Bunun yanında pazarlarda Türk dizileri bile Rusça dublaj olarak satılıyor. Rusça gazeteler bir şekilde bedava dağıtılıyor, Sputnik ülkede en yaygın haber ajansı. Kısacası Almatı kadar yoğun olmasa dahi Rusya Sovyetler döneminde Rusça öğrettiği milletlerin Rusçayı unutmaması için olabildiğince çabalıyor ve bu durumun izlerini günlük yaşamda görmek mümkün. Bununla Manas Üniversitesi radyosu Türkçe ve Kırgızca müzikler ve haber bültenleriyle rekabet etmeye çalışsa da ve Türk dizilerini internetten Türkçe izleyenler bulunsa da geliştirilmesi gereken çok fazla şey olduğu aşikar. Buna rağmen Kırgızlarda özellikle esnaflarda Türkçe bilen ve bizimle konuşmaya çalışanların oranı hayli yüksek.

Begimay abladan öğrendiğimiz bir diğer önemli konu ise Kırgızistan’daki Kırgız-Özbek gerilimi. 2010 yılında Özbeklerin yoğun olarak yaşadığı Oş vilayetinde çıkan olaylardan sonra Özbek ve Kırgızlar arasındaki gerginliğin hala devam ettiğinden bahsediyor. Kendisi Kırgız olduğundan mütevellit Özbekleri suçlayıcı şekilde olayları anlatsa da o zamanlar olayların çok şiddetli yaşandığını, Kırgızların artık Özbekçe konuşmadığını, Özbeklerin ise Özbekistan’dan destek bulamadığını söylüyor. Hatta öyle ki bizim Özbeklere benzediğimizi bu sebepten Bişkek’te sıkıntı yaşamamızdan korktuğumuzu da ekliyor. Burada bizim de gördüğümüz ama Begimay ablanın da dillendirdiği bir şey var ki Kazaklar ve Kırgızlar fiziksel olarak birbirine daha çok benzerken Türkmen ve Özbekler hem konuşma dili olarak hem fiziksel olarak Türkiye ve Azerbaycan Türklerine daha çok benziyorlar.

Son Gölde geçirdiğimiz iki günün ardından Bişkek’e döndüğümüzde ilk bindiğimiz taksici Ahıskalı çıkıyor. Kırgızistan’da birkaç sene öncesine kadar 50 bin Ahıskalı olduğunu Türkiye’ye geri dönme imkanı bulanların gittiğini şimdi ise yirmi bin kadar kaldığını anlatıyor. Eşi ve çocuklarıyla beraber kendisi de Türkiye’ye gitmiş ancak geçinemediği gerekçesiyle eşinden ayrılarak Kırgızistan’a dönmüş. Vatan insanın doğduğu yerdir bakış açısına sahip bu sebeple de Kırgızistan’ı Türkiye’ye değişmeyeceğini söylüyor. Yine de iyi Türkçe konuşuyor ancak radyoyu Rusça dinliyor. (yine sputnik)

Kırgızistan'ın doğal güzelliklerini görmek adına bir sonraki durağımız ise Kırgızlar tarafından  Tanrı Dağlarının kollarından birisi olarak gösterilen ve milli park olarak korunan Alarça. Turistlerin uğrak noktası olan Alarça'ya gittiğimizde Kırgızların da doğal güzelliği olan yerlerde milli parklarda aynı bizim gibi mangal yapmayı tercih ettiklerini görüyoruz. Kırgız gençler konuşmamızdan anlayıp “Türkiye'den mi? Nasılsınız? Hoşheldiniz.” gibi cümlelerle hem Türkiye'den gelenlere muhabbetlerini hem de az biraz Türkiye Türkçesi konuşmayı bildiklerini gösteriyorlar. Yağmurlu bir gün olduğu için pek kimse olmasa da Bişkek’te yaşayan Kırgızların at binmek, yurtta kalmak ve mangal yakmak için bu bölgeye geldiklerini öğrenmiş oluyoruz. Bu bölge vadinin güzelliğiyle bizleri kendisine hayran bırakıyor.

Bir süredir farklı sebeplerle yazamadığım Türkistan seyahati yazılarında bu yazıyı daha fazla uzatmamak adına burada kesiyorum. Bir sonraki yazıda son bir kez Kırgızistan’ı yazdıktan sonra beni en çok heyecanlandıran ve yazmak için sabırsızlandığım Doğu Türkistan gezi yazılarını sizlerle paylaşacağım inşallah.

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Yeni Büyük İpek Yolu 2018 Uluslararası Gezisi
Yeni Büyük İpek Yolu 2018 Uluslararası Gezisi
Türkiye-Türkmenistan Arasında Belge Tasdiki Uygulamasında Değişiklik
Türkiye-Türkmenistan Arasında Belge Tasdiki Uygulamasında Değişiklik