Advert
Vicdan Birliği: Yeni Türkiye’yi Yeniden Büyük Türkiye Yapmanın Yolu
Süleyman DÖNMEZ

Vicdan Birliği: Yeni Türkiye’yi Yeniden Büyük Türkiye Yapmanın Yolu

Türkiye, birçok ciddi sorunla boğuşarak ayakta kalmaya çalışıyor. Malum sorunlar (eğitim, terör, siyaset…), birçok kesimce dile getiriliyor. Her seferde sorunların çevresinde dönüp durmak bir çözüm getirmiyor. Esasen ciddi çözüm önerileri de, maalesef, yapılamıyor. Belirlenmiş yüzlerce beylik fikirler, temcit pilavı gibi, ısıtılıp ısıtılıp servis ediliyor. Dolayısıyla kabak tadı veren bu hâl, ağız tadını yavanlaştırmaktan öte bünyeye de fayda bir yana zarar vermeye başladı.

Yeni bir eğitim ile öğretim yılına başlarken birçok kesimin farkında olduğu bu sonu belli meçhul gidişin önü nasıl kesilebilir? Çözüm üretebilmek için sağlanması ve korunması gereken temel husus nedir? Ben yönelttiğim suallere, Hemşerim büyük İslam âlimi merhum Elmalılı Hamdi Yazır’a kulak vererek bir yanıt vereceğim. Çerçeveyi ise, doğu-batı ilişkisi bağlamında vazgeçersek yolumuzu bulamayacağımız gerçeği münasebetiyle akıl-iman bütünlüğü esasında yapılandıracağım. Zira Türkiye’de son zamanlarda özellikle İlahiyat fakültelerinin programlarında yapılan olumsuz oynamalar, bizi ister istemez meseleyi din-felsefe ilişkisi üzerinden özelleştirmeye zorluyor. Doğal olarak Elmalılı Hamdi Yazır gibi bir müfessirin felsefeye olan vukufiyetinin, günümüz felsefe düşmanı ‘sanki-âlimlerine’ hatırlatılması önem arz ediyor.

Günümüzde doğu, batıdan sirayet eden birçok sorunla mustariptir. Daha da sıkıntılısı, geçmişine sırtını dönen doğu insanının kafası ciddi anlamda karışıktır. Burada doğuyu İslam’a, batıyı ise Hıristiyanlığa nispetle sembolik olarak kullanıyorum. Etkin olan batıdır nicedir, edilgin olansa doğu. Sürükleyen batıdır, sürüklenense doğu. Kazanan batıdır, kaybedense doğu. Doğunun aydınlığı batının karanlığındadır.

Doğu ile batının arasına sıkışan Türk aydını (bir de Türk olamayanlar var, onların durumu hepten sıkıntı), dünya ile ahiretin, dinle felsefenin, bilimle imanın arasını batılının bulandırmasıyla ayırır olmuştur. Daha da vahimi; Hıristiyan kültürünün akıl-iman çelişkisi ya da din felsefe karşıtlığı İslam âlemi için de geçerlidir artık. Ayrıştırıcı batı, pek çok şeyin arasına nifak sokmuştur. Oysa asıl olan ayırmak değil, birleştirmektir.

Akıl iman ilişkisi, din-felsefe ilişkisinin bir boyutudur Özellikle son zamanlarda gerek din-felsefe, gerekse akıl-iman ilişkisi üzerine düşünen pek çok araştırmacı, Hıristiyanlıkla somutlaşan modern bakışın etkisiyle soruna birleştirici değil ayırıcı bir zaviyeden çözüm sunmayı tek çıkar yol olarak görmektedir. Artık dinin felsefeden, dolayısıyla aklın imandan gittikçe ayrıştırılması, Müslüman düşünürü pek rahatsız etmiyor görünmektedir. Oysa genelde İslam kültürü, özelde ise Kuran-ı Kerim, aklı imandan kesinlikle ayırmaz. Aslında din felsefe ilişkisi bağlamında da ayırıcı unsurlardan çok daha güçlü olan birleştirici yön Kuranıkerim referanslı İslam kültüründe baskın niteliktir.

Din felsefe ilişkisinin bir izdüşümü olarak da tartışmak mümkün olan akıl iman ilişkisindeki zahiri karşıtlığının altında yatan nedenlerin farkında olan Elmalılı M. Hamdi Yazır, esasen felsefenin caiz olduğu tek dinin İslam dini olduğunun altını çizerek hem sorunun kaynağına ciddi bir gönderme yapar hem de karışık zihinleri rahatlatıcı açıklamalar sunar.

Yazır’a göre, dar anlamda imanın, geniş anlamda ise dinin akla ve felsefeye uygunluğundan söz edilirken dinin ve imanın hisle olan intibakı göz ardı edilmemelidir. Akıl, insanın ruhî kuvvetlerinden bir güçtür. İmanı içeren din de insanın ruh kuvvetleriyle alakadar olarak nefis birliğine intibak etmesi gereken büyük bir hakikattir. Akıl ve his, çok yerde ters düşse de vicdan birliği onların buluştuğu yerde tecelli ederek bütünlüğü sağlamaktadır. Doğru din ya da hakikat vicdan birliği olarak tezahür eden buluşma noktasını içeren Hakk’ın esası olmaktadır. Akıl, ilmî bir inanış getirmektedir. Fakat bu inanış, kalbin hissî inanışlarıyla uyuşmadıkça, Yazır’ın nazarında, cahiller içinde kalan âlim misali hükümsüz kalmaktadır. Yazır, burada ana fikir çerçevesinde verdiğimiz orijinal yaklaşımını, mantık üzerinden temellendirmektedir. Öyle ki, uzun yıllar mantık hocalığı yapmış bir düşünür olarak hükmün bir his olduğunu söylemede beis yoktur. Tasdik ise, hakikatte aklın bu hisse uygun düşmesidir. İslam mantıkçılarının genelde tasavvurla tasdikin mahiyet bakımından ayrı olduğunu düşünmelerinin temel nedeni de budur. Demek ki, Yazır’ın temellendirmesine göre, tasavvur ve tasdikin esasta (zatta) birleştirilmeleri doğru değildir. Eğer zatî bir birlikten yana tavır konulursa, akıl ve duygu birbirinden ayrılmakta ve ikilik doğmaktadır. Bu da şüphenin önünü açmakta ve bocalamaya sebebiyet vermektedir. Nihai nokta da ise aynı hakikatin iki yüzü olan din-felsefe ya da akıl-iman kavramları birbirinden kopmaktadır. Hıristiyan teolojisinin düştüğü temel yanlışlık da buradadır.

Esasen yaşamın sürebilmesi için vicdan birliğine gereksinim vardır. Bir bakıma vicdan birliği olmadan yaşamın da olamayacağı gibi, akılla ruhun arasının açılması ya da aralarında çekişmenin çıkması, mutlaka birisinin üstünlüğüyle neticelenir. Hislerin iradeyle alakası fazla olduğundan ekseri akıl ya da ilim mağlup düşer. Artık insan duygunun esrikliğiyle havaîleşir. Her an değişebilen, yön değiştirebilen, sebatsız, güvensiz ve mecalsizdir. Şayet akıl, hisleri yenerek iradeyi duygulara yenik düşmekten uzak tutabilirse, insan aklını işleterek sağduyuyla hareket edebilen biri olur. Bir başka ifadeyle sağlam ve değişmez bir iman hasletine sahip bulunur. Ancak bu kez de amelî bakımdan bir soğukluk ve tembellik husule gelir. Aşk ve şevk bulunmaz; heyecan ve irade sönük kalır. Böyle olunca da iman nazarilikten ameliliğe pek geçemez, geçebilirse de amelî uygulamalarda çok büyük zorluklarla karşılaşır. Bu durumda, ya akıl dış âlemden his yoluyla alınanların aynası ya da dış âlemden alınanlar aklın aynası olmalı ki, iman ile aşk birlikte olabilsinler. Bir bakıma mecz olsunlar. Hâlbuki akıl ve dış âlemden his yoluyla alınanlar, ruhun farklı vazifeler yapan aletleri olduğundan birbirlerine ayna olmaları abes olur. Nefsî vicdan olarak tanımlanması mümkün olan insanlık, bunların birbirinin aynı olmalarında değil, birbiriyle buluşmalarında tezahür eder. Asıl vicdan, bu buluşma noktasıdır. Ruh, nefis birliğini bununla gerçekleştirir. Öyleyse dinî vicdanın da burada bulunması gerekir. Bu düzlemde nefis, hem akıl bakımından tatmin edilmiş hem de duygu bakımından lezzet içindedir.

Yukarıda kısaca değindiğimiz Elmalılı Hamdi Yazır’a ait orijinal bir temellendirme olan vicdan birliği meselesi, özellikle siyasetler üzerinden yapılandırılan ve gerçekleri saptırarak Türk milletini parçalayan her türlü girişime panzehir olabilecek kudrettedir. Türkiye’de yaşanan savruluşun ve kargaşanın panzehiri olan vicdan birliğinin sağlanması başta eğitim ile öğretim olmak üzere millete seslenen her bir şahıs ile kurumda ahlâkî bir sorumluluktur.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Büyük Final Vodafone Park’ta Olacak
Büyük Final Vodafone Park’ta Olacak
Rusya'dan Erbil'e: Irak'ın Bütünlüğünden Yanayız
Rusya'dan Erbil'e: Irak'ın Bütünlüğünden Yanayız