Advert
Cihat, Matematik, Büyüme
Hasan GÜLER

Cihat, Matematik, Büyüme

Günümüz dünyasında ülkeler arası iktisadi eşitsizliğin nedenini tarif etmenin yollarından biri de ülkelerin iç dinamiklerinin ve kurumlarının nasıl rol oynadıklarını tespit etmekten geçer. Birkaç istisna haricinde 19. asırda başlayan sanayileşme sürecini ve teknolojik değişimi benimseyenlerin hâlihazırda zengin, benimsemeyenlerin ise mukayeseli biçimde daha fakir oldukları gerçektir. Ortadoğu, Güney Amerika, Afrika,  Türkistan ve Doğu Avrupa ülkelerinin daha az gelişmiş olduğunu söylemek bu bağlamda yanlış olmayacaktır. Kimisi gelişmiş olan ülkelerin bugünkü konumlarına sömürgeleri sayesinde ulaştıkları iddiasında bulunacak olsa da Avusturalya, Yeni Zelanda, İskandinav ülkeleri, Kanada ve en önemlisi Japonya gibi farklı coğrafi bölgelerden, kültürlerden ve dinamiklerden gelen ülkelerin istisna ötesi bir durum olduğunu göz ardı edemez.

Bizim gibi ülkeler Sanayi Devrimi’ni meydana getirecek ve göğüsleyecek kurumların ve dinamiklerin yoksunluğu nedeniyle yeterli gelişmeyi sağlayamamıştır. Fakat bu gelişmemişlik dünyanın sonu da değildir. Sanayi Devrimi’ni kaçıran bazı ülkeler bugün dünyanın en güçlü ekonomileri arasında yıldızını parlatmaktadır. Güney Kore, Çin, Hindistan bunlardan bazılarıdır. 20. Asrın sonu ve 21. Asırda küreselleşmenin etkisini daha fazla göstermesi, ticaretin daha hızlı ve konumlandırılmış kurumlarla daha güvende olması, göç hareketlerinin sürekli olması, uluslararası sermaye akışının ve yatırımın çoğalması günümüzde güçlü ekonomilerdeki teknolojinin daha zayıf olanlarca benimsenmesine kolaylık sağlamaktadır. Hatta gelişmekte olan ülkelerin daha hızlı büyüyor gözükmesinde de bu faktör önemlidir. İngilizcede “Spillover Effect” ya da “Technology catch-up” isimleri verilen bu olayda gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere teknoloji transferinin çok hızlı bir şekilde gerçekleştiği belirlenmiştir. Fakat teknoloji transferi de bizim gibi ülkeler için müreffeh olmaya yetmeyecektir. Çünkü bu sadece erken ya da geç gelen teknolojilerin kopyalanması neticesinde gelişmiş ekonomileri geriden takip sürecidir.

Peki, bizleri müreffeh kılacak hamle nedir? Cevabı çok basit: eğitim!  1956 Robert Solow adlı iktisatçı gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkeleri bir noktada ne olursa olsun yakalayacağını öngören bir model oluşturmuştu. Fakat onun modelindeki en önemli eksiklik beşeri sermayeyi değişkenleri arasında bulundurmamaktı. Modern büyüme teorilerinde ise en çok üzerine düşülen meselelerden biridir beşeri sermaye. Beşeri sermayeyi ihya etmenin yolu ise en başta eğitimden geçmektedir.

Eğitime yapılan yatırım neticesini yeni sanayi devrimlerini yakalayarak gösterecektir. Eğitime önem gösterilmediği takdirde bu yıl açıklanan yüzde beşlik gibi ciddi büyüme rakamları hiçbir şey ifade etmemektedir. Almanya yıllık 4 Trilyon  Dolarlık ile %1-2 bandında büyürken biz elimizdeki fırsatları iyi değerlendiremezsek eğer büyüme bandımız %0.5-1 arasındayken 1 Trilyon Dolarlık GSYİH’a bile ulaşamayabiliriz. Türk milletinin geleceğini garanti altına almak, sürdürülebilir bir büyüme tesis etmek ve toplumun refah düzeyini arttırmak istiyorsak eğer bu durumu göz ardı etmememiz gerekiyor.

PISA derecelendirmesi hakkında epey yazılıp çizildi. Ülkenin en çok okunan yazarları köşesine bu konuyu taşıdı. Genel olarak eğitim sisteminin sorunlarına sıklıkla değinildi. Ben bunların üstünden tekrar geçmeyeceğim lakin geçtiğimiz günlerde AKP milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı’nın matematik ve Cihat üzerine yorumları beni tam anlamıyla çıldırttı. AKP milletvekili Çamlı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde müfredatta Cihat’ın işlenmesi ile alakalı şu yorumu yapmıştı: “Cihat İslam’ın en öncelikli unsurudur. Namazdan da önce gelir. Osmanlı padişahlarına baktığımızda neredeyse tamamı cihadı bırakmamak için hacca bile gitmemiştir. Bakanlığımız çok isabetli bir karar vermiş. Namaz dinin direğiyse, cihat çadırdır. Direksiz çadır bir işe yaramaz. Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yok”. Ülkeyi 15 senedir tek başına yöneten hükümetin temsilcilerinden birinin böyle bir beyanda bulunması ve bizim eğitim alanında başarısız olmamız tabi ki de rastlantı değil. Maruz kaldığımız zihniyetin hayatımızdaki somut bir tezahürü adeta.  21. asrın cihadı bilimdir. Cihat konusu ders kitaplarında işlenecekse de en başta bu kapsamda işlenmelidir. 

Aynı şekilde Taner Yıldız’ın 2014 yılında “Eğitim seviyesi yükseldikçe AKP oyları da düşüyor” diyerek hayıflanması eğitim meselesine hükümetin bakışını berraklaştırıyor. 1589 yılında William Lee isimli bir İngiliz örgü makinasını icat etti. Lee tasarının taklit edilmesini engellemek için I. Elizabeth’ten patent istedi. Fakat girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Fransa’da da aynısını denedi fakat gene başarısız oldu. İcadı karşısında hükümdarlardan aldığı cevap aynıydı: “İcadınız insanları işsiz kılar ve kullarımızın hepsi dilenciye döner.“ Aslında hem İngiltere’de hem de Fransa’da hükümdarlar kullarının işsiz kalmasından korkmuyordu. Eskinin yerine yeni gelecek, ekonomik ayrıcalıkları olan kesim bundan zarar görecek ve siyasi güç odaklarının istikrarı sallanacaktı. Bütün korkuları kaybedecek çok şeylerinin olmasındandı. Bu noktada hükümetlerin kendi güçlerini korumak pahasına milletin geleceği ile oynamaları akıllarıyla dalga geçmeleri kabul edilemez. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Değişim Hareketi IKBY Hükümeti'ni Devirme Tehdidinde Bulundu
Değişim Hareketi IKBY Hükümeti'ni Devirme Tehdidinde Bulundu
Urmiye Kent Konseyi Binasına Urumiye Yazıldı!
Urmiye Kent Konseyi Binasına Urumiye Yazıldı!