Advert
Suriyeliler Meselesi: Çözümü Yanlış Yerde Aramak
Emre KARTAL

Suriyeliler Meselesi: Çözümü Yanlış Yerde Aramak

“Suriyeliler” meselesi her geçen gün hayatımızı daha çok etkiler hale geldi. Bu etki bir yandan da tehlikeli bir hal alıyor. Pek çok hadisede ya Suriyeli sığınmacılar suç ya da sosyal hayatı bozucu hareketlere giriştikleri ya Suriyeliler ile yerli vatandaşın girdiği kavga ve tartışmalar ya ekonomik hayata olan etkileri ya da terör eylemlerindeki varlıkları tartışılır hale geldi. Bu durum dükkân yağması, ev baskınları gibi yerli halk ile sığınmacıların çatışmalarına kadar giden bir hal aldı.

Ortada çok ciddi bir tehlike, patlamaya hazır bir bomba var. Bir de ateşe körükle gidenler.

Ülkemizde Suriyelilere bakış, sosyal hayatın bozulmasından kaynaklı bir rahatsızlıktan öteye geçmeye başladı. Her ne kadar toplumun tamamına sirayet etmesi zor da olsa, ülkemizde Suriyeliler üzerinden bir “yabancı düşmanlığı” ya da “göçmen karşıtlığı” algısı üretiliyor. Buna da maalesef bazı siyasetçiler basit ve saçma argümanlarla destek veriyor.

Öncelikle kaçırılan bir nokta var. Türkiye’de Suriyelilerden kaynaklanan sorunların sebepleri yerine sonuçları değerlendiriliyor. Dünyada üzerinde en çok çalışılan ve en çok uluslararası anlaşmaya konu olan meselelerden biri “mülteciler ve sığınmacılar” meselesi. Ciddi planlama ve çalışma gerektiren bir konu bu. Ama maalesef Suriye Krizi çıktığında da bir iç savaşa dönüştüğünde de gelecek sığınmacılar için ciddi bir çalışma yapılmadı.

Bir kere herhangi bir insan her ne sebeple olursa olsun hayat ve hürriyetinin tehlikeye girdiği bir durumda başka bir ülkeye sığınmak istediğinde geri çevrilemez. Bu ilkeyi ortaya koyan Cenevre'de 28 Temmuz 1951 tarihinde imzalanmış ve 05.09.1961 tarih ve 10898 sayı ile Resmi Gazete'de yayımlanan "Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Sözleşme"ye göre Türkiye bu konuda bütün Birleşmiş Milletler tarafları gibi yükümlüdür. Bu sözleşme bağlamında ülkemizde çıkarılan kanunlara göre topluca yapılan sığınmalar ve bu işlerin düzenlenmesi amacıyla iç hukukta pek çok düzenleme de yapılmıştır. Mültecilerin ve sığınmacıların kabulü, silahtan arındırılması, kimlik tespiti, kampların kurulması ve kamplara aktarım ve ne şartlarda sınır dışı edilebileceği gibi konular net ifadelerle ortaya koyulmuştur. Uluslararası hukuk bu konuda net. İç hukuk bu konuda net. Bugün Göç İdaresi adı altında bir kurumumuz var.

Peki ya tarihimiz ve medeniyetimiz?

Göç kavramı bizim için çok yakın ve anlamlı bir kavram. Türk milleti tarihi boyunca göç halinde olmuş zaman zaman fetihlerle zaman zaman ise zorunlu göçlerle farklı yurtlar tutmuştur. Göç bizim yabancımız değildir. Göçmenin halinden anlayacak bir geçmişimiz var.

Bugün ülkemizde Türk soylu ya da Türk soylu olmayan pek çok göçmen grup vardır. Tarihimizde zalimin zulmü altında olduğu için ülkemize sığınan yüzlere farklı etnik grubun “namus” bilinerek ülkemize alındığını görmekteyiz. Bizim medeniyetimiz ve kültürümüz zorda olana kucak açmayı din, dil, ırk ayırt etmeden bir tavır haline getirmiştir. Yahudi, Protestan, Boşnak, Çerkez, Gürcü, Arnavut, Polonyalı, Alman, Fars ve pek çok etnik ve dini gruptan insan Türkiye’ye gelmiş ve yerleşmişlerdir.

Bugünkü mesele nedir?

En temel mesele Suriye iç savaşının ne zaman biteceğine dair siyasi bir öngörüsüzlüğün olmasıdır. Savaşın ilk dönemlerinde manasız bir şekilde taraf olunması, taraf olunduktan sonra taraf olmanın gereklerinin yerine getirilmemesi en temel sıkıntılardır. Esad yönetiminin babadan oğula gelen zalimliğini tartışmanın bir manası yoktur. Ancak dünyadaki bütün zalimlerin cezasını verecek güç de maalesef bugün Türkiye’de yoktur. Gönül isterdi ki, Esad’a Şam’da diz çöktürüp, Suriye’de demokratikleşmenin önünü açacak hamleler yapabilelim. Ama olmadı…

Olmadığı gibi orada savaştan – haklı ya da haksız sebeplerle – kaçan Suriyelileri nasıl, nerede, ne şekilde misafir edeceğimizin planını da yapmadık.

Suriyelilerin yaratacağı sosyal değişimler hesaplanmadı.

Eğitim, ekonomik ihtiyaçlar ve sağlık meseleleri düşünülmedi.

Suriyelilerin bir kısmının kendi aralarında çeteleşmesi ya da mahallelerde gettolaşması engellenemedi.

Suriye’den ülkemize gören IŞİD ve PKK militanları tam olarak engellenemedi. Bunun faturasını ağır ödedik. Canlı bombalar, kurşunlar canımızı çok yaktı.

Devlet ve hükümet Suriye göçünü doğru idare edemedi.

Bugün gelinen noktada Suriyelilerin neden ülkelerine gidip savaşmadığı soruluyor… Allah göstermesin ülkemizde çıkacak bir iç savaştan kimlerin, kaç kişinin ilk günden Avrupa’ya kaçacağını düşünmek gerekir. Başka bir ülkenin vatanseverliği bizim meselemiz olmamalıdır.

Suriyelilerin taciz, tecavüz, hırsızlık suçları işlediği vurgulanıyor… Bu gariptir. Bu suçları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları işlemiyor mu? İşlenen suçun niteliğine değil kişinin aidiyetine bakılması bizim ahlak anlayışımızın neresine denk düşmektedir? Suçu işleyenin Ankaralı ya da Halepli olması neyi değiştirir? Öyle ki, yakın zamanda yaşanan bir Suriyeli anne ve bebeğinin katledildiği hadise son derece acı ve düşündürücüdür.  

Hastanelerde, üniversitelerde ayrımcılık yapıldığı söyleniyor. Bunun suçlusu Suriyeliler midir?

Velhasıl, böyle tarihi büyüklükteki krizleri basit argümanlarla, günlük politik kaygılarla değerlendirmek hiçbir sonuç vermez. Sebepler yerine sonuçları eleştirerek bir yere varamayız. Sığınma hakkı bir insan hakkıdır, insanlar bu haklarını kullandıkları için suçlanamazlar.

“Defolun gidin” diye bir mantık ne hukuken geçerlidir ne de ahlaken… Vatandaşın sosyal hayatındaki değişimlere verdiği tepkiler hoşgörüyle karşılansa da bunun öteye taşıyıp Almanya’daki Fransa’daki Hollanda’daki eleştirdiğimiz aşırı sağın yabancı düşmanlığı ve göçmen karşıtlığına evrilen düşünceleri de kabullenmemiz mümkün değildir.

Bunların aşılması için;

Devlet eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanılması için sığınmacılara bazı zorunluluklar koymalıdır. Şehirlerde sığınmacılara özel sağlık kuruluşları oluşturulmalı, devlet hastanelerinde vatandaşımız zor duruma sokulmamalıdır.

Suç işleyen ve kamu vicdanını yaralayan her hadisenin failleri geri dönüşü olmaksızın sınır dışı edilmeli ya Suriye’ye ya da üçüncü ülkelere gönderilmelidir. Aynı şekilde Suriyelilere karşı yapılan provokatif her eylem cezasını görmelidir.

Fırat Kalkanı bölgesine yerleşim için teşviklerde bulunulmalıdır. Ülkemizi tehdit eden PKK-YPG-PYD terörüne karşı yeni operasyonlar düzenlenmeli ve bu şebekelerden temizlenen alanlara Suriyeliler yerleşmeye teşvik edilmelidir.

Büyükşehirlerde gettolaşma kesinlikle engellenmeli, gerekiyorsa zorunlu şehir değişikliği ve benzeri önlemler alınmalıdır.

Türkiye’deki Suriyeli sayısı ve bu nüfus içinde suç işleyenlerin oranları sürekli açıklanmalı ve yaşanan hadiselerin bütün sığınmacılara mal edilmesinin önü kapatılmalıdır.

Sığınmacılarla ilgilenen yerli sivil toplum kuruluşlarının oluşturulması için fonlar kurulmalı ve devlet tarafından desteklenmelidir. Bu aynı zamanda yurt dışından gelerek yardım kuruluşu adıyla farklı amaçlara hizmet eden yapıları da engellemek için önemlidir.

Suriyelilere vatandaşlık vaatleri verilmemeli ve kalıcı olmaları, zorlayıcı olmayan politikalarla engellenmelidir.

Ve en önemlisi, Suriye iç savaşının sona ermesi için Türkiye gerekli diplomatik ve askeri çabayı fazlasıyla göstermelidir.

Eğer devlet bu konularda ve daha fazlasında acil ve gerekli önlemleri almazsa, Suriyeliler ile vatandaşımız arasında hiç hoş olmayan hadiseler daha çok baş gösterecek bu da Türk tarihinde hiç yer almayan “yabancı düşmanlığı” ve “göçmen karşıtlığını” artıracaktır.

Suriye meselesi ideolojik saiklerle değerlendirilerek sonuca varılacak bir mesele değildir. Kısaca ne Suriyeli güzellemesi ne de Suriyeli düşmanlığı bize fayda sağlamaz. Bu mesele Türk tarihinin en büyük göç hadiselerinden biri olabilir. Ayrıca büyük bir kısmı kalıcı olabilecek bir nüfus hareketidir.

Türk milleti hadiseleri en doğru şekilde okumalı, Türkiye’nin geleceğini etkileyecek Suriye meselesinin müsebbiplerini demokratik yollarla cezalandırmalıdır.

Son olarak, sokaklarda yaşanan hadiselerle alakalı sağduyulu bir açıklama yaparak, oynanan oyuna işaret eden Ülkü Ocakları Genel Merkezi’ni tebrik ediyorum.

Göç, sığınmacılık, mültecilik ve bu kapsamdaki sosyal politikalarla alakalı verdiği akademik bilgiler ve değerli fikirleriyle bu yazıyı kaleme almama destek olan Merve Tosuncuk’a da teşekkür ediyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kahire'de 5 Gündür Haber Alınamayan Kazak Öğrenciler Karakolda Bulundu
Kahire'de 5 Gündür Haber Alınamayan Kazak Öğrenciler Karakolda Bulundu
TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası Üsküp’te Konser Verdi
TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası Üsküp’te Konser Verdi