Advert
'Yeni' Türkiye’yi Yeniden 'Büyük' Türkiye Yapmak
Süleyman DÖNMEZ

'Yeni' Türkiye’yi Yeniden 'Büyük' Türkiye Yapmak

“Yeni” Türkiye’de şimdilik yeni bir şey yok gibi görünüyor. Tabir-i caizse “aynı hamam aynı tas.” Lakin Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim biçiminin keskin bir değişikliğe uğratıldığı gerçektir. Adını koymakta zorlandığımızı bu “yeninin” siyasî ve sosyal tezahürleri, henüz net olarak açığa çıkmış değildir. Benim şahsî kanaatim, ciddi şaibeler altında anayasal değişikliği yürürlüğe sokan referandum görünümlü “plebisit” sonrası Türkiye’si, büyük sarsıntılara ve kırılmalara maruz kalmaktadır. Yıkıcı deprem yakındır. Neden derseniz? Çünkü ne sadece adı kalan TBMM ne Türk politikasını gücünün yettiğince tek başına belirlemeye çalışan cumhurun reisi ne de muhalifler, adı ne olursa olsun, son yapılan seçim sonuçlarını çok da doğru okudukları söylenemez. Dediğim gibi, “yeni” Türkiye’nin hal-i pürmelali dün ne ise bugün de aynıdır. Dahası durum daha vahimdir. Dışişlerimiz, içişlerimiz; hassaten hukukumuz, milli eğitimimiz içler acısıdır. Sorunlar apaçık ve çözümleri de ehline malum iken, fikrî saplantılarla yol alan bir garip basiret fukaralığı ve çıkar hokkabazlığı, atılması gereken adımları atmaktan etkin ve yetkin olanları alıkoyuyor âdeta. Bir de, nasıl oluyorsa, akıl almaz, izan ermez icraatlar yapmaktan geri de kalınmıyor. -Bu veryansının örneklerini şimdilik mahfuz tutuyorum. Yalnız yazdıklarımın tamamen afakî kalmaması için, adli yargıda en son yapılan hâkim ve savcı tayinlerini hatırlatmak isterim. Tayini çıkan hâkimler acaba hangi davalara bakmış veya bakıyordu; savcılar ise ne tür iddianameler hazırlamıştı veya hazırlıyordu? Tayin edilen hâkim ve savcıların neden büyük çoğunluğu milliyetçi? Tayini çıkanlar, yeni sistemin getireceği artçı sarsıntılara dikkat çekerek referandum da “hayır” dedikleri sanılanlar mı?-

Türkiye, ciddi bir sistem değişikliği yaşamasına rağmen, yeni yapının ne getirip ne götürdüğü ve götüreceği hususunda dikkate değer bir dizi olay olurken ilginç bir tarzda –özellikle de akademik boyutta- bir suskunluğa bürünmüş görünümündedir. Oysa en son yapılan halk oylamasının en ince detaylarına kadar tartışılması ve geçiş sürecinde doğru adımların atılabilmesi için yol gösterici araştırmaların ve tartışmaların süratle yapılması gerekir. Aklı başında olanlar niçin susuyorlar?

Aslında suskunluğun sebebi, çok açık: Alenen dile getirilmese de insanlar, -bizim gibi kıyıda köşede kendi yazıp kendi okuyan üç beş “deli” dışında- konuşmaktan ve yazmaktan korkuyorlar. Başlarına gelecekten emin olamadıklarından da akıntıya karşı kürek çekmekten geri duruyorlar. Akademisyenleri geri durmaya sevk eden “yandaş” değilsen hukuksuz muamelelere maruz kalırsın endişesini, siyasilerin biran önce bertaraf etmeleri zorunludur. Aksi takdirde hezimete uğramaları kaçınılmaz olacaktır.

İktidar olduklarını düşünenlerin seçim sonuçlarını doğru okuyamadıklarında ısrarcıyım. İfade ettiğim şekliyle, şayet doğru okuyabilselerdi, gereğini yapıp yapmadıkları hususunda kaygılı olurlardı. Mesela adalet için yürüyen birilerini kınayacakları yerde, içinden geçilen süreci daha şeffaf hâle getirerek korkuları ve endişeleri gidermenin yollarını ararlardı. Devleti ve milleti ayakta tutan ve ilerleten temel değerlere sahip çıkarak, bu değerleri benimseyen insanlara hor bakmazlardı…

Kim ne derse desin, son yapılan oylamanın ne kazananı ne de kaybedeni var. Lakin seçmen çok açık bir mesaj verdi. Verilen mesajda belirleyici olan kitle seçimdeki gerçek yüzdür. “Nedir o?” diye soruyorsanız, Türkiye’nin yaşadığı son üç seçimdeki oy dağılımlarına bakmak, o yüzü görmeye yetecektir.

Onca hileli müdahale, algı operasyonları ve iktidar olmanın avantajlarının gayrı adil kullanımı sonuçların arzulandığı şekilde yönlendirilmesini sağlayamamıştır. Bizim Türkiye’nin gerçek yüzü adını verdiğimiz birileri oyunu fena bozdu. Kimdi onlar? Çok açık ki, oyunu bozanlar en bilinçli görünen ve demokratik bilince sahip olan milliyetçilerden başkası değildi. Türk milliyetçileri, hangi partide olursa olsunlar, -gerekiyorsa milliyetçi olduklarını savunan partilerle bile karşı karşıya gelerek- Türkiye’nin gidişatına el koymuşlardır.

Bir sonraki seçimin sonuçlarını belirleyecek olanlar bu sessiz çığlığa kulak verenlerdir. Onları şimdilik temsil eden bir partileri yok. Açıkçası o sessiz çığlığı atanların hassasiyetlerini fark edip -her siyasetçinin yapması aslında zorunlu olan- beklentilerine cevap verecek bir oluşuma Türkiye’nin acilen ihtiyacı var. Yeni oluşumun bu sessiz çığlık sahiplerine vaadi, ekonomik refahtan çok “yeni” Türkiye’yi yeniden “Büyük Türkiye” yapacak adımların acilen atılacağı olmalıdır.

Dini siyasete alet etmeyen, hakka ve hukuka riayet eden, işi ehline tevdi eden; vatanına, milletine, dinine, özellikle de, diline sahip çıkan Büyük Türkiye’yi yeniden inşa etmeye başlayacaktır. “Yeni” Türkiye söyleminde dikkat çeken, sadece dini öne çıkartarak dili ihmal eden bir anlayışın başarılı olamayacağının altını kalınca çizmek isterim.

“Yeni” Türkiye’nin ilkesi, “tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak” söylemi “tek dil” olmadıkça hayata geçmesi mümkün değildir. Dilin önemini ve anlaşabilmek için ne kadar elzem olduğunu, dilini anlamadığımız biriyle muhatap olduğumuzda apaçık kavrarız. Dillerin çokluğu tefrikadan başka bir sonuca götürmez. Bu nedenle “çok dilli, çok kültürlü” söylemi sadece savunucularının gerçekte benimsemediği ama parçalanmasını umdukları ülke ile milletlere dayattıkları bir tuzaktır. Öte yandan dil, meramı anlatmada bir vasıtadır. Lakin önemli bir vasıtadır. Dil dile, din dine yaklaşmadıkça “tek devlet ve tek millet” olunmaz. “Tek bayrak ve tek vatan” ise hayale döner.

“Yeni” Türkiye’de ısrarcı olanlar bir “Pirus zaferi” sonuçlarıyla karşılaşacaklardır. Pirus (Pyrrhus), bir kraldı. Romalıları mağlup etti. Ancak ulaştığı zafer, ona çok pahalıya mâl oldu. Büyük kayıplar yaşadı. Atatürk’ün de benimsediği Ziya Gökalp’in “Yeni Türkiye” idealini büyük anlam kaymalarına uğratarak ismini bile koymakta zorlanılan bir “yeni” Türkiye’ye dönüştürme hayali kuranlar, son seçimi kazanmış görünseler de bıçak sırtında bir süreçle yüzleşmek zorunda kalmışlardır. Kendilerini bıçak sırtında bırakan sâiklere ölümüne tutunarak yola devam etmeleri mümkün olmayacaktır.

Türkiye yeniden Büyük Türkiye olabilmenin yoluna girebilmek için büyük bir sınavdan geçeceği, artık bir falcı kehaneti değildir. Fakat son seçimlerin ortaya koyduğu tablo da gayet nettir. Yapılan son anayasal değişiklik çerçevesinde seçmene en iyi hizmeti götüren ve sessiz çığlığa kulak vererek Büyük Türkiye’den yana tavır koyanlar, ileriki dönemlerde etkin ve etkili olacaklardır. Zira şuaralar mevcut siyasal oluşumların bir işe yaramadığı bir “yeni” Türkiye’deyiz. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kahire'de 5 Gündür Haber Alınamayan Kazak Öğrenciler Karakolda Bulundu
Kahire'de 5 Gündür Haber Alınamayan Kazak Öğrenciler Karakolda Bulundu
TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası Üsküp’te Konser Verdi
TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası Üsküp’te Konser Verdi