porno izle sex hikaye porno porno izle

Advert
Yerle Yeksan Olan Değer: Adalet
Süleyman DÖNMEZ

Yerle Yeksan Olan Değer: Adalet

Ayarını bozduğun kantar gün gelir seni de tartar.

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır, elbet. Öyle söylemiş insan olmanın timsali Peygamberimiz Muhammed Mustafa. Salat ve selam onun üzerine olsun. Tuhaf olan Hz. Muhammed’i dilinden düşürmeyen ve onun tavsiye ettiği İslam medeniyetini inşa etme yolunda olduğunu iddia edenlerin onun düstur ve ilkelerinden fersah fersah uzak olmaları ve gittikçe de uzaklaşmaları. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Tükenmişlik, çöküşe evrilmiş durumda. Lakin görmeyen gözler, duymayan kulaklar, hissetmeyen yürekler ile karşı karşıyayız. Onlar söylem ve baskı ile sorunların aşılacağı zannındalar.

Söz, önemlidir. Vazgeçemediğimiz, belki de, vazgeçemeyeceğimiz iletişim kanalımızdır. Ama söz, özgürce eyleme dönmedikçe ortada kalır. Sözün ortada kalması esasta olumsuzluk içermez. Çünkü söz, bizim töremizde genelde ortaya söylenir. İnsan olan, kendini bilen, ortada olandan, ortaya söylenenden kendine düşen payı alır. Müstefit olur. Gereğini yapar. Ya söz ortada iken söz anlayan yoksa? Elbet söz, ortaya da söylense anlayanı çağırır. Ama anlayan kalmamışsa, dört yanı anlamazlar sarmışsa, susulur. Söz anlamaza, dil dökerek, boşa kürek çekilmez. Artık yapılması gereken sözden öte, gücün yettiğince, elinden geldiğince usulüne uygun, kırıp dökmeden, düşman olmadan, insanca mücadeledir. Dilinle yapamadığını elinle değiştirmeye çabalamaktır.

Mücadele etmenin birçok yolu vardır. Hak gaspı varsa, öncelikli olarak hukuk yolu ile mücadele verilmelidir. Bunun için devlete ihtiyaç vardır. Çünkü devlet varsa hukuk işleyecektir. Hukuk işledikçe de devlet yaşayacaktır.

Hak ile hukuk ayrılmaz bir bütündür. Devletin ayakta kalabilmesi için hakkın koruyucusu olan hukukun gasp edilen hakkı gasp edenden alarak hak sahibine teslim etmesi zorunludur. Buna adalet denir. Devlet, adalet ile baki kalır.

Nedir adalet? Adaletin ne olduğunu uzun uzadıya anlatmak gerekmez. Çünkü adaletin varlığı, ispata ihtiyaç duymadan -doğrudan idraki mümkün- apaçık bir hakikate dayanır. Kuramsallıktan öte, kılgısal (amelî) bir gerçek olarak vicdanlarda ve toplumda görünür adalet.

Günümüz Türkiye’sinde cevabını bulmak zorunda olduğumuz sual şudur: Kuramsal ve söylem bazında hakkında nice açıklamalar yapılan; eylemde ise, devlet ile milletin selameti için olmazsa olmaz olan “adalet” nasıl oluyor da iktidarda olan bir partinin adının bir parçası iken yer ile yeksan olabiliyor? Neden ayarı bozulan kantarın bir gün kantarın ayarını bozanları da tartacağı idrak edilemiyor? Tarih bize yapılanların yapıldığı yerde kalmadığını göstermiyor mu? Çok değil Türkiye’de olup bitenleri beş-on yıl geriden bugüne incelediğimizde zalimi mazlum mazlumu zalim gösteren adaletsizliğin yer ile yeksan olduğu, kamu vicdanında karşılık bulmadığı malum değil midir? Her türlü haksızlığı görmemezlikten gelmek, adaleti suiistimal etmek, üç günlük yalan dünyada geçici bir süre menfaat sağlıyor görünse de eninde sonunda ayağa dolanacağı -dolandığı- görülmedik, bilinmedik hadiselerden midir? Zulmü engellemek yerine; ‘zulüm var, çaresiziz, hukuk işlemiyor, duyun feryadımızı’ diyenlere kulak vererek neler olup bittiğini anlayarak çözüm üretmek yerine her türlü tepkiyi düşmanca algılayarak saldırıya geçmek, tehditler savurmak, hakaretler etmek nasıl bir haletiruhiyedir, ne menem bir siyasî anlayıştır? Müslüman olduğunu söyleyen bir dilin eylemi neden münafıkçadır? Hakka tecavüzün, özellikle kul hakkının, tövbe ve istiğfar ile affedilmediğini bilmez görünerek hoyratlaşmak, dipsiz bir uçuruma doğru yalınkılıç koşmak değildir de nedir?

Yukarıda sıraladığım soruların, her biri bir cevaptır aslında. Bir millet iflas ettirilmek istendiğinde genelde üç aşamalı bir süreçle karşılaşılır. İlk aşama, güvenin zedelenmesidir. Güven tahrifi iki boyutta yürütülür: Öncelikle insanlar, baba-oğul dahi olsalar, birbirlerine itimat etmez hale getirilirler. Ardından kurumlara, siyasete, nihayette devlete güvenemezler. Bir devlet ve millet güven bunalımı yaşamaya başlamışsa iflas ile yokoluş anlamına gelen üçüncü aşama yakındır.

Türkiye’de iktidarı elinde tutanlar, her şeyin kontrol altına aldıklarına inanabilirler. Arkalarındaki siyasal desteğe güvenerek iflası çok uzak bir ihtimal olarak görebilirler. Lakin durum hiç de öyle değildir. Türkiye, artık, kimsenin kimseye güvenemediği bir ülke görünümündedir. Görüntünün gerçeği yansıtmadığı söylemlerine tutunarak kendimizi kandırmamız gelecek olan kaçınılmaz sonun gelmesini engelleyemeyecektir.

Güven bunalımı sorununun baskı ve tehditlerle aşılabilineceği zehabına kapılmak, en büyük yanılgı olur. Sorunları görmemezlikten gelerek, her türlü açmazı halı altına süpürmek ve çeşitli tavizler vermek suretiyle iktidar nimetinden üç-beş gün daha nasiplenmeye devam etmenin yollarını aramak, basiret yoksunu bir zavallı olduğumuzu tesciller. Bu nedenle biran önce insanı, milleti ve devleti içten içe kemirerek yok oluşa sürükleyen güvensizlik hastalığı tedavi edilmelidir. Tedavi yolu bellidir: Kalkınmanın adalet olmadan mümkün olmayacağının idrak ederek adaleti yeniden kurucu ilke olarak hayatın içinde görünür kılmak.

Adaleti hayatın içinde görünür kılmak, bir devletin aslî vazifesidir. Lakin bunu sağlamak, öyle kolay bir iş değildir. Aklıbaşında adımlar atmayı gerekli kılar. Aklımıza gelen değil, olması gereken yapılmalıdır. Gereklilik ahlakta ve hukukta ayırıcı vasıftır. Bu durumda adaletin varlığı ahlak ile hukuk sayesinde gönüllerde karşılık bulabilir. Ahlâkî bozulma, ister istemez hukukî bozulmayı da doğuracaktır. Elbette ahlak ile hukuk aynı değildir. Ayrı da değillerdir.

Ahlak bozulduğunda hukukun manası hızla unutulur. İnkâr edilir. Hukuk münkiri hukuku siyasî iktidara meze yapmaktan çekinmez. Bu tutum, güvensizlik hastalığını iyice ağırlaştırır. Hastalıklı bir toplumun nasıl tepki vereceği kestirilemez. Bu nedenle nice devletler ile milletler, bozulan adalet terazisi sebebiyle güvensizlik hastalığına tutulmuşlar ve helak olup gitmişlerdir.

Adaletin kestiği parmak acımaz. Adaleti yaşatmakla mesul olanlar, dürüst davranarak kesilecek parmağa acıyarak gereğini yapmazlarsa, sadece kendilerine değil, koca bir millete ve kadim bir devlete yazık edeceklerdir.

Adalet yerini bulduğunda adaletin insanları birbirine yaklaştıran ve bağlayan namütenahi bir kudret olduğu görülecektir. Her türlü sınır ve sınıf farkı, ancak adalet varsa aşılabilir. Aksi takdirde bölünme, parçalanma ve kargaşa mukaddere olacaktır.

Kutlu ay Ramazan’da kutlu gece Kadir aşkına adaletin yeniden yolumuz ve yönümüz olması duasıyla geceniz hayrolsun!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Dünya Gümrük Örgütü Genel Sekreteri Aşkabat’ta
Dünya Gümrük Örgütü Genel Sekreteri Aşkabat’ta
Özbekistan'da Bir Serbest Bölge Daha Kuruluyor
Özbekistan'da Bir Serbest Bölge Daha Kuruluyor