porno izle sex hikaye porno porno izle

Advert
Türk Olmak İnsan Olmak
Süleyman DÖNMEZ

Türk Olmak İnsan Olmak

İlk yazımızı karşılaşma ahlakı üzerine yazdık. Karşılaşabilmek için insan olmak zorunludur. İnsanlık, insan olmanın duyuş ile yaşayıştaki tezahürüdür.

Türkiye nicedir “karşılaşamama” hastalığı ile maluldür. Hastalık, hem bireysel hem de kurumsal anlamda gittikçe yaygınlaşmakta ve derinleşmektedir. Biran önce tedavisi yapılmazsa, korkarım, dayanılmaz acılara müptela olmanın yanısıra yavaş yavaş eriyerek yok olacağız. Türkiye, böylesi hazin bir sonu hak etmiyor. Etmemelidir. O halde maruz kaldığımız hastalığın ilacını biran önce temin etmeli ve kendimizden başlayarak yakın çevremize uygulamalıyız.

Türk halkının yakalandığı karşılaşamama hastalığının ilacı, insan olamamaktır. İnsan olmanın ne olduğunu gittikçe unutmak ise, hastalığımıza teşhis koymada da izan fukaralığına yol açmaktadır. Basiretimiz bağlanmakta, ferasetimiz perdelenmektedir.

Nedir insanlık? Bizim nezdimizde insanlık, ademin/yokluğun âdem/adam olma serüvenidir. Ademlik, adamlığa nispettir. Bu nedenle adam olmadan ademlik idrak edilemez.

Esas “ademlik” ile değil, “adamlık” ile alakalıdır. Nedir adamlık? Belki de şöyle sormak daha uygun: Nasıl adam olunur? Buradaki “adam” kavramını, Türk dilinin özellikle halk ağzında yaygın olarak kullanıldığı şekliyle “er/erkek” anlamından çok, kadın ve erkeği kuşatan “insan olma” durumuna referansla kullanıyoruz. Hatta adamlığın “insan olma” durumundan öte bir değeri haiz olduğunu düşünüyoruz. Adam olmanın dini telkin ve yol göstermeler ile yakın ilişkisi olduğunu kabul ettiğimiz için de ‘ademlikten adamlığa geçişi’, mecaz/eğretileme/metafor olarak seçtik.

Ademlikten adamlığa geçişin ilk merhalesidir insan olmak. İnsan olma, (er)kişi olmakla mümkün olabilir. Nasıl (er)kişi olunacağına dair, birçok felsefî-ilmî nazariye vardır. Bunlar iki ana gövdede ele alınabilir: (a) Madde esaslı natüralist, evrimci olan bilimsel kuramlar. (b) Manayı önceleyen yaradılışçı nazariye ile doğrudan karşı karşıya gelmeyen felsefî kuramlar. Biz iki karşıt görünen çizginin kutuplaştırılmasından yana değiliz. Karşıtlığın “insan olma” durumuyla alakalı olduğunu iddia ediyoruz. Karşıtlığı (er)kişi olabilme sürecinin bir parçası olarak görüyoruz.

İnsan, diğer canlılardan farklıdır. İnsan olma ise, bir süreçtir. İnsan olma süreci, şuurun berraklaşması ile belirmeye başlar. İlk başta bulanık olan algı, insanın yavaş yavaş hürlüğünü kazanmasıyla kendini ve kendi dışındakileri/ötekini fark eden bir bilince yükselir. Bilincin doğması, insanın (er)kişi olma sürecinin başlamasıdır. (Er)kişi olma ise, insanın eylemleriyle kendini ve kendi dışındakileri ayırarak özgürlüğünü kazanabilme çabasında olan varlık olmaktır. Özgürlüğe erişme çabası olmadan (er)kişi olunmaz.

Kişilik kazanma ise, insan olma çabası sonunda erişilen özgürlüğün hem kendisi hem de öteki ile kurulan ilişkilerde zahir olan ahlaki bir yaşantıdır. İşte İslam dini insanı özgürleştirerek kişilik kazanmasında önemli bir saiktır. Bu çerçevede dinin –İslam’ın- doğru anlaşılması büyük önem arz eder.

İnsan olmadan (er)kişi, (er)kişi olmadan da kişiliğin vaki olmayacağı açıktır. Demek ki, ‘adem’ iken ‘âdem olmak’, insan olmadan öte kişilik bulmak ile alakalıdır. Âdem ise, ilk insandır. İlk peygamberdir.

Yeryüzünde âdemliğin gerçek tezahürü Türklüktür. Geçen günlerde bir televizyonda Türk olamayan bir güruhun sözcüsü anayasadan Türklüğün çıkarılması gerektiğinden söz ederek zehir zemberek Türklüğe saldırıyordu. Neyi hedef aldığını gerçekten bilmiyor. Türklüğe karşı çıkmak İslam’la karşılaşamamaktır. İnsanlıktan nasipsiz olmaktır.

Türklüğün ne olduğunu hâlâ anlayamayana, anlamak istemeyene bir kez daha hatırlatalım:

Türk olmak, bir ahlak meselesidir. Bu yüzden Türk olmak, sadece ırkı esas alan bir birlikteliğe işaret etmez. -Gerçi ırk denen kavram da yoruma muhtaçtır. Genelde kavimle karıştırılıyor. Burada karşılaşamamanın en büyük sâikleri arasında yer alan kavram kargaşası sorununa girmeyeceğim.- şu kadarını söyleyelim: Türkçülük, kavmiyetçilik olmadığından Anayasa’da Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olana ‘Türk” denmesinin de kavmiyetçilik-ırkçılık- ile uzaktan yakından alakası yoktur. Bunu anlamak istemeyenler açık ya da gizli Türkiye düşmanıdır. En hafifi zihni karışık bir aymazdır. Müslümanlığı da büyük ihtimalle sadece dildedir. Bu haliyle o, kesinlikle sağın ve barışın insanı olamamıştır. Türk’ün ekmeğini yiyip yediği eli ısıran bir saldırgandır. Türklük ile bugünlere gelebildiğinden biidraktir. Adam olamamış bir sefihtir.

Değil Türkiye’de dünyada, dilde, estetikte ve ahlakta gönül birliğine sahip olan herkes Türk’tür. İslam ise bu birliğin mayasıdır. Felsefe bize bunu söyler. Ahlak ise, inançlardan hareket eden bir ilişkiler ağıdır. Öncelikli olarak (er)kişinin kendisiyle kurduğu mahremane bir ilişkidir ahlak. Kendini bilendir ahlaklı Türk. Hemen ardından (er)kişinin ötekiyle olan ilişkisi gelir ki, bu maşeri boyuttur. Öteki sadece insanı anlatmaz. Ötekinden maksat canlı veya cansız algılansın bütün var olanlardır. Buna Tanrı da dâhildir. Türkün ahlakında İslam, olmazsa olmazlar arasındadır. İslam’ın önerdikleriyle Türklüğün öteden beri benimsedikleri duyuş ve düşünüşler arasında özdeşlik vardır.

Ahlaklı Türk, bütün varlığı emanet olarak kabul eder. Emanet, güvenirliği gerektirir. Eminlik esastır. Emanete hıyanet, en büyük ahlaksızlıktır. Emaneti veren Tanrı’dır. Emanet edilense bugün yüksek değerleri haiz insan kavramına eşdeğer olan Türk evladıdır. Ben hem bana hem de sana emanetim. Kendimden sorumluyum. Senden sorumluyum. Cihandan sorumluyum. Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi, emanetin korunması ve hakkın teslimidir.

Ahlaklı Türk, hak talep eden değil, hakkı teslim edendir. Hak talebi, zulmün, eşitsizliğin, adaletsizliğin; dolayısıyla haksızlığın kol gezdiği bir ortamda açığa çıkar. Oysa Türk hakkın teminatıdır. Hak edene hakkını eliyle teslim edendir ahlaklı Türk. Hakkın teslimi, doğruluğu, dürüstlüğü, güvenirliği, edebi ve nezaketi gerektirir.

Ahlaklılığın ölçüsü, nasıl olduğunu söylemen değil, nasıl göründüğündür. “Ben şöyleyim, böyleyim ya da söylenildiği gibi değilim” savunmaları geçerli değildir. İçi-dışı bir olan ahlaklı Türk’ün kim olduğu, nasıl bilindiği önemlidir. Eğer hakkımızda olumsuz söylemler, iftiralar, karalamalar varsa, öncelikli olarak kendini gözden geçirmelidir. Börkünü önüne koyup düşünmeli söylenenleri kulak ardı etmemelidir. Yanlışlar varsa, onları düzeltmekten korkmamalıdır. Ahlaklı Türk, yanlıştan dönme cesaretine sahip olandır. Aynı yanlışa ikinci defa düşmeyendir. Bilmelidir ki, ateşin olmadığı yerden duman çıkmaz. Yine bilmelidir ki, atılan her çamur iz bırakmaz. Ahlaklı Türk, leke tutmayan kumaştır.

Dostunu satmaz ahlaklı Türk. Her koyunun kendi bacağından asıldığını bilir. Ama kendi bacağından asılmanın “benim kimseye zararım yok, kendim ediyorum kendim buluyorum” anlamına gelmediğini bilir. Yapıp ettiklerini emanet çerçevesinde düşünür. Uyarıcıdır. Uyarısı öncelikle Nasreddin Hocacadır. Anlayanadır.

Türk, sabırlıdır. Bardak taşmadan sabrını taşırmaz. Fevri değildir. Us’ludur.

Türkün tarihte ahlak timsali bir ulus olduğunun pek çok yazılı belgesi vardır. Büyük önyargılara sahip olmalarına rağmen, pek çok batılı araştırmacı bunu konuda hem fikirdir. İlginç bir şekilde benzer şeyler yazmaktadırlar.

Bugün bir buhran yaşamaktadır Türk evladı. Geçmişini doğru okuyup, bugünü yeniden kurmalı, kendine düşeni yine kalleşçe değil TürkÇE yerine getirmelidir.

Karşı çıktıkları, anayasada görmeye tahammül edemedikleri, karşılaşamadıkları ve karşılaşamadıkları için de korktukları Türk işte bu Türk’tür.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Dünya Gümrük Örgütü Genel Sekreteri Aşkabat’ta
Dünya Gümrük Örgütü Genel Sekreteri Aşkabat’ta
Özbekistan'da Bir Serbest Bölge Daha Kuruluyor
Özbekistan'da Bir Serbest Bölge Daha Kuruluyor