Advert
Ekonomik Kriz Kapıda: Tehlikenin Farkında Mıyız?
Ahmet CÜLÜK

Ekonomik Kriz Kapıda: Tehlikenin Farkında Mıyız?

Ekonomik verileri sağlıklı okuyabilen analistlerin uzun süredir üzerinde durduğu, fakat 15 Temmuz`un ardından sıkça dile getirilmeye başlanan ve beklenen ekonomik kriz, 2016`nın sonunda tüm cüssesiyle kapımıza dayandı. Doların aniden yükselmesi ve sıcak paranın ekonomiden çekilme talebinin artmasıyla birlikte, iktidar ve muhalefet arasındaki gerginlik artmış, toplum da bu siyasi kutuplaşmaya dahil olmuştur. Bu durum karşısında yapılması gereken; kriz tabanlı politik çıkarlar üretmek yerine, sorunun özüne inme cesaretini göstermek ve kararlı adımlar atmaktır. Bu nedenle öncelikle uzun bir süredir uygulanan ekonomik stratejinin genel yapısını ele almamız gerekmektedir.

Türkiye`nin uzun yıllardır kullandığı ekonomik model kısaca yüksek faizler sunarak ülkeye sıcak para girişinin sağlanması ve buna bağlı olarak döviz ucuzluğuna dayanmaktadır. Bu yolla ekonomimizin dışa bağımlılığının en önemli nedenlerinden biri olan ucuz ithalat ilkesi benimsenmiştir.  Ayrıca Türk Telekom ve TÜPRAŞ gibi büyük özelleştirmelerle yabancı sermayenin yatırım amacıyla ülkeye çekilmesi, bu modelin diğer sacayağını oluşturmaktadır. Bu tip stratejiler başarı ile uygulandığı takdirde bir süre refahı arttırıcı etki gösterebilir fakat uzun vadede ekonomik kalkınmaya gözle görülür olumlu bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle bu strateji, tabiri caizse ekonomik sıkıntıları bir süre hasıraltı ederken, ortaya çıkabilecek herhangi bir krizde sistemin tamamen çökmesine neden olabilir. Bir süredir ekonomimizde ortaya çıkan kırılmaların temel sebebi de bu modelin artık miadını doldurmuş olmasıdır. Uzun yıllar uygulanan düşük kur stratejisi refaha geçici bir katkı sağlamıştır fakat bu katkının bedeli; büyük oranda cari açık, ekonomik kırılganlığın artması ve kaynakların dış ticarete konu olmayan sektörlere kayması olmuştur. Bu süreç içerisinde düşük kur sebebiyle ihracat, ithalat karşısında yeterli direnci gösterememiş ve ekonomiden sorumlu eski bakan Ali Babacan`ın ifadesiyle Türkiye, “üretmeyi bırakıp; bütün kaynakları taşa, toprağa, inşaata yatıran bir ülke” haline gelmiştir. Tarihin bizlere kanıtlamış olduğu bir ekonomik realite var ise o da ülkelerin finansal spekülasyonlar ve basit çözümlerle değil, ancak üretim ve ihracatla gerçek bir gelişme kaydedebileceğidir.  Önceliği üretim ve ihracat olan ekonomilerin aksine; ihracatın, ithalata oranla düşük seviyelerde kaldığı ve kaynakların inşaat sektörü gibi balonlara aktarıldığı ülke ekonomileri, ne yazık ki o balon patladığında yama tutmaz.

2017 yılında daha da derinleşebilecek olan krizin önüne geçebilmek amacıyla alınması gereken en temel kararlara gelecek olursak kısaca şunları söyleyebiliriz: Öncelikle siyasi irade, yaşananları sadece sıcak para kaybından kaynaklanan kısa süreli, küçük bir kriz olarak görmekten vazgeçmeli ve şu ana kadar uygulanan hamlelere benzer birkaç hamleyle bu krizi kısa sürede engelleyebileceği algısını terk etmelidir. Zira yüklü miktarda dövizin piyasaya sunulması vb. hamleler geçici bir süre kurdaki artışı durdurabilir, hatta kurda göreceli bir azalmaya dahi sebep olabilir fakat uzun vadeli bir çözüm olmaz. Bu nedenle oluşturulacak olan çıkış stratejisinde kurdaki yükselme veri olarak kabul edilmeli ve ekonomiyi, bu yüksek kura adapte edecek bir çözüm yolu izlenmelidir. Yıllarca uygulanan politika sebebiyle kur üzerinde fark edilmeyen bir baskı oluşmuş ve kur, aslında olması gereken fiyattan çok daha aşağılarda seyretmiştir. Düşünün ki 10 yılı aşkın süredir, kur enflasyon kadar dahi artmamıştır. Ayrıca bu denli geliyorum diyen krizler sadece dış güçleri suçlamakla bertaraf edilemez. Evet krizin nedenleri arasında dış kaynaklı sebepler de vardır fakat, Türkiye`nin özellikle son 1 yıldır sürüklendiği siyasi konjonktür ele alındığında ekonomik olarak iç dinamiklerin de yabancı yatırımcılara güven vermediği aşikardır. Bu süreçte siyasi irade, bedel ödemekten korkmamalı, yıllardır inşaat sektörü ile arasında gelişen derin ilişkinin baltalanmasını göze alarak cesur ve kararlı adımlar atmalıdır. Aksi takdirde sıcak paranın kaçışı devam edecektir. Sıcak paranın kaçışını Türk işadamlarının paralarını kaçırma telaşı izleyecek ve bu süreç, ekonominin küçülmesi, yüksek oranda işsizlik ve enflasyon ile son bulacaktır.

Özetle siyasi irade, kurdaki artışı veri kabul ederek üretim ve ihracata dayalı döviz getirici sektörlerin gelişimini sağlayacak önlemler almalıdır. Bu takdirde ödenmesi gereken bedel ödendikten sonra ekonomi, daha sağlam temeller üzerine kurulu bir şekilde yeniden toparlanacaktır. Fakat siyasi irade, sorunun kaynağını yok edecek uzun soluklu stratejiler yerine basit çözümler ortaya koyar ve inşaat sektörünü kollamaya devam ederse ne yazık ki krizin sonuçları daha da derin olacaktır. Bu süreçte halkın yapması gereken borçtan kaçınmak ve özellikle kredi kartı kullanımında disipline girmektir. Unutulmaması gereken en önemli konu ise iktidarı, muhalefeti ile tüm ülkenin aynı gemide hareket ettiği ve geminin batması halde hepimizin zarar göreceğidir.

 

Kaynakça

http://www.tuik.gov.tr/

http://www.tcmb.gov.tr/

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
CHP'de Fikri Sağlar'a Kınama Cezası
CHP'de Fikri Sağlar'a Kınama Cezası
İngiltere'de Alarm
İngiltere'de Alarm