Advert

Milli Eğitim Bakanı Selçuk: Öğretmen Yetiştirmede Bir Dönüşümü Hedefliyoruz

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, "Daha çok meslek temelli profesyonelce bir yaklaşımla öğretmen yetiştirmede bir dönüşümü hedefliyoruz." dedi.

Milli Eğitim Bakanı Selçuk: Öğretmen Yetiştirmede Bir Dönüşümü Hedefliyoruz

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bakanlığının 2019 yılı bütçesinin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, milletvekillerinin sorularını yanıtladı. 

Komisyon üyelerinin eğitim meselesine bu kadar dahil olmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Selçuk, "Türkiye'nin en büyük sorunu değil de en büyük çözümü olarak eğitimi görüyor olmanız gerçekten çok etkileyici. Ben onun için özellikle teşekkür etmek isterim." dedi.

Selçuk'un, konuşmasını sürdürürken mikrofonun aniden kapanması üzerine, "Sanırım sürem doldu, teşekkür ederim" demesi, salonda gülüşmelere neden oldu.

Yayınladıkları vizyon belgesine atıfta bulunan Selçuk, neden bir yol haritası yayınladıklarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bunun, kendisinin kişisel tercihi olduğunu belirten Selçuk, "Tercihimin ana motivasyonu şuydu: Biz topluma neyin nasıl, hangi ay olacağını taahhüt edersek ve kendimize, topluma bir ortak hedef koyarsak, bunun bir bakanlık, bir bürokrasi meselesi olmadığını, bunun aslında bir toplumsal taahhüt meselesi. Eğer paylaşabilirsek bunun faydası olacağını düşündüm." diye konuştu.

Ortay koydukları hedeflerin bir temenni olmadığını vurgulayan Bakan Selçuk, şöyle devam etti:

"Hangi hedef olursa olsun, bunun genel bir fizibilitesinin yapılmış olduğunu burada kanıtlayabilirim, geriye dönük olarak. Örneğin, 5 yaş zorunluluğu konusunu neden 2 yılda yapamıyoruz da üçüncü yıl yapıyoruz. Bu fizibiliteyle ilgili, yaklaşık 17 bin derslik ihtiyacının 19 bin kadar yeni öğretmen ihtiyacının, ayrıca norm kadroyla ilgili farklı değişikliklerin, birçok faktörün birlikte değerlendirilmesini gerektiren bir durum bu. Aynı şey okullarda tasarı beceri atölyelerinin açılması, her bir atölyenin kaça mal olacağı, hangi bölgemizde kaç tane okulun birinci, ikinci, üçüncü yıl, onun için olanaklara sahip olduğu; bunlarla ilgili fizibiliteler yapıldı. Buradaki herhangi bir hedefle ilgili hangi sene neyi yapabileceğimiz konusunda, elimizdeki yatırım imkanlarıyla belirli bir çerçeve çizilmeye çalışıldı.

Burada benim açımdan bu işin yapılabilirliğinin yüzde 100'lük elde edilebilirliğinin söz konusu olup olmadığı, benim içsel olarak değerlendirdiğim bir şey ama bu gerçekten Meclisin bir meselesi aynı zamanda. Biz birçok hedefi Meclis onaylarsa yapabiliriz."

Bunun yapılabilirliğini simülasyon olarak ortaya koyabildiklerini aktaran Selçuk, lise yerleştirme sınavı ile ilgili 2 yapay modelleme yaptıklarını ve umut verici bir sonuç aldıklarını anlattı.

Tüm okulların fiziksel imkanları belirlenecek

Coğrafi Bilgi Sistemi'ne ilişkin çalışmaların hızla tamamlanacağını anlatan Selçuk, 2019 yılı itibarıyla bütün okulların fiziksel imkanlarının oda oda ortaya konulmasının vizyon belgesinde bir hedef olarak yer aldığını belirttti.

Vizyon belgesindeki hedeflerin aslında stratejik bir değeri olduğunu da aktaran Selçuk, bu vizyon belgesindeki en önemli önermelerden bir tanesini şöyle anlattı:

"Bu belge diyor ki; eğitim bir sistemdir, alt sistemleri, alt bileşenleri vardır. Bir bileşenle ilgili en küçük oynama tüm alt sistemleri olumlu ya da olumsuz etkiler. Dolayısıyla bir ülke kendi eğitim sistemini dönüştürecekse bütün alt sistemlerin senkronize olarak hareket edeceği bir modelleme ihtiyacı var."

"Eğer bir dersin saat sayısını birden ikiye çıkarırsak, bazı derslerde 30 bine yakın öğretmen ihtiyacı birdenbire doğuyor." diyen Selçuk, bu yüzden vizyon belgesinin bir "tasarım projesi" değil, "tasarımın tasarımı projesi" olduğunu söyledi.

Selçuk, şöyle devam etti:

"Bizim koşullarımız çok iyi olmayabilir bazı konularda ki bunu ilkesel olarak söylemek isterim. Burada söylenilen ister Sayıştay raporu deyin ister MEB'in şu andaki uygulamaları deyin, benim hayattaki prensibim şu; sorun varsa vardır, yoksa da yoktur. 'Bizim hiçbir sorunumuz yoktur.' dediğimizde sorun kaybolmuyor. 'Bizim her şeyimiz tamam' dediğimizde de her şey tamam olmuyor. Bu sebeple 'Burada hiçbir sorun yoktur.' gibi bir anlatım tarzım olmayacak benim. Bizim elbette sorunlarımız var ama inanın bu dünyanın bütün ülkelerinin de sorunları olarak büyük bir kısmını paylaşıyoruz. Bunun aslında bir bakan, bakanlık meselesi olduğunu düşünmüyorum. O yüzden sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğini sık sık vurguluyorum. Gerçekten tüm büyük ülkelerdeki, büyük eğitim devrimlerinin, dönüşümlerinin başında gerçekten büyük liderlikler yatıyor. Benim bir bakan olarak, ekibimiz olarak ya da Ziya Selçuk olarak bakanlığın sorunlarının altından, bunu bütün samimiyetimle ifade ediyorum, belki böyle bir şeyi söylememem gerekiyor ama benim tek başıma kalkmam mümkün değil. Buna benim gücüm yetmez.

Bizim her şeyimiz parayla ya da olanakla ilgili değil, bizim liderliğe ihtiyacımız var. Bizim öğretmenin itibarını iyileştirmeye ihtiyacımız var, öğretmen odalarındaki atmosferi iyileştirmeye ihtiyacımız var. Birbirine ateş eden insanların toplumsal barış konusunda biraz farkındalığını geliştirmeye ihtiyacımız var. Bunu da yapabileceğimizi düşünüyorum."

Özel öğretim

Önlerinde bazen eş zamanlı, bazen ardışık olarak hangi probleme nasıl yaklaşacakları konusunda gelecek bir yıl için bir beklentileri olduğunu aktaran Selçuk, hangi ay ne yapacaklarına ilişkin bilginin vizyon belgelerindeki takvimde yer aldığını söyledi.

Özel öğretimden gelen birisi olduğunu dile getiren Ziya Selçuk, "Türkiye'nin özel öğretiminin belli bir noktaya gelmesi konusunda biraz desteklenmesi gerekiyordu. Bence bu desteklendi. Şu aşamada bir hükümet kararı olarak, özel öğretime ayırdığımız bütçenin, büyük ölçüde, olanakları daha kısıtlı olan resmi okullarımıza aktarılması yaklaşımına bu süreçte ihtiyaç olduğu düşünüldü." dedi.

Ziya Selçuk, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

"Bunun temel argümanı şuraya dayanıyor: Türkiye'deki okullar arasındaki başarı ve imkan farklılıkları yüksek. İmkanı en iyi olan okulumuzla, imkanı en zayıf olan arasındaki fark yüksek. Neye göre yüksek? OECD'ye göre, UNESCO'ya göre yüksek, Kıta Avrupası'na göre yüksek. Birçok kriter bulabilirsiniz. Bizim bu farkı azaltmamız söz konusu olmadığında, herkesin, imkanı iyi olana yönelme motivasyonu yükselecektir. Eğer okullar arasındaki imkan farkı azalırsa, okullar arasındaki başarı farklılığı da azalacaktır. Bunu yapabilmekle ilgili bir süreç var, bu sürecin de kritik noktaları var. Bizim 1820 okulla ilgili yaptığımız çözümleme şunu gösteriyor: Öncelikli olarak öğrenme-öğretme süreçleri konusunda destek olmamız gerekiyor ki ortalamayı düşüren en kritik okullar hangileridir, bunları belirledik. Öncelikle buralardan başlayan çalışmalar ve 2021 yılındaki uluslararası izleme değerlendirme çalışmalarında belirli bir mesafe almak için de bu sene 6. sınıflardan başlayan bir ölçme değerlendirme stratejisi geliştirilmesi gerekiyor ve bunun 3 sene sürmesi gerekiyor, PISA sınavına hazırlık için."

Neyi hangi ay, niçin yaptıklarıyla ilgili bir rasyonele sahip olmaları durumunda, o rasyonelin kendilerini birtakım somut çıktılara yönelteceğini belirten Selçuk, Türkiye olarak ürünlerin niteliği konusunda mesafe almaları gerektiğini söyledi.

Bunu üç yıl içerisinde tolere edilebilir bir noktaya getirebileceklerinin altını çizen Selçuk, "Diyebilirsiniz ki 'Bu bütçeyle mi?' Evet bu bütçeyle ya da ek bütçeyle. Ya da yeni çeşitlendirilmiş kaynaklarla. Şu anda çok çeşitli arayışlarımız var, onlar netleşmediği için söylemiyorum ama biz bir şekilde stratejik hedeflerimizin somutlaştırılması konusunda önlemler alıyoruz." diye konuştu.

"Öğretmen yetiştirmede bir dönüşümü hedefliyoruz"

Selçuk, şunları kaydetti:

"Hangi öğretmenimizin yazın ya da yıl içerisinde hangi üniversitede ya da yazın hangi eğitim fakültemizin kaç yurt kapasitesi var ve biz kaç tane öğretmenimizi o yurtlarda 3'erli gruplar nasıl eğitime alırızın hesaplarını çıkardık. Yaklaşık 2 yıllık bir süre içerisinde öğretmenlerimizin tamamını üniversitelerimiz bünyesinde böyle bir eğitimden geçirme imkanımız var ve bunun bütçesini de tahmini olarak çıkardık. YÖK'le de konuştuk, bir mutabakat da sağladık. Öğretmen yetiştirme ile ilgili sorular vardı. Türkiye'de çakılı dersi olan tek fakülte, eğitim fakültesidir. 12 Eylül'den beri. Çünkü eğitim fakültesi 12 Eylül yaklaşımının bir şekilde insan yetiştirmeyi kontrol etme anlayışının bir yaklaşımıdır. Türkiye'nin pedagoji geleneği var, bizim öğretmen yetiştirme ile ilgili ciddi bir tarihsel birikimimiz var. Bu tarihsel birikim çerçevesinde şu anda eğitim fakültelerindeki yüzde 12-13'lerde olan uygulama eğitiminin oranını yüzde 50'lere doğru çekilmesi ve daha çok meslek temelli profesyonelce bir yaklaşımla öğretmen yetiştirmede bir dönüşümü hedefliyoruz. Bununla ilgili ilkesel bir kararı YÖK'le aldık."

Pedagojik formasyon eğitiminin kalkmasına yönelik bir soru geldiğini aktaran Ziya Selçuk, pedagoji ve formasyon kelimelerinin semantik olarak zaten yan yana olmaması gereken kelimeler olduğunu söyledi.

Öğretmenlere yüksek lisansa dayalı mesleki gelişim politikası

Selçuk, şu açıklamaları yaptı:

"Biz atanan kişi kimse üniversitelerimizin içinde, eğitim fakültelerimizle iş birliği içinde atanan kişinin bir yıllık tezsiz yüksek lisansını vermek ve diploma temelli bir çalışma yapmak istiyoruz. 5 yıl içerisinde bütün öğretmenlerimizin yüksek lisansa dayalı bir mesleki gelişim politikasının içinde olmasını arzu ediyoruz. Bununla ilgili bir yaklaşım ortaya koymak istiyoruz. Bu konuda zaten siyasetin de toplumun da eğitim fakültelerinin de bir beklentisi vardı. Bu beklenti aslında bir mutabakat da oluşturan beklenti. Bu anlamda da daha işlevsel bir yola girdiğimizi söyleyebilirim.

Sayıştay raporları çok konuşuldu, bununla ilgili çok detay olduğu için her birine girmeyeceğim ama diyelim ki akşam sanat okullarıyla ilgili... MEB'in sadece okulları yok iş yaptığı, bu projeler konusunda, birtakım ölçme değerlendirme çalışmaları konusunda, AB çalışmaları konusunda 100'lerce kalem iş var ve buralarda çalışması gereken belli branşlarda öğretmenler var.

Bizim iki seçeneğimiz var: ya 'Senin okulundaki normunu boş tutacağız ve ben seni burada görevlendirdim.' diyeceğiz, ya da 'Senin okulundaki normu boşaltmamak için seni akşam sanat üzerinden görevlendireceğim, dolayısıyla okulumdaki çocuklar öğretmensiz kalmasın. Seni burada görevlendiriyorum'. Burada istisna olarak birtakım sorunlar olabilir, hatta var. Bu usulsüzlük olarak herhangi bir kural dışı ya da hukuk dışı bir iş olarak düşünülmesin. Bu sadece uygulamada bazı sorunların yaşanması olarak ve bizim düzeltmeyi taahhüt olarak Meclisimize sunmak zorunda olduğumuz bir şey. Biz bu tür sorunları düzeltiriz." 

"Türkiye'de öğretmen açığı en fazla Marmara bölgesinde"

Selçuk, hayırseverlerin eğitime katkısına ilişkin bir soru üzerine, bu konuyu bir fon yönetimi sistematiği ile yürütmek istediklerini ve bununla ilgili yönetmeliği bitirme aşamasında olduklarını bildirdi.

Milletvekillerinin, sözleşmeli öğretmenlerin özlük haklarına ilişkin sorularına da yanıt veren Selçuk, sözleşmeli öğretmen ilanlarında koşulların çok önceden ilan edildiğini hatırlatarak, "Bu, 'başvurmasaydınız' anlamına gelmesin lütfen. Baştan kurallar belli." diye konuştu.

Selçuk, sözleşmeli öğretmenliğe olan ihtiyacı açıklayarak, "Çok somut olarak şöyle bir ihtiyaç var: 1 milyon 450 bin civarında çocuğumuzun olduğu bir bölge var. Bu bölgede bizim öğretmen tutma ihtimalimiz, kadrolu öğretmen sistematiği ile yaptığımız atamalarda yüzde 80'e yakın geri dönüş oluşuyor. Biz meslektaşlarımızın orada kalıcılığını sağlama konusunda sıkıntılar yaşamışız ve 2016'da böyle bir karar alınmış." ifadesini kullandı.

Sözleşmeli öğretmenlerle ilgili konunun Milli Eğitim Bakanlığının tek başına verebileceği bir karar değil, bir Hükümet kararı olduğuna işaret eden Selçuk, daha önce sağlık ve eş durumu gibi konularda yapılan iyileştirmelere değindi.

Türkiye'de öğretmen açığının en fazla Marmara bölgesinde olduğunu belirten Selçuk, bununla ilgili de önlemler alındığını bildirdi.

"Tabletin çok öncelikli olduğunu düşünmüyorum"

Bakan Selçuk, FATİH Projesi'ne ilişkin ifadelere ve rakamlara da değinerek, "30 milyar dolardan söz edildi. FATİH Projesi'ne başından beri toplam harcadığımız 3,4 milyar lira. Harcanan bütün para bu, 30 milyar dolar değil, 3 milyar dolar da değil." bilgisini verdi.

FATİH Projesi'nin bütçesinin çok büyük bir kısmının akıllı tahta ve dijital altyapıya yani okullara internet erişimi sağlanmasına ayrıldığını anlatan Selçuk, "Projenin tabletle ilgili kısmı vardır. Ben eğitim bilimi ile uğraşan birisi olarak tabletin çok öncelikli olduğunu düşünmüyorum. Samimiyetle söylemek istiyorum." dedi.

Tabletlerin FATİH Projesi'nin toplam bütçesi olan 3,4 milyar liralık bölümünün yüzde 22'sine karşılık geldiğini, bütçenin yüzde 30'unun ağ alt yapısına, yüzde 48'inin ise akıllı tahta kurulumlarına ayrıldığını anlatan Bakan Selçuk, "İçeriğin önceden hazırlanmış olması koşuluyla ilgili bazı sıkıntılar oluştu. Bu içerik konusuda da bizim önceliğimiz var. İçerikle ilgili büyük bir hamle yapıyoruz. Bu konuda her bir branşın spesifik ihtiyaçlarına yönelik bir çalışmaya hazırlanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

FATİH Projesi'nde altyapı kurulumunun önemine vurgu yapan Selçuk, "Buna ölü yatırım denilmesi gerçekten haksızlık." ifadesini kullandı.

Proje ile ilgili "şehir efsanesi" diyebileceği pek çok konunun bulunduğuna işaret eden Selçuk, bu konuyu Bakanlık olarak daha net anlatmak ve kamuoyu ile daha somut anlatmak gerektiğini bir ödev olarak aldığını vurguladı.

Yönetici atamada sınav hazırlığı

Bakan Selçuk, okul müdürlerinin de içinde bulunduğu yönetici atama süreçlerine ilişkin planlamalar konusunda da şu bilgileri aktardı:

"Önümüzdeki süreçte ilçe müdürü, il müdürü, şube müdürü ya da okul müdürü için çok somut, ölçülebilir, muhakkak surette liyakat esaslı bir süreci harekete geçireceğiz ve bununla ilgili sınavlar gelecek. Şu anda sınav hazırlığımız var. Uluslararası birtakım know-how'lar var. Bunlarla ilgili çalışmalar yürütüyoruz iki aydır. Bunlar tamamlandığında bütün okullarımızın müdürlerine bütün yöneticilerimize hangi seviyede hangi akreditasyonu getireceğiz, bunun değişmemesi yani kalıcı bir yönetmelik için de yine taahhütte bulunacağız, 3 yıllık süreçte Vizyon Belgesi'nin bir taahhüdü olarak. Bu akreditasyonu uygun olan yöneticilerimizin ya da adaylarımızın bu sınavı kimler kazanıyorsa onların okullarla ilgili ölçülebilir bir takım hedeflerle karşı karşıya kalmasını sağlayacağız."

"Okulun MR'ı çekilecek"

Daha önce öğretmen performansının uygulanmayacağını kamuoyuna duyurduğunu hatırlatan Selçuk, "Ama okul performansı uygulayacağız. Fakat bu bir yarış amaçlı değil, bir rekabet amaçlı değil. Sadece okulun MR'ını çekmek anlamında; neye ihtiyacı var, onu belirlemek anlamında. Online her bir okulu Ankara'dan cep telefonumuzdan izleme ve bu okulun neye ihtiyacı var meselesini anlık olarak görüp anlık olarak önlem almak için bunu yapacağız." değerlendirmesini yaptı.

Herbir okul müdürünün hedefini 24 parametrede soracaklarını bildiren Selçuk, "Bu parametreler de çalışıldı. Herbir okul hangi parametrelerde nasıl yoklanacak? Bunu şunun için önemsiyoruz. Bizim okullarımız, öğretmenlerimiz, süreçlerimize baktığımızda uluslararası birtakım araştırmalar, belgeler var. Oralarda bizim istatistiklerimiz çok sağlıklı geçmiyor. Çünkü veriye dayalı yönetim konusunda biraz mesafe almamız gerekiyor. Bununla ilgili de bütün veri tabanlarının bütünleştirilmesi ve ortak bir karar destek sisteminin oluşturulması konusunda aşağı yukarı amaç, yapı, süreç tasarımının incelenmesi bitmek üzere." ifadelerini kullandı.

"Karma eğitim esas"

Karma eğitimle ilgili bir soru üzerine Selçuk, Milli Eğitim Temel Kanunu'nda karma eğitimin esas olduğunun çok net ifade edildiğini kaydetti.

Cumhuriyetin başından hatta Osmanlı'dan beri kız ve erkek ayrı okulların bulunduğunu belirten Selçuk, kendisinin de erkek lisesi olarak başlayan Ankara Atatürk Lisesi'nde okuduğunu hatırlatarak, şöyle konuştu:

"Burada, eğer şöyle bir şey soruluyorsa: 'Türkiye'deki bütün okulların karma olmasından vazgeçilecek'. İnanın böyle bir şeyi oturup konuşmamıza gerek yok, böyle bir niyet de yok çaba da yok. Ama bazı okulların Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin de kız çocuklarının okula gönderilmeme riskinden dolayı desteklemesinin arkasında yatan olumlu niyet neyse bugün bazı okulların kız, bazı okulların erkek okulu olarak düzenlenmesi bütün dünyada olduğu gibi bir çeşitlendirme anlamında, yine bir eğitimci olarak benim için hiçbir sakıncası yok. Ama şu varsa, 'bütün okullar ayrı olsun'... O zaman oturup konuşalım. Bu başka bir şey. Milli Eğitim Bakanlığı'nın böyle bir perspektifi de yok, düşüncesi de yok çok net olarak ifade edeyim."

Selçuk, vakıf üniversitelerine yardım yapılıp yapılmadığına ilişkin bir soruya da "İki tane üniversitemizle ilgili Manas ve Ahmet Yesevi ile ilgili böyle bir şey var. Bu tabii uluslararası hukuk çerçevesinde yapılmış devletlerarası bir anlaşma. Dolayısıyla biz bu çerçevede zaten yardım yapıyoruz ama herhangi bir vakıf üniversitesine herhangi bir şekilde hükümetin yardımı, katkısı, bütçe desteği kesinlikle yok." karşılığını verdi.

Bakan Ziya Selçuk, "Dershanelerle ilgili, son resmi adıyla özel öğretim kurslarına ilişkin önümüzdeki süreçte bu konu ile ilgili çok boyutlu bir çözümleme stratejisi geliştiriyoruz. Aslında bir senaryo olarak çalıştık. Bir çocuğu merkeze alarak onun hayat sahnesinde evinde, akran grubunda, sosyal medyasında, okulunda bunu nasıl herhangi bir ihtiyaç varsa ki var, bu ihtiyacı nasıl tamamlarız, nasıl destekleriz ile ilgili çok boyutlu bir strateji çalışıyoruz. Yani çocuğun kendi okulunda hafta sonu kurs alması biçiminde değil de bu çocuğun hayat sahnesine bakıp onun senkronizasyonuna uygun bir modelleme çalışıyoruz. Belki 1,5 ay içinde bununla ilgili bir modellemeyi ilan etmiş olacağız. Somut olarak bu konuda adımlar atılacak." diye konuştu.

"Çok sayıda kuruluşla iş birliği yapıyoruz"

Bakanlığın bazı kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütleriyle yaptığı protokoller konusunda gelen sorulara yanıt veren Bakan Selçuk, bakanlığın çok sayıda kurum ve kuruluşla iş birliği yaptıklarını aktardı.

Selçuk, "Burada özellikle seçilmiş olan şu şu gruplar diye söz etmiyoruz. Bizim burada hizmet alımında bu vakıflara ya da derneklere ücret ödeyip ödemediğimiz de söylendi. Asla böyle bir şey yok. Bizim bu tür bütçeleri nereye harcadığımız somut olarak belli. Bu vakıf ya da dernekler, kendi bütçeleri içerisinde yardım, hayır ya da bağış adı altında birtakım çalışmalar yapıyorlar." diye konuştu.

Eğitim tarihi açısından köy enstitüleri ile yakından ilgilendiğini aktaran Bakan Selçuk, "Türkiye'de özgün bir modelin geliştirilmesine güzel demek niye sıkıntı olsun? Benim açımdan bir sıkıntı değil. Bu model güzel bir model ve evrilip geliştirilebilir de bir model." dedi.

Ancak bazı kişilerin kendi dünya görüşlerini çocuklar üzerinden politizasyona sokmasını doğru bulmadığını belirten Selçuk, "Yani ben çocuğumu vereceğim köy enstitülerine, adam olsun, vatana millete hayırlı olsun diyeceğim ama oradaki bazı kişiler, 'Ben Helen kültürünü benimsiyorum ve Antik Yunan'ı bu çocuklarla buluşturacağım ve onların böyle doktrini olması bizim için hedeftir' dediğinde bu da benim karşı olduğum bir şey. Metoda iyi bir şey diyebiliriz, metotlar iyi ya da kötü olabilir. Müzikle, ahşapla alakaları, kerpiç kesmekle alakaları konusunda çok fazla araştırmam var; güzel dediğim şeyler bunlar ama çatışmaya ya da tartışmaya yol açan hususlar varsa ben bunu da söylemek zorundayım. Yani bilimin namusu neyi gerektiriyorsa ben onu söyledim, geçmişteki yazılarımda, şu anda da onu söylüyorum." değerlendirmesini yaptı.

Tam gün eğitime geçme konusunda en büyük sıkıntının İstanbul olduğunu aktaran Selçuk, 2 sene içinde İstanbul'un tamamında bu sorunu halledebildiklerini belirterek, "Tam gün eğitimi Türkiye'nin yaklaşık yüzde 80'ninde bir sene içinde halledebiliyoruz mevcut yatırım bütçesi ile. Sadece Ankara için 11 aylık süremiz var, yapabiliriz bunu." ifadesini kullandı.

Bakan Selçuk'un konuşmasının ardından, Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK, ÖSYM ve üniversitelerin 2019 yılı bütçeleri kabul edildi.

 

trtavaz

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"Diasporamız Göz Ardı Edilemez Bir Toplama Ulaşacak"
Kırgızistan'da Tarihi ve Ecdadı Anma Günü
Kırgızistan'da Tarihi ve Ecdadı Anma Günü