Advert

Ortaylı; “Güney Azerbaycan Oğuzların En Seçkinidir”

Geçtiğimiz günlerde Bakü’yü ziyaret eden ünlü bilim adamı, Prof. Dr. İlber Ortaylı ile yaptığı röportajda, “Publika.az” a yaptığı röportajda Azerbaycanlıların tarihsel kimliğinden, “İran” kelimesinin kökeninden ve bir dizi diğer önemli konulardan bahsetti.

Ortaylı; “Güney Azerbaycan Oğuzların En Seçkinidir”

Yapılan röportaj aşağıdaki gibidir;

Tarihi bilmek, vatanının,milletinin tarihine sahip çıkmak,  sadece seçilmiş kişiler tarafından gerçekleşir. Türk dünyasının büyük torunu, ünlü bilim adamı İlber Ortaylı’da, bu seçilmiş kişilerden biridir.

İlber Ortaylı, 21 Mart 1947’de Avusturya’nın Bregenz şehrinde Kırım Tatarları ailesinde doğdu. İki yaşındayken ailesiyle birlikte Türkiye’ye taşındı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinden mezun oldu ve eğitimine Viyana Üniversitesi’nde, ardından da Chicago Üniversitesinde devam etti. 1982’de Türk üniversitelerindeki siyasi reformlara itiraz olarak istifa etti. Bu dönemde Moskova, Paris, Viyana, Roma, Strazburg, Sofya, Cambridge, Oxford ve diğer şehirlerde yüksek öğrenim seminerleri düzenlenecektir.

Ortaylı şu anda Galatasaray ve Bilkent Üniversitelerinde öğretim vermektedir. Rusça, Almanca, Fransızca, İtalyanca, Farsça ve Latince biliyor.

İlber Ortaylı düzinelerce kitabın, bilimsel makalenin yazarıdır. Dünyanın prestijli ödüllerine layık görüldü. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2007 yılında bile Rus ve kültürel miras üreten Türk dünyası Sultanı ve milletler ile halklar arasındaki bağları güçlendirmek için özel hizmetler için Puşkin Madalyası’na Türkiye’den yalnızca Ortaylı layık görüldü.

Bu büyük bir kişilik şu anda memleketimizde misafirdir. İlber Bey ile tanışmak ve kısa bir röportaj yapmak bizim için büyük bir zevkti.

– İlber Bey, vatanımıza, vatanınıza hoşgeldiniz. Sizi görmek büyük bir onur.

– Teşekkürler.

– Hocam, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dostluğumuzun ve kardeşimizin zaferine bir kez daha tanık oldu. Ülkelerimizin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– İki ülke arasındaki dostluk ve kardeşlik her zaman olmuştur. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye ve Azerbaycan’ın birliği siyasi bir birlik değildir. İki devlet, ama aynı millet. Kültür, din, dil … Bizi birbirine bağlayan birçok değer var. Bugün, şanlı 15 Eylül’ün görkemli 100. yıldönümünü kutluyoruz ve 2118. yılda sembolünün 200. yıldönümünü beraber kutlayacağız. Bu tarih bölgedeki varlığımız açısından çok önemlidir. Sorunlar radikal bir şekilde çözülmedi, sadece şekil değiştirdi. Bölge aynıdır, tek fark silahların kalitesi ve ekonomik problemlerdir. Halen ekonomik ve politik eşitsizlikten muzdarip, sefalet içinde yaşayan insanlar var. Belki bu problemler giderek daha küreselleşir. Bu bakış açısından, böyle bir dünyada el ele olmanın sonsuz bir yararı vardır. Birliğimiz adına beni Bakü’ye davet eden sevgili dostlarımıza içtenlikle teşekkür ediyorum.

– Birçok dilde konuşuyorsun. Her birinin sizin için bir kişilik özelliği vardır. Azerbaycan dilini nasıl karakterize edebilirsin?

– Azerbaycan dili, gençliğimizin dilidir. İşte bu yüzden bu ruhlarımız için çok doğal. Kim gençliğini sevmez ki? Azerbaycan dilinde Farsça’nın daha baskın olduğu doğrudur. Biz Türk dilinin Azerbaycan lehçesini, Orta Asya halklarının dilinden daha hızlı anlıyoruz. Çünkü Orta Asya dilleri Kıpçak dil grubunun bir parçasıdır. Genel olarak, lehçenin en önemli özelliği, başka hiç kimsenin onunla konuşamamasıdır. Taklit edebilirsin, ama konuşmak imkansızdır.

– Azerbaycan Türkü mü yoksa Azeri mi?

– Azerbaycan ve Azerbaycan Türkleri doğrudur ve Azeri yanlıştır. Azerbaycan’daki Türklerin, Turanizm ile hiçbir ilgisi yoktur. Arşivlerde bile, 1928’de yayımlanan bir Rus-Türk sözlüğü bulunmaktadır. 1936’da Sovyet Anayasasında Türk sözü kaldırılmaya başladı. Cafer Cabbarlı, Samad Vurgun gibi edebi figürlerin eserlerinde Türk kelimesine rastlayabiliyoruz.

“Azeri” kelimesi var. Ne yazık ki, bu kelimeyi kuvvetlendiren bir avukat, tarihçi, dilbilimci ve en önemlisi Türk oğlu Seyyid Ahmed Kaspar’dır. 3 ciltlik “İran Meşrute Tarihi”nin yazarıdır. Bu çalışma birkaç dile çevrildi. Kesrevi kendini bir İranlı olarak adlandırdı. Desin, burada bir hata yok. İran’ı ilk kez kullandığımız için devleti de adlandırdık. Fars milliyetçiliğini çalışmalarında teşvik ediyordu. Azerbaycanlıların bir Türk değil, Azerbaycan olarak adlandırılan ayrı bir millet olduğunu iddia etti. Kesrevi’ye göre, Azerbaycan dili Türk dil ailesinin bir parçası değil, İran kökenlidir. Azeriler, İran’a gelen Selçukluların yanı sıra küçük bir etnik grubun adıyla baş etmeye başladılar. İkincisi de, batıl inançtan uzak bir dinin propagandaydı. Haftanın iki haftasında Hafız kitaplarını yaktı. Bu, İranlı mollaların ruh halini doğurdu ve Kevser’i öldürdü. Mezara kazıldılar, içine atıp beton döktüler. Şimdi konuşmasının azınlığı İran’daki küçük etnik gruplar. Bu yanlış. Çünkü bu tür insanlar Hazar Denizi’nin güney kıyısında yaşadılar. Azerilerin tarihini gözlerimle gördüm ve kulaklarımla duydum ve şarkı söyledim. Çünkü ben kültürüne aşığım. Özellikle Fars kültürünü seviyorum. Şimdi, bizim Azerilerimiz yaşadıkları yere hayret ediyorlar. Çünkü çocukluk dilinizi konuşuyorlar. Perslerden tamamen farklı antropologlar var. Lehçeler yazı diline sahip değildir. Onları Yunanistan’ın güneyindeki Sparta’dan gerçek Yunanlılarla karşılaştırabiliriz. Kısacası, evet, İran’da etnik Azeriler var. Ama biz değiliz, siz değilsiniz, Güney Azerbaycanlılar değil. Adlarını bu isimle söylemek cahillik. Bu terk edilmeli. Kabul ediyorum ki, Türkiye’deki okullarımızın tarihi, coğrafi bilimleri öğreten öğretmenler de bilgisiz. Bundan kaçınmalıyız.

– Günümüzün acıya dokunduk. Kuzey Azerbaycan ve Türkiye’nin kardeşliği, bugün birbirlerine olan sadakatini kanıtlıyor. Fakat güneyli kardeşlerimiz ana dillerinde iletişim kurabildikçe ana dillerinden okur yazar. Diyelim ki dilimiz ve kültürümüz zayıflıyor. Bütünlüğü elde etmek için ne gibi adımlar atılması gerektiğini sizce nasıl düşünüyorsunuz?

– İranlı Azerbaycanlılar (Güney Azerbaycanlılar) Oğuz gruplarının en seçkin grubu. Onlara daha çok hayran kaldım. Her iki dilde de güzelce konuşuyorlar. Hatta bazıları Rusça’yı bile biliyorlar çünkü buradan İran’a taşındılar. Eğitim sırasında Fransızca ve İngilizce öğreniyorlar. Hatta Türkçe’de güzel konuştuklarını bile söyleyebilirim. Türkiye’nin tarihine katkıları yadsınamaz. Doğru, anadillerinde okul yok. Ama umutsuz değilim, çünkü çağdaş toplumda okulun önemi azaldı. Yani, eğer tek bir okul olsaydı, işler çoktan bitmişti. Diğer yandan biz şahit oluyoruz. Ne yaptığımı biliyor musun? Din adamları çok derin Türktür ve yürekleri Türkçedir. Müzisyenlerden sanatçılara, insanlar oldukça farklıdır. Kalpler Azerbaycan diyor. Bir diplomat mı yoksa bir mimar mı, her biri profesyoneldir. Tabii ki, İran ile aynı kaliteye sahipler. Avusturyalı ünlü İranlı bilim adamları da İranlı ismin Sassaniler döneminde bir ırk gibi kullanıldığını kanıtlıyorlar. Bu nedenle bugün İran halklarında Türk köklerini buluyoruz. Böylece müzelerin varlığı, tarihi unutmak açısından çok önemlidir. Ne yazık ki, her şey siyasette kademeli olarak gerçekleşiyor. Zamanla hayallerimiz gerçekleşecek.

– Hocam maalesef, çocuklarımız okullardaki öğretmenlerden ve Türk tarihi ile yakından ilgilenen öğretmenlerden yoksun bırakılıyor. Onlara tarihimizi nasıl benimsetebiliriz?

– Çocuklarımızı okulda piyano çalmayı öğretemeyeceğimiz gibi, tarihi de sadece müfredatla anlayamayız. Haftalık antrenmanlarınızı paylaşın ve bildiklerinizi paylaşın. Tarih çok önemlidir. Çünkü tarih bilmeyen insanlar tarih yazamazlar. Bugün tarihçiler İngilizce, Macarca, Hintliler. Ruslar onları takip ediyor. Ayrıca tarihçileri eğitmemiz gerekiyor. Hatta bazıları bile en yakın tarihimizi bile bilmiyorlar. Bu yüzden dikkatli olmalıyız.

 

araznews.org

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Duşanbe’de Türkmenistan Kültür Günleri
Duşanbe’de Türkmenistan Kültür Günleri
TİKA'dan Kırgızistan'a Tekerlekli Sandalye Desteği
TİKA'dan Kırgızistan'a Tekerlekli Sandalye Desteği