Advert

Mustafa Satı Bey’in Eğitim Felsefesine Genel Bir Bakış Denemesi

Mustafa Satı Bey’in Eğitim Felsefesine Genel Bir Bakış Denemesi

Bir önceki yazımızda Mustafa Satı Bey’in hayatından, içinde yaşadığı dönemden, aldığı eğitimden ve daha sonra yaptığı görevlerden bahsetmiştik. Yine bu yazıda II. Meşrutiyet dönemi aydınlarından olan, Osmanlıcılık fikrinin savunucusu Mustafa Satı Bey’in eğitime dair yaptığı katkılardan ve eğitime yönelik sorunları çözmek açısından ortaya koyduğu önerilerden genel bir şekilde söz etmeye çalışmıştık. Şimdi ise serimizin ikinci bölümü olan bu yazımızda Mustafa Satı Bey’in eğitim felsefesine genel bir şekilde bakmaya çalışacağız. Mustafa Satı Bey’in eğitim felsefesini ele alırken kendi eğitim fikirlerini ele aldığı ve Türkiye’de ilk modern eğitim bilimi kitabı olarak kabul edilen Fenn-i Terbiye adlı eserinden yararlanacağız.

Mustafa Satı Bey, “Yarınki Osmanlılık, bugünkü mekteplerde hazırlanacaktır.” sözüyle eğitime verilecek önemi bahis konusu etmiş ve bu konuda kafa yorarak etraflı şekilde bir eğitim felsefesi vücuda getirmiştir. Ona göre “Bir milletin, bir memleketin ahvali hakkında seri bir fikir icmali hâsıl etmek için en kestirme yol o milletin, o memleketin mekteplerini tetkik etmektedir. Çünkü mektepler milletlerin mazisini aks, halini temsil,  geleceğini izhar eder[1].” Bu sözden de anlaşılacağı üzere Mustafa Satı Bey, memleketin dününü anlamanın, bugününe yön vermenin ve yarınını inşa etmenin ancak o memleketin eğitimini mükemmelleştirmekle mümkün olacağını düşünür.

Mustafa Satı Bey, Fenn-i Terbiye adlı eserinde önce eğitimi genel bir çerçeveyle ele alır, eğitim bilimini açıklar. Mustafa Satı Bey yine eğitim bilimi kitabının girişinde eğitimin amacından bahseder ve çeşitli eski filozofların, eğitimcilerin, özellikle İngiliz Locke, Herbert Spencer, Stuart Mill gibi düşünürlerin, Fransız Halvetius, Talleyran, Concordet gibi aydınların ve son olarak İslam mütefekkirleri Gazali, İbn Miskeveyh, Kınalızade Ali Efendi’nin eğitime dair görüşlerine yer verir.

Mustafa Satı Bey, genel bir çerçeve çizdikten sonra eğitiminin yöntemini açıklar. Ona göre insanın kuvvet ve kabiliyetleri üç kısma ayrılır: Bedensel, fikri ve ahlaki kuvvetler ve yetenekler. Mustafa Satı Bey yine bu kabiliyetlerin olgunlaşma ve gelişmesinde irade hissiyle sorumlu olan eğitimi de üç kısma ayırır. Bunlar: Beden eğitimi, fikir(zihin) eğitimi ve ahlak eğitimidir.

*Mustafa Satı Bey’e Göre Beden Eğitimi:

Satı Bey’e göre “beden eğitiminin amacı, insanın bedenen saadet ve mükemmeliyetini sağlamaktır.[2]” Mustafa Satı Bey, bedenen saadet ve mükemmeliyetin sağlıklı ve kuvvetli olma ve organların tamlığı ile mümkün olacağını düşünür. O sebeple “beden eğitiminin görevi, sağlık ve kuvveti, organların tamamlığını ve gelişip büyümesini sağlamaktan ibarettir.[3]” Mustafa Satı Bey, beden eğitimini çok önemser ve sadece eğitimde değil, hayatta her meslek dalı için muhakkak sağlıklı ve kuvvetli olunması gerektiğini düşünür. O, öğretmenlik ve yazarlık gibi meslek ve sanatları büsbütün beden kuvvetine bağlı görmemekle birlikte beden kuvvetine bu işlerde de ihtiyaç duyulacağını dile getirir.

Mustafa Satı Bey’e göre beden sağlığında ailenin de büyük rolü vardır. Ona göre bu kalıtsal bir durumdur ve muhakkak anne babadan çocuğa ırsi olarak bedensel özellikler ve bazı özel durumlar geçecektir. Bundan ötürü çocukların sağlıklı ve gürbüz olmalarının ilk şartı anne ve babanın aynı şekilde sağlıklı ve kuvvetli olmasıdır. O sağlığı korumayı sadece bireysel bir ödev olarak addetmez, aynı zamanda bunu ailevi ve toplumsal bir sorumluluk olarak da görür.

Mustafa Satı Bey, beslenmenin de sıhhat ve hayat hususundaki etki ve öneminin farkındadır. Ona göre çocuklar yalnız yaşayabilmek için değil, aynı zamanda büyüyüp ve gelişebilmek için de gıdaya muhtaçtırlar. Yine o gıdanın ahlak ve zeka üzerindeki etkisinin de farkındadır.  Bu gibi sebeplerden dolayı beden eğitiminde beslenmeye büyük önem gösterilmelidir. O yine çocuğun boğazından geçen her yemeğin fayda sağlamayacağını ve sadece bir kısmından midenin istifade edebileceğini söyler. “Onun için yemekleri yalnız açlık gidermek için yemeli, lezzet almak ve mideyi doldurmak için değil; asıl, bedeni beslemek için yemeli ve yedirmelidir. Yenecek ve yedirilecek nimetlerin besleyici olmasına dikkat edilmelidir.[4]

Mustafa Satı Bey, beden eğitimi ve okul ilişkisini de açıklar ve buna dair fikirlerini dile getirir. Okulu bir hayat çevresi olarak düşünür,  çocuğun okulun sıralarında oturduğunu, sınıfların havasını soluduğunu, pencerelerinden ışık aldığını ve bahçelerinde dolaştığını söyler. Bütün bunlardan dolayı okul, beden eğitiminde önemli bir etkileyici sebeptir. Çünkü çocuklar günün en azından 5-6 saatini okulda geçirmektedirler. O okuldaki hayatın ailevi ve gündelik hayattan çok farklı olduğunu söyler ve bu hayatın birçok özelliği olduğunu şu şekilde açıklar: “Öncelikle okul birçok çocuğu bir araya toplar, bir arada yaşatır. İkinci olarak, çocukları ders esnasında sınıfın bir tarafında birer sıra üzerinde oturtmaya zorlar. Üçüncü olarak, çocukları günde üç dört saat okumak ve yazmakla özetle, zihnen ve fikren çalışmakla meşgul eder.[5]” Mustafa Satı Bey’e göre okulun beden terbiyesinde birçok olumlu tesiri vardır fakat okulun bu terbiyedeki asli görevi bu konuda gerekli tedbirleri alarak sıraları, sınıfları, programları sağlık şartlarına uygun bir şekilde düzenlemek ve çocukların sağlığını tehlikeye atmamaktır.

Mustafa Satı Bey, beden eğitiminde okul binasının etkisine de değinir ve okulun fiziksel ve çevresel durumunun nasıl olması gerektiğine dair düşüncelerini dile getirir. Ona göre “Okul mümkün olduğu kadar havadar ve yüksek konumda olmalıdır. Kışla, hastane, hapishane gibi, bulaşıcı hastalıkların kolaylıkla ortaya çıkabileceği kurumlardan, mezbaha, derihane, mezarlık gibi sağlığa zararlı gazlar yayan yerlerden uzak olmalıdır. Okul binasısın her tarafı açık olmalı, etrafındaki binalar onun güneşine engel olmamalıdır. Bunun için de okul ile bu binalar arasında, onların yükseklilerinin hiç olmazsa iki katı kadar bir uzaklık bulunmalıdır.[6]

Mustafa Satı Bey’e göre zihni yeteneklerin ve bedenin gelişip büyümesine engel olmamak ve sinirsel hastalıklara sebep olmamak için araştırmalar yapılmalıdır. Yine o yedi yaşından küçük çocuklara ders verilmemesi gerektiğini, derslerin 30 yahut en fazla 45 dakika yapılması gerektiğini söyler. Ona göre çocukların teneffüste ders çalışmaları engellenmeli, hava çok sıcak olduğu zaman okul tatil edilmelidir. Mustafa Satı Bey, bütün bunları düşünürken çocuğun ruhsal ve bedensel özelliklerini göz önünde bulundurmuştur.

Mustafa Satı Bey, bedenin eğitim ve gelişimini başlıca üç sınıfa ayırır. Bunlar; oyun, spor ve jimnastiktir. Ona göre oyun; köşe kapmaca, kaydırak, koşmaca kör ebe gibi eğlence amacıyla yapılan hareketlerdir. Sporu da yüzmek, kürek çekmek, ata binmek, bahçede oyalanmak gibi büyük kuvvet ve düzen gerektiren oyunlar ve eğlenceler olarak düşünür. Jimnastik hareketler ise kolları kaldırıp indirmek, adım atmak, yatay bir sırığa asılmak veya dikey bir direğe tırmanmak gibi bedeni kuvvetlendirmek amacıyla, bir düzen içerisinde yapılan hareketlerdir.

*Mustafa Satı Bey’e Göre Fikri(Zihinsel) Eğitim:

Ona göre fikri ve akli eğitimin amacı insanın fikri olarak kemale ermesini sağlamak olmalıdır. Bu eğitim de ancak, iyi anlamak, iyi öğrenmek ve iyi düşünmekle gerçekleştirilecektir. Yine Mustafa Satı Bey, bu fikri eylemler içerisinde en önemli olanları düşünmek ve muhakeme etmek olarak görür. 

Mustafa Satı Bey, öğrenmede 5 duyu organımızın ne gibi işlevlere sahip olduğunu belirtir ve dokunma, koku alma, tat alma, işitme ve görmenin ne eğitimdeki yerinin öneminin ne olduğunu gösterir. Ona göre öğrenmeyi sağlayan en önemli duyu organları deri, kulak ve özellikle gözdür. Mustafa Satı Bey’e göre fikri eğitimde duyuların eğitimi de önemli bir yer tutmaktadır. Bu yüzden duyuları eğiterek onların mükemmel bir hale getirilmesi gerektiğini düşünür. Ona göre görme duygusunu geliştirmek için öncelikle gözün sağlıklı bir şekilde korunmasına önem verilmelidir. Çocukların gözlerini ani ve şiddetli ışıklardan korumak gerekmektedir. Yine o uzak ufuklara bakmanın da çocuğa fayda sağlayacağını düşünerek, sınıflarda uzağa levhalar asarak çocukları bunlara bakmaya ve okumaya alıştırmak gerekmektedir.  

Mustafa Satı Bey, işitme eğitiminde de öncelikle kulağın sağlığının korunmasına önem verilmesi gerektiğini söyler. Bunun için ilk olarak onu ani şiddet ve gürültülerden korumak gerekir.  Ona göre çocukları güldürmek veya korkutmak maksadıyla kulaklarına şiddetli bağırmaktan kaçınmalı ve onların da bu şekilde birbirlerine bağırmalarına engel olunmalıdır. Mustafa Satı Bey’e göre koku alma duyusunu, pis kokuları çabuk şekilde hissedecek, havadaki kötülüğü, bozukluğu, hemen hissedecek şekilde duyarlı bir hale getirmek gerekmektedir. Bununla beraber çocukların farklı kokuları birbirinden ayırmalarını sağlamak için onlara alıştırmalar yaptırılmalıdır.

Mustafa Satı Bey, dil ve sözü, yani konuşmayı da fikri eğitimde önemli bir yere koyar. Çünkü çocuğun kendini ifade etme türleri ve ifade araçları içerisinde en önemlisi dildir. “Bu ifade araçları içerisinde en önemlisi dildir. Çünkü hareket işaretlerinin miktarı sınırlıdır. Özellikle bunların soyut ve genel fikirlerde ifadeye yardımcı olması tercümansız mümkün değildir. Yazılı işaretler, oldukça fazla sayıda ve çok mükemmeldir. Şöyle ki onlar doğrudan doğruya fikirlerin değil, kelimelerin ve dilin işaretleridir. Bu sebeple fikirlerin asıl iletişim ve ulaştırma aracı, iç dünyanın asıl ifade aracı dildir.[7]” diyerek dilin önemini ortaya koymuştur.

Mustafa Satı Bey, dilin önemini belirtirken dilin akla yaptığı büyük hizmetlere karşılık bazı zararları da vardır. O dilin ortaya çıkarabileceği zararları şöyle açıklar; “Kelimelerin fikirlere verdiği özellik ve şahsiyet zihne bazen o kadar şiddet kazandırır ki, bu şahsiyetin tamamen gerçek ve dışarıdan olduğu zannını ortaya çıkarır. Soyutların somutlarla karıştırılması ve soyutun somut gibi zannedilmesi, özellikle isimler ve kelimelerle özellik kazanmasından meydana gelir.[8]” Mustafa Satı Bey, çocuklarda dilin en iyi şekilde çocuklara öğretilmesi gerektiğini düşünür ve şu önerilerde bulunur; “Çocuklarda dilin zenginleşmesini ve mükemmeliyetini sağlamaya çalışmalı, fakat bunların fikirlerle olan bağlılığının kopmamasına, fikirlere bağlı olmayarak devam etmesine engel olmalıdır. Dili öyle bir hale getirmelidir ki, ağızdan çıkan her söz, zihinde uyanan bir fikirle uygunluk içinde olmalıdır. Kulağa çarpan her kelime, zihinde hemen manası olan fikri uyandırmalıdır. Zihne ulaşan her fikir de, onu hemen ifade edecek kelimeyi hatırlatmalı ve söyletmelidir. Bu ancak, çocuklara kelimeleri açık fikirlere bağlı olarak öğretmekle ve konuşma alıştırmalarını düşünmeye uygun bir şekilde yaptırmakla mümkün olabilir.[9]

Mustafa Satı Bey, dil öğretiminde çocukların her zaman iyi örneklerle karşılaşması gerektiğini ve bu örneklerin de ne kadar düzgün, akıcı ve güzel olursa çocukların da dilinin o şekilde düzgün, akıcı ve güzel olacağını düşünür. Bu konuda Mustafa Satı Bey şöyle der; “ Bunun için çocukların dil çevrelerine çok önem vermek, onları büsbütün kaba dilli,  yanlış dilli bakıcıların eline bırakmaktan kaçınmak gerekir. Çocuklara düzgün, akıcı ve itinalı bir dille hitap etmek ve ettirmek, onların dil gelişim ve olgunlaşmasında hizmetin temel şartıdır.[10]

*Mustafa Satı Bey’e Göre Ahlak Eğitimi:

Ona göre ahlak eğitimi insanın ahlaken saadet ve mükemmeliyetini sağlamaktır. Mustafa Satı Bey, “Ahlak, insanın hal ve hareketinde gösterdiği sabit ve sonradan oluşmuş vasıflardır. İnsanın mutluluk ve olgunluğunu sağlayan ahlak ise, şeref ve haysiyetli bir şahsiyet, yüce bir gayret, yücelik ve yüksekliğe göre eğilim, hakkı sevmek ve fedakâr olmak gibi güzel karakterlerdir.[11]’’ diyerek ahlakın tanımını yapmıştır.

Mustafa Satı Bey, duygu, heyecan ve eğilimlerin de ahlak eğitiminde etkisi olduğunu söyler. “ Duygular ve heyecanlar, muhakeme fikirleri üzerine etki eder. Dikkatimiz, bilhassa bizi etkileyen ve heyecanlandıran şeyler üzerine meyleder. O şeyler zihnimizde daha derin izler bırakır. Hatırımıza kolaylıkla ve daha canlı bir şekilde gelir. Bu yüzden fikir zincirimiz, his ve heyecanlarımıza uygun hareket eder. Bir muhakeme esnasında zihin ve duygumuza uygun yönün etkileri, karşıt yönlerin etkilerinden çoğunlukla daha şiddetli hücum eder. Bu sebeple muhakemelerimizin sonuçları bile his ve heyecanlarımızın tesirinden kurtulamaz.[12]” diyerek duygu ve heyecanların çocukların muhakemeleri üzerindeki önemli tesirine vurgu yapmıştır.

Mustafa Satı Bey, “Duygu ve eğilimlerin bazısı daima iyiliğe, bazısı daima kötülüğe, bazısı ise kâh kötülüğe kâh kötülüğe temel olur. Mesela görev hissi insanı hep övünülecek, intikam hissi ise hep kötülenecek hareketlere götürür. Rekabet hissi insanlar arasında oldukça kıymetli bir başarı unsuru olmakla beraber, bazen üstün gelebilmek için meşru olmayan yollara sapılmasına, hileye ve kurnazlığa müracaat edilmesine sebep olabilir.[13]’’ diyerek ahlak eğitiminde çocukların bireysel özelliklerini göz önünde bulundurarak       duygu, his ve eğilimlerinin ona göre terbiye edilmesi gerektiğini söyler. ‘’Onun için eğitimciler, bu konuda önemli bir görev içindedirler. Hayra hizmet edecek eğilimleri güçlendirmeli ve geliştirmeli, kötülüğe götürecek eğilimleri azaltmalıdır. Kâh fazilete kâh kötülüğe sebep olan eğilimleri bir ‘hayır aracı’ bir ‘fazilet sebebi’ haline getirmemeye çalışmalıdır. Daha kısa bir tabirle, bazı eğilimleri güçlendirmeli, bazı eğilimleri yok etmeli, bazılarını da amaca uygun bir şekilde yönlendirmelidir.[14]” diyerek bu konuda öğretmenlere düşen görevleri onları anlatmış ve çocukları ahlaki olarak bu yönde yetiştirmeleri gerektiğinden bahsetmiştir.

Bunun yanında Mustafa Satı Bey, irade, bireysel istek ve seçme, alışkanlık, karakter, vicdan gibi özellikleri de ahlak eğitiminde çok önemli görür ve çocukları eğitirken bütün bu özelliklerin hepsinin göz önünde bulundurulmasını ve çocukların hepsinde bu özelliklerin bireysel farklılıklara dayandığının bilinmesi gerektiğini vurgulamıştır. Kısacası ona göre her çocuk özeldir.

Mustafa Satı Bey, eğitim bilimi alanında ilk olan ve öğretmen okulunda temel pedagojik kaynak olarak okuttuğu Fenn-i Terbiye adlı eserinde eğitim felsefesini etraflıca açıklamıştır. Satı Bey, eğitim felsefesinde eğitimi sadece bir boyutla ele almamıştır. O,eğitimi bedensel, zihinsel, ruhsal ve ahlaki gelişimin sağlıklı bir terkibi olarak görür. Aynı zamanda eğitim sürecinde tarihi, sosyal, kültürel ve çevresel etkenlere de yer vermiştir. Onun etraflı bir şekilde ele aldığı eğitim düşünceleri dönemine göre epeyce geniştir ve bugün bile bakıldığında söyledikleriyle çağının ilerisinde ve yenilikçi görüşleri vardır.

 KAYNAKÇA:

Gündüz, M. (2012) Mustafa Satı Bey ve Eğitim Bilimi (Fenn-i Terbiye Cilt 1 ve 2). Ankara: Otorite Yayınevi.

 


[1] Gündüz, M. (2012) Mustafa Satı Bey ve Eğitim Bilimi (Fenn-i Terbiye Cilt 1 ve 2). Ankara: Otorite Yayınevi, s.193

 

[2] Gündüz, M. (2012) a.g.e s.204

[3] Gündüz, M. (2012) a.g.e s.193

[4] Gündüz, M. (2012) a.g.e s.207

[5] Gündüz, M. (2012) a.g.e s.211

[6] Gündüz, M. (2012) a.g.e s.213

[7] Gündüz, M. (2012) a.g.e s.287

[8] Gündüz, M. (2012) a.g.e s.288

[9] Gündüz, M. (2012) a.g.e s.289

[10] Gündüz, M. (2012) a.g.e s.290

[11] Gündüz, M. (2012) a.g.e s.297

[12]Gündüz, M. (2012) a.g.e s.300

[13] Gündüz, M. (2012) a.g.e s.309

[14] Gündüz, M. (2012) a.g.e s.309

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"Diasporamız Göz Ardı Edilemez Bir Toplama Ulaşacak"
Kırgızistan'da Tarihi ve Ecdadı Anma Günü
Kırgızistan'da Tarihi ve Ecdadı Anma Günü