Advert

Umrândan Sosyolojiye: İbnî Haldun

Türk gencinin defterinden yazı dizisinde bu hafta İbnî Haldun değerlendirildi. Yazarımız Eyüp Ersegün Kahraman...

Umrândan Sosyolojiye: İbnî Haldun

Sosyoloji dizimizde geçtiğimiz bölüm sosyolojinin tarihçesi, tanımı, amacı, muhtevası ve sosyologlara değinmeye çalışmıştık. Bu bölümümüzdeyse tarih felsefesinin, sosyolojinin ve genel manâda sosyolojinin kurucusu, Şark’ın son ışığı olan İbni Haldun ile onun sosyoloji ile ilişkisinden bahsetmeye çalışacağım.

İbni Haldun, siyasi, dini ve edebi konularda birikimli, Tunus’un seçkin ve büyük ailelerinden biri olan Haldunoğulları’na mensup olup 27 Mayıs 1332’de Tunus’da doğmuştur. Esasen tam adı Ebu Zeyd Veliyyuddin Abdurrahman  bin Muhammed bin Haldun el Hadrâmî’dir. Asıl adı Abdurrahman olmasına rağmen İbni Haldun kendisinin şöhretidir. İlk eğitimini Kur’an-ı Kerim okuyarak başlayan İbni Haldun, Tunus’un ulemanın konakladığı, merkezi bir yer olmasının kazandırdıklarıyla tefsir, hadis, edebiyat, mantık, felsefe, doğa bilimleri gibi farklı disiplinlerden eğitim almıştır.

Hayatının dönüm noktalarından ilki hiç şüphe yok Kara Veba salgınının Tunus’u vurmasıdır ;çünkü salgında birçok hocası, ailesi ölmüş, kendisi de kurtulan âlimlerle beraber Mağrib’e göçmüş, sonu Mukkadime olarak biten bir serüven başlamıştır. Yeni şehirde yapabileceği tek şey kamu hizmetlerine katılmaktı. Burada siyasi, hukuki vb. birçok işlerde çalışmış devlet yönetimi konusunda epey tecrübe kazanmıştır. İleriki yıllarda Endülüs, Mağrib, Fas arasında siyasi görevleri sebebiyle bulunmuş lâkin mâruz kaldığı entrikalar sebebiyle ‘‘siyasette vefa yokmuş’’ diyerek Arif Oğulları yurdunda inzivaya çekilerek kendini bilime, irfana adamış ve ünlü Mukaddime’yi kaleme almıştır.

Belki de günümüz sosyolojisinin inşasındaki temel olan Mukaddime’de Haldun, mülk kavramından devlet yönetimi gibi konuları işlerken aslen temel olarak almamızı sağlayan tarih, coğrafya ve toplum kavramlarını birlikte açıklamasıdır. Tabii bunları açıklarken belirli bir metodla açıklamaya çalışmış, rivayetlerden uzak durmuştur. Haldun’un bu çalışmaları dikkatleri üzerine çekmiş, aralarında Timur’da olmak üzere birçok hükümdarla görüşmüştür.

Sosyolojinin İlk Örneği: Umrân Bilimi

İbn-i Haldun’un nevi şahsına münhasır olan umrân bilimi tarih, şehir, kırsal alan, iktisat, kültür, medeniyet gibi birçok alanı incelemiştir. Umrân’ı toplumsal yaşamın kendisi olarak nitelendiren İbn-i Haldun bu bilimin teme problemlerini altı başlıkta toplamıştır[1]:

Uygarlığı ve insanlara özgü sosyal hayatı tahlil etmek.
Göçebe uygarlığı, göçebeliği, kabileleri ve ilkel toplumları incelemek.
Yerleşik uygarlığı, yerleşikliği, yerleşik toplumları özellikle kasaba ve kentleri irdelemek.
Devlet, halifelik ve egemenlik konularına açıklık getirmek ve onların ortaya çıkış nedenlerini izah etmek.
Farklı toplum tiplerinde yaşayan insanların geçim tarzlarını, ekonomik etkinliklerden kaynaklanan ilişki biçimlerinin nedenlerini açıklamak.
Farklı bilim dallarını, etkinlik alanlarını ve eğitim-öğretimin nedenlerini ele almak.

Tam olarak bir isim koyamadığımız bu bilime yaklaşımımız şüphesiz coğrafya, tarih ve toplum yönüyle olmalıdır; çünkü bu bilime yukarda toplumun bizzat kendisi olduğundan bahsetmiştik. Toplumu da yaşadığı coğrafya şekillendirmekte ki bu konuyla ilgili Haldun’un ‘‘coğrafya kaderdir’’ cümlesi herkes tarafından bilinmektedir. Özellikle coğrafyayla ilgili suyun önemine dikkat çeken Haldun, medeniyetlerin suyun çevresinde inşa edildiğini vurgulamış – ki bu konuda yaşadığı coğrafyaya dikkat etmek lazım- yalnız bununla değil devlet yönetiminin de coğrafyadan etkilendiğini belirtmiştir. Hatta tarihi bir olayın gerçekliğine karar verilirken öncelikle olayın geçtiği coğrafyanı, olayı yaşayan toplumun yapısının düşünülmesi gerektiği, toplum şekillenirken öncesinde yaşanılan olaylardan etkilendiği, olaylarında toplumun yapısından etkilendiği kısacası tarih, toplum ve coğrafyanın birbirlerinden bağımsız düşünülmemesi gerektiğinden bahsetmektedir.

Umrân biliminin her ne kadar toplumun kendisi olduğunu, yararlandığı birçok farklı alanın olduğunu söylesek de Umrân biliminin temelini kuracağımız alan ‘‘asabiyet’’ kavramı olacaktır. Şimdi ona bir göz atalım;

Sosyal Teoriye Girerken: Asabiyet Kavramı

Toplumun olmazsa olmazı dediğimiz şey asabiyet kavramı olacaktır. En basit tanımı da şüphesiz insanlar arasında kurulan bağdır. Asabiyet kavramını Haldun öncelikle bedevilikten hazeriliğe geçişte kullanmaktadır. Yani bu kavram medenileşmede, devlet kavramunda kilit rol oynamaktadır.

Haldun bu kavramı insanlar arasındaki akrabalık kavramına benzetirken ‘‘… akrabalık hak ve hukukunu ödemek üzere, zilletten ve hakir düşmekten sakınarak akrabasından sayabildiği kimseyi müdafaa etmek üzere harekete geçer.’’ gibi bir açıklamada bulunur. Günümüz düşüncesiyle yaklaşırsak asabiyet duygusunun yüksek olduğu toplumlar, harici veya dahili birçok düşmana karşı daha dayanıklı olup ‘‘birlikte hareket edebilen’’ toplumlardır. Yani asabiyet duygusu kolektif şuurun ilk dile geliş biçimidir.

Sonuç olarak yazdığı mukaddimeyle, geliştirdiği umrân, asabiyet gibi kavramlarla sosyoloji biliminin kurucu olan İbn-i Haldun toplum tiplerine, yapılarına, olaylarına yaklaşımı ile insanlığın düşünce dünyasına bambaşka bir kapı açmış, büyük iz bırakmıştır. Hilmi Ziya Ülken’in ifadesiyle ‘‘ İbn-i Haldun içtimai münasebetleri izah hususundaki kudretiyle hemen asırlarca müddet taklidi imkânsız olarak kalmıştır.’’

Dizimizin gelecek bölümünde yönümüzü batıya çevirerek, devrimlerin ülkesi Fransa’ya yolculuğa çıkıp, kanunların ruhuna giriş yapacağız.

 

[1] Sosyoloji Tarihi 1- Prof. Dr. Sezgin Kızılçelik.

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kazakistan ve Kırgızistan Başbakanları Telefon Görüşmesi Gerçekleştirdi
Kazakistan ve Kırgızistan Başbakanları Telefon Görüşmesi Gerçekleştirdi
Özbekistan'ın 2019 Büyüme Hedefi Açıklandı
Özbekistan'ın 2019 Büyüme Hedefi Açıklandı