Advert

Türk Mitolojisinde Karakuş (Kartal)

Türk gencinin defterinden yazı dizisinin bu haftaki konusu Türk mitolojisi...

Türk Mitolojisinde Karakuş (Kartal)

Kâşgarlı Mahmûd’un Dîvânü Lugâti’t Türk adlı hazinesinde “qara kuş” adıyla bahsettiği (KÂŞGARÎ 2007: 402) kartal, Türk sembolizminde ve geleneğinde yer edinmiş önemli unsurlardan biridir. Ögel de “bürküt” kelimesinin Türkçede kartal demek olduğunu belirtmiştir (ÖGEL 2014:651). Şiirlere, romanlara konu olmuş; destanları ve hikâyeleri beslemiş, süsleme sanatında yer edinmiş olan kartal eski Türk dini olan Gök Tanrı inancını da etkilemiş, bu dinin mensuplarınca törenlerde kullanılmıştır.

Türk kültür hayatını şekillendiren ögelerin Türk yaşayışıyla paralel olduğu bir gerçektir. Türkistan’dan Anadolu’ya çeşitli kültürel ögeleri beraberinde getiren Türkler, kartalı da Türkistan coğrafyasından getirmişlerdir. Bu düşüncemizi temellendiren görüş ise kartalın eski Türk dini olan Gök Tanrı inancının merkezinde bulunmasıdır.

“Avrasya üslubu” ya da “hayvan üslubu” da denilen doğa kökenli sembolizm, hayvanların, insanların soylarının dayandığı hayvan atalar olarak kabul edilmesine neden olmuştur. Hayvanların koruyucu ruh olduklarına olan inanç, hayvan kılığına girildiğinde onun gücüne sahip olunacağına inanılması gibi nedenler hayvan tasvirlerinin yapılmasına zemin hazırlamıştır (İLDEN 2012: 43). Kartal da bu sembol dünyasında kutsal olarak görülmesinden dolayı yerini almıştır.

Türklerin yaşayışı içinde ve sanatsal eserlerinde görülen kuş motiflerinin sıklığı, bağlı oldukları inanışlarla açıklanabilir. Kuşun ruhun simgesi olma durumu Orhun Yazıtları’ndaki ölüm konulu ifadelerden anlaşılmaktadır (İLDEN 2012: 44). Nitekim Dîvânü Lugâti’t Türk’te “uçmaq” sözcüğü “cennet” olarak tanımlanmıştır. Adı geçen eserde uçmaq/uçmak şu dörtlük verilerek açıklanmıştır:

“türlüg çeçek yazıldı

barçın yadım kerildi

uçmaq yeri körüldi

tumlıg yana kelgüsüz”

[Çeşit çeşit çiçek yarılarak açıldı

(Sanki) ipekten bir halı serildi

Cennet ülkesi görüldü

(Mevsim o kadar ılıman ki) kış bir daha gelmeyecek (KÂŞGARÎ, 2007: 613).

Ruhun cennete uçarak varacağı düşüncesiyle hareket ettiği düşünülen Türkler, cennete gidiş yolunun kuşlara benzeyerek ya da onlar gibi davranarak olacağına inanmışlardır.

Kartal, şamanın dini yolculuğunda ona yardımcı olur; öyle ki kartal Tanrı’nın elçisi veya temsilcisi olarak görülmüş, şamanların da kartal soyundan türediğine inanılmıştır (GÜVEN 2014: 285). Kartal, besin zincirinin tepesinde olan ve göklerde yaşayan avcı bir kuştur. Göklerde yaşaması onun göksel özelliklere sahip olduğunun düşünülmesine neden olmuş, Gök Tanrı’ya yaklaştığına inanılmıştır. Bu kutsal özellikler kartala yüklenirken aynı zamanda yerdekiler bu göksellikten faydalanmak istemiş, kartala benzemeye çalışmışlardır. Kartal, Tanrı’nın temsilcisi olarak görülmüştür (ÖGEL 1993: 47; GÜVEN 2014: 288). Şamanizm’de kartalın önemi açıkça görülmektedir. Yakut Türklerinde şamanlar, yeryüzüne bir kartal aracılığıyla gelirlerdi. Onların inanışına göre büyüdüğünde şaman olacak çocuğun ruhu, daha çocuk dünyaya gelmeden bir kartal tarafından yenirdi (ÖGEL 2014: 648).

Ögel’in Buryat Moğolları’ndan aktardığı bir efsane de ilk şamanın kartalla ilişkisini açıklamaktadır. Efsane şöyledir: “Çok önceleri ne hastalık ve ne de ölüm varmış. Fakat zamanla kötü ruhlar yeryüzüne çıkıp insanlara kötülük getirmeye başlamışlar. Bunun üzerine de Tanrı, insanlara yardım etsin diye gökten bir kartal göndermiş. Kartal, yeryüzüne inmiş ve insanların arasına gelmiş. Onlarla anlaşıp, birleşmek istemiş fakat ne o insanların ne de insanlar onun dilini ve düşüncesini anlayabilmişler. Kartal bakmış ki olmayacak, çaresiz yine göğe dönmüş ve Tanrı’ya olduğu gibi her şeyi anlatmış. Tanrı başka bir yol düşünmüş ve kartala şöyle bir tavsiyede bulunmuş. Demiş ki, in yeryüzüne ve çıkacak ilk insanı senin dilini anlayabilecek bir şaman yap. Bunun üzerine kartal, yine kanatlarını açmış ve inmiş yer yüzüne. Bakmış ki bir ağacın altında bir kadın uyuyor. Bu kadını kocasından ayırmış ve onunla yaşamaya başlamış. Kadın böylece kartaldan gebe kalmış ve sonra da kocasına dönmüş. Ayı ve günü dolduktan sonra kadın, bir erkek çocuğu doğurmuş. Çocuk zamanla büyüyerek büyük bir şaman olmuş. Yeryüzünün en büyük şamanı ve bütün şamanların atası da bu olmuş. (Bazılarına göre ise yeryüzünün ilk şamanı kartalla münasebette bulunan bu kadın idi.)” (ÖGEL 2014: 649).

Kuşların uçması Türkistan’da özellikle Altay civarında yaşayan insanların merakını cezbetmiştir. Tanrı’ya ulaşmak için de bu çok yükseklere uçabilen kuşlara benzemeye çalışılmış, bu sebeple şaman kıyafetleri kartal tüyleriyle bezenmiş, şaman daha sonra Türk halk oyunlarına kaynaklık edecek olan kuş gibi dans etme seremonisini gerçekleştirmiştir (GÜVEN 2014: 286).

Bahaeddin Ögel’in aktardığına göre her bir Oğuz boyunun bir kuş ongunu vardır ve bu kuşların kökenleri dine dayanır. Yakut Türklerinde her bir ailenin farklı bir kuşu ongun olarak gördüklerini ve bu kuşun etinin aile üyelerince yenmesinin yasak olduğunu belirten Ögel, Yakut Türklerine çok yakın oturan ve Yakut Türkçesi konuşan Dolgan Türklerinin kartal veya kuğu gibi kuşların adlarını ağızlarına bile almadıklarını söylemiş, bu tabunun saygı gereği oluştuğunu belirtmiş ve bu kuşların ölülerinin dini bir merasimle gömüldüğünü aktarmıştır (ÖGEL 2014: 38-39).

Yukarıda da bahsedildiği gibi Kâşgarî, kartal için “qara kuş” kelimesini kullanmıştır. İnan da Türk mitolojisinde adı geçen ve Altaylarda hâlâ korunan Ülgen’in yedi oğlu ve dokuz kızı olduğundan bahsetmiştir. Ülgen’in oğullarından birinin adı ise Karakuş’tur (İNAN 2013: 33). İnan, aynı eserde Kırgızların ve Kazaklarının baksılarının dualarını da aktarmıştır ve dualarda “Kara Kus” adı ile kartala seslenilmektedir:

“Aynalayın Kara Kus, can cagıngdı karap uç!

Bılkıldagan böyrekten, solkuldagan cürekten,

Şermende kılma baykap tüz!”

[Kurban olayım (sana) kara kuş (kartal) etrafına bakınarak uç! Yumuşak böbrekten, daima kımıldanan yürekten… Utandırma, dikkat ederek in! (İNAN 2013: 136)]

Kafesoğlu, eski Türklerde kartal inancının önemli bir yerde olduğunu söylemektedir. Türkistan’da M.Ö. 2000’lerin başları olarak tarihlenen Kurat kurganında bir kartal pençesine rastlandığını söyleyen Kafesoğlu; Doğu menşeli hâkimiyet sembolü olan kartalın, Türk menşeden ileri geldiğinin öne sürüldüğünü vurgulamıştır (KAFESOĞLU 2015: 287).

Hükümdarlık alameti olarak görülen ve Göksu’nun modern anlamda devlet sembolü olmadığını söylediği (GÖKSU 2016: 120) kartal/çift başlı kartal, mitolojik dünyada doğmuş ve sosyalleşmiş bir motiftir. Ögel, çift başlı kartalın hayat ağacı üzerinde oturduğunu ve Sibirya menşeli bir inanç sistemine bağlı olduğunu belirtmektedir (ÖGEL 2014: 650). Çift başlı kartal motifi Yakut Türklerinin dini inancıyla bağlantılıdır. Sibirya’da ve Altay’da şehirlerin ve yurtların yanına dikilen uzun sırıkların tepesine ağaçtan yontulmuş bir kuş figürü asılırdı. Bu figür çoğunlukla çift başlı kartal olurdu ve bu sırığa “dünyanın direği” denilirdi. İnanışa göre bu sırık göğün tepesindeki Tanrı’nın kudretinin sembolü olan çift başlı kartala ulaşıyordu. Ögel, kartalın neden çift başlı olduğunun efsanelerden pek anlaşılmadığını söylemektedir (ÖGEL 2014: 650).

Türklerde kartalın kültürel hayatı şekillendirmesine örnek olarak Pazırık Kurganı’nda bulunan bir eyer örtüsündeki kartal ile geyik mücadelesi örnek gösterilebilir. Türkler kartala koruyuculuk vasfı da yüklemişler ve silahlarına kartal figürü işlemişlerdir. Tuğlarda bulunan kartal motifleri de kudret ve asalet sembolü olarak görülmüştür (GÜVEN 2014: 293).

Türklerce en kıymetli sayılan hayvanlardan biri olan kartal, tapınma amacıyla değer gören bir totem değildir. Avcılıkla hayatını yürüten ve konar göçer bir toplum yapısına sahip olan Türk boyları kutsallık yüklediği hayvanları sembol seçmektedirler ve ona kıymet vermektedirler (GÜVEN 2014: 288).

Kaynakça

Göksu, Erkan, “Çift Başlı Kartal ve Selçuklular”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi (USAD) Güz; 5, s.117-141, 2016.

Güven, Merdan, “Türk Halk Oyunlarında Kartal Figürü”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi (TAED), s.285-302, Erzurum, 2014.

İlden, Serkan, “Türk İkonografisinde Kartal Motifi”, Problems of Engineering Graphic And Professional Education, Scientific Pedagogical Journal, No:15, s.42-53, Astana; Kazakistan, 2012.

İnan, Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm; Materyaller ve Araştırmalar, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2013.

Kafesoğlu, İbrahim, Türk Millî Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2015.

Mahmûd el-Kâşgarî, Dîvânü Lugâti’t Türk (Çev. Serap Tuba Yurtsever, Seçkin Erdi), Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2007.

Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi 1, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2014.

Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi 1, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1993.

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Çubarov: Sözde Mahkemenin Kararı Toplumumuzun Zaferi
Çubarov: Sözde Mahkemenin Kararı Toplumumuzun Zaferi
Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz'ün Bayramı Mesajı
Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz'ün Bayramı Mesajı