Advert

İnsan

Türk Gencinin Defteri yazı dizisinde bu hafta "insan"ı anlattık... Hilal Süyümbike Maraş'ın kaleminden...

İnsan

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvân olan âdemsin sen”[1]

İnsan kelimesi, insan türünü ifade etmek için kullandığımız “beşer, insan topluluğu” demek olan “ins” kökünden gelir. Bu türün fertlerini anlatmak içinse “insan” deriz. İnsan sözünün, nesy kökünden “insiyân” olarak geldiği de söylenir, yani “unutmak”.[2] Biz ise bu yazıyı hatırlatmak için yazıyoruz, insanı insana anlatmak; kim olduğunu hatırlatmak…

“Oku!” idi bize verilen ilk emir; “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” Âlemi oku, insanı oku, kitabı oku. Oku ki kendini bil, hakikate nasıl ulaşacağını öğren. Çünkü hakikatin özü senden, senin içinden.

Sonra “Biz sana akıl verdik ki düşünesiniz.” denildi. Kâinatı, evrendeki düzeni anla diye. Düşün ki, âlemdeki görevini, varlık sebebini bul diye. Aklınla hakikate ulaş diye.

Ardından “Küçük bir âlem olan vücuduna bak ve anla!” emri geldi. Okuduklarımızı, fikirlerimizi eyleme dökmek için bir vasıtaydı çünkü bu beden; en büyük emanetti bize verilen. Mefkûreler peşinde koşup, dünya cennetini oluşturmak için; nizam-ı âlem için.

İşte insan, böylece bir bütündür. Yaptıklarıyla ve düşündükleriyle vardır.  Ne tek başına fikirleriyle insandır ne de hareketleriyle. Zira fikir ve hareketin oluşturduğu bu bütün âlemdir ve bunun çekirdeği kişiliktir.[3] Ahsen-i takvîm üzere yaratılan insan, ancak ve ancak bu fıtratına uygun davrandığında insan olabilir. İnsan, her varlığa merhamet ettiği, hakkı ve sabrı tavsiye ettiği, zulmün karşısında dimdik durabildiği sürece “kul” mertebesine erişebilir. Ve ancak halife olarak geldiği yeryüzünde, sorumluluğunu bilerek yaşadığında özgürlüğüne kavuşabilir; dünyayı imar ve ıslah edebildiği, hikmetin yolunu seçebildiği sürece “irade” sahibi olabilir. İnsan ancak “olduğu gibi göründüğü ve göründüğü gibi olduğu” zaman insan olabilir.

Yapmak ve düşünmek dedik; fikir ve hareket… Tıpkı âlem gibi ruh ve bedenden oluşur insan. Ve ancak ikisinin birlikteliğiyle kendi varlığını sonsuzda arayarak var oluşunu gerçekleştirir.[4] O yüzden ikisine de aynı önemi vermeli, ikisini de yeterli miktarda beslemelidir.

Ruh, âlemin aynasıdır; hakikattir.[5] En büyük gıdası ise aşktır. Sanmayın ki burada duyguların tutsağı olmuş aşktan veya fani bir bedene olan saplantıdan bahsediyoruz. Biz burada hakiki aşktan ve şuurlu bir tutkudan bahsediyoruz.[6]  Fani bir amacın köleliğini değil, ebedî mefkûreler uğruna yaşamayı kastediyoruz. Aşk, “Yaratılanı sev Yaratan’dan ötürü” düsturunca her yerde hikmeti görmektir diyoruz. Zira hisler, acizdir, uzviyete bağlı olduklarından bencil ve gafildir; ancak şuur dediğimiz akıl, hislerin üstündedir, ebedi ve kapsayıcıdır.[7] Ruh, aşkla birlikte tefekkürle yükselir, onu beslemenin şartı tefekkürün devamında dua etmek ve istemektir. Zira aşkın lügatinde vazgeçmek ve azla yetinmek yoktur. Ruhu geliştirmek; musikiyle durulaşmak, sanatla gelişmek, ilimle zenginleşmektir.

Beden ise ibadetle beslenir. İbadet, harekettir; çalışmayı sevmektir. Nurettin Topçu “Yalnız insana mahsus olan hareket, kendi kendisini ve başka varlıkları değiştirmek demektir.” der ve devam eder: “Kendi dileğini âlemin dileği yapmaya çalışmak, âlemin sonsuzluğa uzanan hareketlerine engel koymaktır, kâinatın hürriyetine set çekmeyi istemektir. Aksine olarak âlemin dileğini kendi dileği yapmak istemek, âlemin kalbini kendi varlığına sığdırmaya çalışmak: İşte gerçek ve hür hareket yolunda ilerleyiş bununla oluyor.”[8] Zira insan ancak bu şekilde varoluş iradesini ortaya koyabilir. İnsan tahayyül ettiği sürece var kalabilir. Öğrendiklerini öğrettiğinde nesiller boyu yaşayabilir. Bir insana şifa olduğu, bir insanın hayatını kolaylaştırdığı ölçüde kalıcı olabilir. Çünkü insan ürettiği ve paylaştığı sürece iz bırakabilir. İnsan tıpkı kökleri sonsuzluğa uzanan bir ağaç gibi fikirleri toplumun içinde çiçek açtığı zaman[9] fıtratına uygun bir iş yapmış olur ve hikmetin ışığında âleme nizam ülküsünün yolundan ilerler. İşte bu yüzden en büyük ibadet çalışmak ve oluşturmaktır. Yine sanılmasın ki maddeyi saymıyoruz, vücudumuzu es geçiyoruz. Sağlığımızı korumak ve devamını sağlamak da ibadettir. Zira hakikat yolunda geçen bir ömürde, hikmet yolunda yapılan her iş ibadettir.

Sözümüzü Hilmi Ziya Ülken ile bitirelim. Aşk Ahlâkı’nda der ki “Bize ne bencil maddeciler, ne de gafil hayalciler lâzım. Biz artık pratik ülkücüler istiyoruz. Gerçekle temasa gelmiş ve insanları tanımış işadamları istiyoruz. Biz artık birçok şey bilen ve hiçbir şeye inanmayan adamı değil; insani bir ahlaka inanan ve tesir etmeye muktedir olan insanı arıyoruz. Biz artık tartışan, tenkit eden, alay eden ve sözde fikirlerin uydurma kalesi içine kapanarak hareketsiz kalan insana değil, telkinin sükûnu içinde dinleyen ve bize yeni canlar üfleyen, yeni şeyler telkin eden, bizden telkin alan insana değer veriyoruz… Bize ruh ve beden kudreti ve keyfiyet lâzım! ‘İşte insan!’ diyebileceğimiz şey lazım!”[10]

Ey insiyân! Ey unutkan varlık! Sen ki “âlemin mihrakı” olarak yaratılmıştın, hatırladın mı? Esfel-i safîlîn olmak da ahsen-i takvîm olmak da senin elinde. Alçalmış mı kalacaksın yoksa insan mı olacaksın?

 

[1] Şeyh Galip

[2] İlhan Kutluer, “İnsan”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2000, cilt:22, s.320.

[3] Hilmi Ziya Ülken, Aşk Ahlâkı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,  İstanbul 2017, s.5.

[4] Nurettin Topçu, Var Olmak, Dergâh Yayınları, İstanbul 2017, s. 23

[5] Ülken, a.g.e., s.13.

[6] Ülken, a.g.e., s.2

[7] Nurettin Topçu, İslâm ve İnsan Mevlana ve Tasavvuf, Dergâh Yayınları, İstanbul 2013, s.19

[8] Nurettin Topçu, Var Olmak, Dergâh Yayınları, İstanbul 2017, s. 17

[9] Ülken, a.g.e., s.2.

[10] Ülken, a.g.e., s.6.

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kırım Tatar Sürgününün 75. Yıl Dönümü Devlet Düzeyinde Kaydedilecek
Kırım Tatar Sürgününün 75. Yıl Dönümü Devlet Düzeyinde Kaydedilecek
"TÜRKSOY, Türk Kültürünün Benimsenmesi Adına Gayretle Çalışıyor"