Advert

Türk Eğitim Düşüncesinde Mühim Bir Sima: Türk Frobeli Mustafa Satı Bey

Türk Gencinin Defterinden yazı dizimizde bu hafta Mustafa Hakan Yıldırım, Türk eğitim düşüncesinde önemli bir yeri olan daha sonra ise Arap milliyetçiliğinin önemli ideologlarından biri olan Mustafa Satı Bey nam-ı diğer Satı el-Husri'yi yazdı...

Türk Eğitim Düşüncesinde Mühim Bir Sima: Türk Frobeli Mustafa Satı Bey

Türk eğitim tarihi ve düşüncesi alanında özellikle bazı şahsiyetler sadece düşünceleriyle değil; yöneticilik vasıfları, yeni eğitim-öğretim usulleri ve yeniliğe açık kişilikleriyle de temayüz etmişlerdir. İşte bu saydığımız özelliklere sahip mühim şahsiyetlerden birisi de II. Meşrutiyet dönemi aydınlarından olan ve  “Türk Frobeli” olarak tesmiye edilen Mustafa Satı Bey yahut daha sonraki adıyla Satı El Husri’dir.

1880 yılında Yemen’in San’a şehrinde dünyaya gelen Mustafa Satı Bey, Halep’in ileri gelenlerinden tüccar bir aileye mensuptur. Küçük yaşlardan itibaren matematiğe ilgi duyan Mustafa Satı Bey, arkadaşları tarafından “Arşimet” ismiyle anılmıştır. 1893 yılında Mekteb-i Mülkiye’ye kaydolmuştur ve 1900 yılında buradan mezun olmuştur. Mustafa Satı Bey Mülkiyenin ilk mezunlarındandır. Satı Bey’in ilk görevi Yanya İdadisi’nde “Tarihi Tabii” öğretmenliği olmuştur. 1902 yılında öğretmenlik mesleğinin yanı sıra Yanya [1]Vilayeti Sicil memurluğuna, Nisan 1906’da ise Kosova’daki Radoviş’e kaymakam olarak atanmıştır.

Mustafa Satı Bey, 1907 yılında Manastır’a bağlı Florina’ya kaymakam olmuştur. Manastır’da bulunduğu dönemde İttihat ve Terakki üyeleriyle beraber çalışan Satı Bey, Meşrutiyet idaresinin kurulması çalışmalarına destek vermiş ancak bu cemiyete üye olmamıştır. O da İttihatçılar gibi II. Abdülhamid rejiminin sona erdirilmesi ve meşrutiyet idaresinin yeniden kurulması gerektiğine inanıyordu. Temmuz 1908’de Meşrutiyeti desteklemek için yaptığı konuşmalar, Manastır’da Neyyir-i Hakikat mecmuasında yayımlandı. Kısa süre sonra İstanbul’a döndü. Dönemin Türkçüleri yaptığı işler ve getirdiği yeniliklerden dolayı ona büyük saygı duyuyorlardı. Bu sebeple ona “Türk Frobeli” adını vermişlerdi.  Eğitim sistemi üzerine yaptığı çalışmalarını sürdüren Mustafa Satı Bey, 1909 yılında Darulmuallimin-i İbditaiyye müdürlüğüne getirilmiştir.

Satı Bey’in bu çok yönlü aksiyoner kişiliği içerisinde elbette en çok dikkat çeken husus eğitime verdiği önemdir. Mustafa Satı Bey, “Bir milletin, bir memleketin ahvali hakkında seri bir fikir icmali hâsıl etmek için en kestirme yol o milletin, o memleketin mekteplerini tetkik etmektedir. Çünkü mektepler milletlerin mazisini aks, halini temsil,  geleceğini izhar eder.” (Gündüz, 2012) diyerek eğitimin toplum hayatındaki yeri ve önemine vurgu yapmıştır.

Bir fikirler arenası olan II. Meşrutiyet döneminde birçok sahada farklı kişiler düşüncelerini belirli yerlerde beyan etmişlerdir. Bu dönemde herkesin bildiği üzere fikirlerin inşası Batıcılık, İslamcılık, Türkçülük, Osmanlıcılık, Adem-i Merkeziyetçilik gibi belli başlı cereyanlar üzerinden olmuştur. Mustafa Satı Bey de o dönemin entelektüelleri içerisinde devletin ayakta kalması için çare arayan, tefekkür eden, yazan ve çabalayanlardandır. O, devletin ancak Osmanlıcılık ülküsünün güçlendirilmesiyle ayakta kalabileceğine inanmaktadır. Aydınlar da bu doğrultuda çabalamalıdır. Süleyman Hayri Bolay onun bu çabasını şöyle dile getirmektedir: “ ‘Vatan İçin’ başlıklı konferanslarında, vatanı sevdirmede felaketli zamanların büyük uyandırma gücünden söz etmiş, vatan sevgisini artırmak için bu sevginin anlaşılması sonra da hangi eğitim vasıtalarına başvurulması gerektiğinden bahsetmiş, vatanın anlamının ne olduğu konusu üzerinde durmuştur. Ayrıca vatan kavramını millet ve devlet kavramları ile irtibatlandırmıştır. (...) Osmanlılarda din bağını en önemli bağ olarak nitelemiştir. Ona göre Müslüman Osmanlılarda tarih ortaklığı vardır. Din ve millet birdir, esasına sadık kalınmıştır. İslam, Hristiyanlığın aksine toplumsal bir dindir. Bu bakımdan Batılılara bakarak dinin rolünü küçük görmek yanlıştır. Vatan sevgisini telkin için önce çocuklara vatanın tarihi ve coğrafyasını öğretmek gerekir.” (Bolay, 2014).

Satı Bey’in özellikle eğitim alanındaki bu çabası ve samimiyeti memlekette olduğu kadar memleket ötesindeki önemli aydınlar tarafından da dikkatle takip ediliyordu. Satı Bey’in çalışmalarına ve yazdıklarına kayıtsız kalmayanlardan birisi de Türk Dünyasında eğitimi bir metotla ele alan ve usul-i cedid yöntemiyle adeta bir eğitim seferberliğini başlatan Gaspıralı İsmail Bey’dir. Gaspıralı İsmail Bey, Satı Bey’e ve çalışmalarına dair düşüncelerini şöyle dile getirir: “Bütün Türk yurduna yüksek sesle bağırıyorum: İstanbul Darülmuallimin Müdürü Satı Beyefendinin yurda gösterdiği usul-i savtiyeye(sesle okuma yazma öğretimi) kulak ver, göz sal...! Satı Bey’i ‘çalış’ nidasıyla karşılayın.” (Gündüz, 2012).

II. Meşrutiyet döneminde her alanda olduğu gibi eğitim alanında da aydınlar arasında ihtilaflar olmuştur. Her aydın eğitim meselesini farklı bir perspektifte ele almış, kimisi eğitimin psikolojik temelli olduğunu ifade ederken, kimisi de eğitimin sosyolojik temelli olduğunu anlatmak istemiştir. Bu dönemde neşet eden tartışmalardan birisi de Emrullah Efendi’nin eğitimde yapılandırmamın yüksek öğretim kademesinden başlatılması gerektiği fikrine karşı Mustafa Satı Bey’in eğitimde reformu temelden yani ilk mektepten başlatmak gerektiği fikridir.

Yahya Akyüz (2015), Mustafa Satı Bey’in eğitim tarihimizde yer tutmasının başlıca nedenlerini şu şekilde sıralar:

*Okul müzeleri kurmuştur.

*Darülmuallimin ve çeşitli düzeylerdeki okulların programlarında Terbiye-i Bedeniye, Resim, Elişi, Musiki derslerinin yer alması ve ve bu derslerin gelişmesinde büyük çaba göstermiştir.

*Malumat-ı Ziraiye, İlm-i Hayvanat, İlm-i Nebatat, Dürüst-i Eşya Zirai Tatbikat, İlm-i Akvam, Fenn-i Terbiye kitaplarını ve eğitim konusunda pek çok makale yazmış, konferanslar vermiştir.

*Toplumda herkesin öğretmenlik yapabileceği fikrine karşı çıkmış, öğretmenliğin özel yeteneklere, bilgilere, dayanan bir meslek olduğunu savunmuştur. Ona göre, “bu gerçeğin anlaşılamaması eğitimimizin en büyük yarasıdır.”

*Bizde ilk kez öğretmen-politika ilişkilerini ele alıp işlemiş ve bu konuda öğretmenleri aydınlatmıştır. Ona göre öğretmenlerin, devlet yönetimi ve ulusal çıkarlar konusuna ilgi duymaları doğaldır. Fakat öğretmenler, çeşitli düşmanlık ve kinlere sebep olan parti çekişmeleri şeklindeki günlük politikaya karışmamalıdırlar.

*Öğretmenleri ilk kez “ordu”ya benzeten O’dur. Böylece öğretmenlerin bireysel etkinliklerinin yanında, toplu etkinliklerde bulunabileceğini önemle ortaya koymuştur.

*Ziya Gökalp’la giriştiği ciddi ve bilimsel tartışmalarda eğitimin mutlaka milli olmayacağını, milli terbiyenin yurtseverlik terbiyesi çerçevesini geçmemesi gerektiğini savunmuştur.

  Yine Muallim Cevdet’e göre (Ergin 1977: 583-585; Aktaran: Gündüz 2012: 19). Mustafa Satı Bey’in eğitime getirdiği yeniliklerin ve reformların bazıları şunlardır:

*Satı Bey eski Darülmuallimin’de olsun, Mekatib-i İptidaiye, Rüştiye ve İdadide olsun çocuk ve gençlerin bedenlerinin mahvedildiğini görerek Darülmuallimin’e gelir gelmez oraya Terbiye-i Bedeniye dersini koymuştur.

*Satı Bey bir çocuk musikisi uzmanıdır. Bizde çocuklara ve gençlere mahsus nezih bir musiki olmadığını görerek bestekârlara müracaat edip, bu konuda Darülmuallimin Musikisi’ni meydana getirmede başarılı olmuştur.

*Yazı ve eğitim öğretim dilinin sade olmadığını ve bundan dolayı da çocuklarca anlaşılmadığını görerek memleketimizde etkisi çok geniş bir tarzda Çocuk Edebiyatı oluşturmuş ve bu konuda manzumeler tercüme ettirmiştir.

*Eğitim öğretim sistemimizde hemen hemen hiçbir önemli yeri olmayan Elişleri dersini, müfredata koymuş ve uygulamasına kimse vakıf değilken bunu resmi okullarımızda başarıyla uygulayan Satı Bey’dir.

*Eğitimin temel gereklerinin bir sebebi olarak olarak öğrencilerini ilmi gelişmelerden ve günlük olaylardan haberdar etmek için Tatbikat Mektebinde konferanslar düzenlemiştir. Memlekette ilk defa Darülmuallimin’de ve genel olarak eğitim sisteminde projeksiyonla eğitim yöntemini o geliştirmiştir.

*Onun ısrarı üzerinedir ki İstanbul ve taşra ilköğretim öğretmenlerinin ıslahına ve yeteneksiz olanların meslekten ihracına başlanmıştır.

*Satı Bey zamanına kadar Müslüman memleketinde nedense eski eserleri, abideleri, öğrencilere ziyaret ettirmek ve görerek araştırmak bilinmezdi. Öğrenci İstanbul’un ne kurumlarını, ne topografyasını, ne de tarihi binalarını öğrenmeden İslam’ın kalbi sayılan bu yeri sevmeden büyürdü. Öğrencilere camilerin, müzelerin, fabrikaların, ziyaret ettirilmesi ve kırlarda bilimsel gezintiler âdeti Satı Bey ile başlamıştır.

Eğitim tarihçisi Mustafa Gündüz (2012), “Elbette Satı Bey’in Türk eğitim tarihine ve kültürüne katkıları bunlarla sınırlandırılamaz. İlk önce Emrullah Efendi, daha sonra da, başta Ziya Gökalp olmak üzere, Mustafa Şekip Tunç, Sadrettin Celal Antel, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu ve Selim Sırrı Tarcan ile eğitimin amacı, eğitimde ödül ceza, eğitimde millîlik, kitle eğitimde esas alınacak unsurlar gibi eğitim bilimiyle ilgili oldukça ileri düzeyde tartışmalar yapmıştır. Eğitimin felsefi ve kültürel yönleriyle olarak yapılan bu tartışmalarda dile getirilen düşünceler ve öneriler, gerek bilimsel içeriği, gerekse tartışma üslubu bakımından önemle üzerinde durulması gereken tarihsel birikimlerdendir.” diyerek bu tarihsel mirasın daha iyi bir şekilde irdelenmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Ercüment Kuran, Hilmi Ziya Ülken, Yahya Akyüz’ün ittifak ettiğine göre onun iki cilt olarak kaleme aldığı Fenn-i Terbiye adlı kitabı Türkiye’de ilk çağdaş eğitim bilimi ve pedagoji kitabıdır. Mustafa Satı Bey alanında ilk olan bu kitabında eğitim ve öğretimin esaslarını ortaya koymuş ve  “Yarınki Osmanlılık, bugünkü okullarda hazırlanacaktır.”  (Gündüz, 2012) diyerek okulların nasıl ıslah edileceğine, okulların fiziki ve ruhi olarak nasıl tanzim edilmesi gerektiğine, beden terbiyesinin eğitime ne gibi katkısı olacağına, çocukların hayal kurma becerilerinin onlara faydasına, ahlaki eğitimin ilkelerinin ne olması gerektiğine bu kitapta yer vermiştir.  Hilmi Ziya Ülken (2015), bu kitap hakkında “Satı’nın en çok iz bırakan eserlerinden biri, Fenn-i Terbiye’sidir. Bu eser, pedagoji ve eğitim ilminde Türkiye’de ilk kitaptır.” demektedir.

Mustafa Ergün (1996) ise Satı Bey hakkındaki düşündüklerini şu şekilde izah ediyor: “İkinci Meşrutiyet döneminin her yönüyle takdir edilen eğitimcilerinin başında Satı Bey gelir. Kendisi, resmi hizmeti sırasında Maarif Nazırlarının ve diğer kuruluşların tam desteğini sağlamış idi. Aydın zümre arasında eleştirisiz kabul edilen birisiydi. Dârülmuallimin’deki köklü temizliği ve ondan sonra da okulu tamamen kendi bilgisine göre idaresi sırasında hiç tepki görmemişti. İyi eğitimciydi ve çok çalışkandı.”

Mustafa Satı Bey, özellikle eğitim alanında çağdaşlarından çok daha evvel maarifimizdeki kronikleşen arızaları görmüş, bunlara çareler aramış, eğitimi sadece bir pencereden değil de geniş bir perspektifte alan bir düşünürümüz olmuştur. O, eğitime dair çabalarını sadece pedagoji alanına yöneltmemiş, tarih ve coğrafya eğitimine de değerli katkılarda bulunmuştur. Eğitimin en büyük sorununun “öğretmen yetiştirme” olduğunu sezmiş ve ona göre hamleler yapmıştır.

Eğitim tarihimizde önemli bir sima olmasına rağmen pek bilinmeyen bu önemli Osmanlı aydınının düşünce ve faaliyetlerini genel hatlarıyla anlatmaya çalıştık. Bir başka yazımızda ise Satı Bey’in eğitim felsefesini geniş bir şekilde ele almak için çalışacağız...

 

KAYNAKÇA

 

Akyüz Y. (2015) Türk Eğitim Tarihi. Ankara: Pegem Akademi Yayıncılık.

Bolay, S.H. (2014) Osmanlıdan Cumhuriyet’e Türk Düşünce Tarihi, Türkler. (Editörler: Güzel, Çiçek ve Koca) Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.

Ergün, M. (1996) II. Meşrutiyet Devrinde Eğitim Hareketleri. Ankara: Ocak Yayınları.

Gündüz, M. (2012) Mustafa Satı Bey ve Eğitim Bilimi (Fenn-i Terbiye Cilt 1 ve 2). Ankara: Otorite Yayınevi.

Ülken H.Z. (2015) Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

 

*Özellikle eğitim ve pedagoji alanında yaptığı çalışmalarından dolayı Mustafa Satı Bey, yaşadığı dönemin diğer aydınları tarafından Alman felsefeci ve pedagog Friedrich Wilhelm Frobel’le özdeşleştirilmiş, hakkında çıkan birçok haberde ondan Türk Frobeli diye bahsedilmiş ve kendisine bu isim yakıştırılmıştır.

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ABD’den İran’a Karşı Olma Çağrısı
ABD’den İran’a Karşı Olma Çağrısı
Çin’in Hoten’de 10 Ölüm Kampında En Az 300 Bin Uygur'u Esir Tuttuğu Bildirildi
Çin’in Hoten’de 10 Ölüm Kampında En Az 300 Bin Uygur'u Esir Tuttuğu Bildirildi