Advert

Sosyoloji Dünyasına Girerken

Türk Gencinin Defterinden yazı dizimizin bu haftaki bölümü Sosyoloji alanından... Yazarımız Eyüp Ersegün Kahraman.

Sosyoloji Dünyasına Girerken

,Sosyoloji, sosyal yapının tarifinin, kendine has özelliklerinin, farklılıklarının analizini temel alan toplum bilimi olarak tanımlansa da esasen tam olarak açıklanamaz. İhtivası bakımından sürekli değişen bir yapıyı -insanı,toplumu- incelediğinden keskin sınırlarla belirlenemeyeceği gibi net objektif veya subjektif bir bilim diyemeyiz. Belki de bunun temel sebepleri arasında evrende toplumun, tarihin ve kültürün koparılmaz varlık bağlarıyla iç içe olmasıdır.

Temel konusu toplum olduğundan dolayı Rousseu’nun tanımladığı en küçük toplum birimi olan aileden başlayarak evrensel bir nitelik de kazanabilir. Aile olarak kalmasında da evrensel olabilmesinde de temel alacağımız nokta etkileşim olacaktır çünkü fertlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan aile kavramı birbirleri arasında etkileşim ile boy, millet, cemiyet, devlet, feodalite, din, kapitalizm, Marksizm, insanlık gibi kavramları oluşturabilmektedir. Zaman ilerledikçe de farklı etkileşimler sonucu elbette yeni kavramlar gelişecektir hatta sosyal medya ilerde sosyolojinin bir konusu olabilir.

Sosyolojiyle ilgilenen bilim insanları –sosyologlar- yaşadıkları cemiyetin özelliklerini barındırırlar ki bu çok tabiidir. Bu sebeple kendi sosyal meselelerini ilişkin çalışmalar yapmışlardır. Mesela Weber’in dinler sosyolojisi teorisi, Protestan olduğu için bulunduğu cemiyette çektiği çile olmasaydı gerçekleşmeyecekti. Bu durum bizi başka bir sonuca götürecektir, sosyolog kendi çalışmasında haklılığını ispatlamaya çalışacaktır bu da sosyolojinin ideolojiye dönüşmesine yol açacaktır.

Weber örneğinde varacağımız bir sonuç da sosyologların topluma yaklaşım farklılıklarıdır. Bu sosyologların karşılaşacağı belki de en büyük tehlikedir; Kısmî düşünce. Sosyologlar toplum içinde kökleşirken –yukarıda da belirttiğimiz gibi- şüphesiz yaşadıkları dönemin meselelerini inceleyerek bunu gerçekleştirmiştir; lakin bunu yaparken de temayülündeki bir konudan başlar sonra sosyal yapının bütününü anlamaya yönelir. Hâl böyle olunca sosyolog her ne kadar bütünü incelediğini düşünse de esasında yaşanılan gerçeğin bir kısmını incelemiştir.

İbn-i Haldun ile başlayan bu süreç Tocqueville’yi daha çok demokrasi, özgürlük, devlet gibi kavramlara yöneltirken Marx’ın yolu ekonomiye, kapitalizme dönmüş, Durkheim’ı ise cemiyet kavramına yönlendirmiştir. Sadece bununla kalınmayıp bazı sosyologlar politikaya da yönelmiştir. Esasen bu çok tabiidir çünkü yaşadıkları dönemlerde içtimai meselelerin oluşumunda veya çözümünde politika büyük rol oynamıştır. Raymond Aron’a bu konuda kulak verecek olursak:

‘’Sosyologların politika ile ilgisiz olmamaları iyidir, yeter ki onu eritebilecek güçte olsunlar.’’

Değinmek istediğim son mesele de sosyolojideki devamlılıktır. Her insan nasıl kendisini oluşturan annesinin ve babasının genlerinin sonucunu barındırıyorsa her toplum kendinden önceki zamanda yaşanılan olayların sonucunu barındırıyordur. Sosyologlar da kendilerinden önceki sosyologların mirasçıları niteliğindedir.

Dizimizin diğer bölümlerinde İbn-i Haldun, Montesquieu, Weber, Durkheim, Gökalp, Ülken gibi sosyologların zihin dünyasına giriş yapacağız. Sonraki bölümler için takipte kalın.

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Çubarov: Sözde Mahkemenin Kararı Toplumumuzun Zaferi
Çubarov: Sözde Mahkemenin Kararı Toplumumuzun Zaferi
Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz'ün Bayramı Mesajı
Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz'ün Bayramı Mesajı