Advert

Türk Mitolojisinde Dağlar

'Türk Gencinin Defterinden' yazı dizisi ilk bölümüyle Sema Mutlu'nun 'Türk Mitolojisinde Dağlar' yazısıyla karşınızda.

Türk Mitolojisinde Dağlar

Göktürk Yazıtları’nda, Dede Korkut Kitabı’nda, Kutadgu Bilig’de ve diğer kutsal kaynaklarımızda bahsi geçen konulardan biri de dağlardır. Şairin “Dağlar yerin kazığı/Dağlar birer alp eren” dizeleriyle (Cebeci, 2009) kendisine çeşitli fonksiyonlar yüklediği, Türklerce kutsal kabul edilen dağlar; kadim çağlardan beri Türk yaşayışına paralel olarak ilgi görmüş ve Türk mitolojisinin şekillenmesinde rol oynamıştır. Doğal hayatın bir tezâhürü olarak Türk düşüncesine ve geleneğinde yer edinen bu kutsal; Tanrı evi olma vasfına sahiptir ve özgürlüğün timsalidir (Ögel, 2014: 543). Türkistan’dan Anadolu’ya köklü bir medeniyeti at sırtında taşıyan Türkler, Ergenekon Dağı’na verdikleri önemi Anadolu’da Keşiş Dağı’na, Erciyes’e vermişlerdir. Dağ ortak paydası etrafında şekillenen mitoloji, kendisini coğrafya gözetmeksizin göstermiş, Türk’ün yaşadığı her yer Türk inanışıyla yoğrularak Türk olmuştur.

Dünyadaki bütün medeniyetlerde olduğu gibi, insan ne ile iç içeyse hayatında ona dair izler bulunur. Türklerin konar-göçer hayat tarzları, avcılıkla uğraşmaları ve hayvancılık faaliyetleri göz önünde bulundurulduğunda dağ olgusunun bu kadim medeniyetin ortasına yerleşmesi abesle iştigal görülmeyecektir. Bu minvalde yaylacılık faaliyetleri neticesinde dağların doruklarına yakın yerlerde yaşayan Türklerin dağlara kutsallık atfetmeleri daha anlaşılır olacaktır. Nitekim Kuzeyde yaşayan Abakan şamanlarının dua esnasında bazı dağ isimlerini saymaları Türk inanışında dağa yüklenen anlamı açıklar niteliktedir (Ögel, 2014: 549).

Anadolu’da hemen hemen bütün dağların isimleri öylesine verilmiş değildir. Çoğu; bir evliya, bir komutan ve doğaüstü bir varlığın adıyla anılan dağlar bu isimleri aldıkları için mi kutsaldır ya da kutsal oldukları için mi bu isimleri almışlardır, düşündürücüdür.

Türkistan coğrafyasında ak, kara, gök, ala gibi isimlerle anılan dağlar, isimleriyle müsemmâ bir gelenek içine sokulmuşlardır. Örneğin ak dağlar arılık ve yüceliğin sembolüyken kara dağlar iç açıcı bir mânâ ile karşımıza çıkmamaktadırlar (Ögel, 2014: 550-551). Dağların iyiliği veya kötülüğü karmaşası idrâkimiz dışıdır ve elbette ki mitolojinin bir parçasıdır.

Türk mitolojisinde olduğu gibi diğer kültürlerin köklerine inildiğinde de dağ algısının çok kuvvetli tesirleri olduğu görülmektedir. Çok eski ve köklü bir medeniyete sahip olan Mısırlılar, kendilerini yaratan olarak tasavvur ettikleri Tanrı’yı “ilk dağ”a koymuşlardır (Tanyu, 1973: 5 ). Batılılarca 18. yy boyunca uygarlığın kaynağı olarak görülen Hintliler için Kailos ve Himalaya, kutsal kabul edilen dağlardır. “Hint kozmogonisine göre dünyanın merkez noktasında Meru bulunuyor ve onun etrafında güneş, ay ve yıldızlar dönüyor, gene o dağda tanrılar oturuyor.” (Tanyu, 1973: 6).

Sümerlerde En-lil kutsal dağların kralı olan tanrıdır. İlk kaostan sonra suların yükselmesiyle oluşan dünya dağında En-lil oturmaktadır (Tanyu, 1973: 5). Sümerlerin ay tanrısı Nanna ve eşi Ningal doğu dağında yükselen ve batı dağında batan güneş tanrısı Utu’nun annesi ve babasıdır (Kramer, 2001: 86)

Yunan mitolojisinde de kutsal olarak kabul edilen bir dağ vardır: Olympos. Olympos tanrıların oturduğu dağ olma özelliğini kendinde tutar ve kutsallar kutsalı bir mekân olarak kabul edilir.

Bütün Sami geleneklerinde ve Batı mitlerinde dünyanın merkezi olarak kabul edilen yer kozmik dağın zirvesi olmuştur. Dağlara verilen önemin açıklayıcısı olarak kabul edebileceğimiz bu kozmik dağlar eski zamanlarda yaratılmışlardır. Bu kozmik dağlar yeryüzünün direklerdirler. Bu dağlar iki dünyayı birbirine bağlar, toprağı bereketli kılan sular oradan doğar ve yağmur bulutları onların üstüne yükselir (Sönmez, 2008: 50).

Dünya mitolojisinde genel olarak bakıldığında dağın kutsallığı göksel bir olay olarak zuhur etmiştir. Dağlar yüksek ya da ulaşılmaz olduğu için değil tanrının evi olduğu için kutsal kabul edilmiştir.

Türkler, yukarıda bahsedildiği üzere dağlara bazı olağanüstülükler yüklemişlerdir. Göktürk devrinden Karahanlı dönemine dağların üstünlüğü halk arasında yaşamış, atasözleriyle desteklenmiştir.

Bahaeddin Ögel’in anlattığına göre Karahanlı döneminin en büyük metinlerinden biri olan Kutadgu Bilig’de “severek can verirler, yatarlar dağlar ve kayalar gibi” sözüyle ölmüşlerin dağ ve kaya gibi yatması vurgulanmaktadır ve bu betimleme ölen insanların dağlar kadar yüce olduğuna bir atıftır (Ögel, 2014: 542).

Yine Ögel’in aktardığına göre Ötügen (Ötüken) ormanı da ormanlı bir dağ idi (Ögel, 2014: 543). Göktürklerden Cengiz Han’a uzanan devletlerin başkenti olan Ötüken kutlu bir yerdi.

Dağlar hakkında birçok cümlenin geçtiği Kutadgu Bilig, mitolojik unsurlardan sıyrılmış felsefi içerikli bir metin olsa da batıni yönlerini koruyan noktalara sahiptir. “Yarattın milyonlarca (tümen ming) sayısız canlıyı. Yazıyı, dağı, denizi, tepeyi ve çukur yerleri” (KB, 21) diyerek dağların yaratılışını tanrısal kökene bağlayan bu kitapta, insanların yoldaşı çok olursa arkası yalçın kayalar, dağlar gibidir denilmektedir.

Dağlara ve içindeki mağaralara ibadet genellikle Buda ve Uzakdoğu dinlerinde görülmektedir. Kutadgu Bilig’de de geçen dağlardaki ibadet tarzı İslamiyet’te görülmektedir (Hira Dağı, Arafat Dağı…). Kutadgu Bilig’e göre kullar için unvan gece gündüz ibadetle dağlara ulaşmakla mümkündür (Ögel, 2014: 544). “Dağ katına çekildin, adın zahid oldu” cümlesi dağların uluhiyetini gözler önüne serer.

Kutadgu Bilig, ayrıca, dağların kazılması ve madenler üzerinde durmuştur: “Kimi dağ kazıp iner kayaların dibine; kimi yer kulaçlayıp yaya yürüyüp koşar”. Ögel’e göre bu insanoğlunun yer altı ve yeryüzü çabalaması olarak açıklanabilir.

Dağların halk arasında atasözlerine konu olduğundan bahsedilmişti. Dağların halk ağzında yaşayışını ve kökenini bilmediğimiz anlamları çağrıştırdığı söylemek mümkündür. Divânü Lugati’t-Türk’te geçen dağlarla ilgili bazı atasözleri şunlardır: “Dağ dağa kavuşmaz, kişi kişiye kavuşur.”, “Dağ bir kementle eğilmez, deniz bir kementle sedlenmez.”, “Erlere bun sıkıntı değer, dağ burnuna yel değer.”, “Atılan ok dağa uğrarsa dağın özü ve kuytu yerleri yırtılır.” (DLT)

Ögel kuzeydeki Abakan şamanlarından ve onların okudukları dualarda geçen dağ isimlerinden bahsetmektedir:

Çin hanını oynatan Çılay ırmağı başındaki Çılay dağı
Mavi görünen Gök Dağ
Ağarıp duran Ak Dağ
Tanrının (göğün) kenarlarına dokunan dağlar
Dokuz dağ, merhametli Han
Alaca kargalara benzer karlı dağlar
Karadağ’dan su içen (Ey Ruh!)
Karga gibi Karadağ
Kum tepeleri arasında Dokuz Dağ… (Ögel, 2014: 549).

Burada bahsedilmesi gereken konulardan biri de demir dağlardır. Güney Sibirya ve Altay’daki Türk topluluklarında demir dağlar ile ilgili anlatılar oldukça çoktur (Ögel, 2014: 67/C1).

Bahaeddin Ögel’in anlattığına göre Ergenekon, dünya kuşağını teşkil eden bir dağ olarak düşünülmüş olabilir. Divânû Lugati’t-Türk’te geçen “yer basruki tağ budun basrukı beg” atasözüne bakıldığında dağlar Türk mitolojisinde de bir nevi yeryüzünün temel direkleridir (Ögel, 2014: 68/C1).

Ortadoğu kültürlerinin Kaf Dağı, Türklerin Ergenekon dağına karşılık geliyor olabilir (Ögel, 2014: 68/C1). Zümrüdüanka adlı hayali kuşun mekânı olan Kaf Dağı mitolojik boyutuyla Ergenekon’u hatırlatmaktadır.

Ergenekon, Türk boyları arasında gelişen huzursuzluk ortamı neticesinde çıkan savaştan sağ kalan iki kadın ile iki erkeğin sığındığı yerdir. Çıkan kaos neticesinde bir vadide saklanmak zorunda kalan bu iki kadın ve erkek, seneler içinde orada çoğalıp bir yerleşim yeri kurarlar. Ergenekon vadisinin çevresi sarp dağlarla çevrilidir ve bu dağlarda demir madeni vardır. Vadide uzun seneler boyunca kalan Türkler, artık o yere sığamaz olmuşlardır ve bir çıkış yolu aramaya koyulurlar. Sarp dağlardan geçit bulamadıklarında dağlardaki demiri eritip bir çıkış yolu açmak dilerler ve ormandan kestikleri ağaçlarla büyük bir ateş yakarak dağları eriterek bir çıkış açarlar. Ergenekon, Türklerin en zor şartlar altında bile bir kurtuluş ateşi yakacaklarının destanlaşmış hâlidir. Demir dağlarla çevrili bir yer bile onları durdurmamıştır.

Ergenekon efsanesinde görüleceği üzere demir, Türkler için bir kurtuluş vesilesidir. Demir sayesinde vadiden çıkan Türkler onu hayatlarının her yerinde kullanmışlar, onunla ilgili mitolojik uygulamalar yapmışlardır. Ayrıca Kur’an’da geçen Hadid suresinde de demirin “indirildiği” buyurulmaktadır.

Kaynakça

Cebeci, D. (2009). Bütün Şiirleri. İstanbul: Bilgeoğuz.

Kramer, S. N. (2001). Sümer Mitolojisi. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

Ögel, B. (2014). Türk Mitolojisi 1. Ankara: Türk Tarih Kurumu.

Ögel, B. (2014). Türk Mitolojisi 2. Ankara: Türk Tarih Kurumu.

Sönmez, S. (2008). Türklerde Dağ Kültü İnancı ve Altay, Tıva ve Şor Destanlarında Dağ. Balıkesir: Yüksek Lisans Tezi.

Tanyu, H. (1973). Dağlarla İlgili İnanışlar . Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi.

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Abdulmukaddes Kutlu     2018-03-01 Çok güzel bir yazı. Tebrik ederim.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kazakistan ve Kırgızistan Başbakanları Telefon Görüşmesi Gerçekleştirdi
Kazakistan ve Kırgızistan Başbakanları Telefon Görüşmesi Gerçekleştirdi
Özbekistan'ın 2019 Büyüme Hedefi Açıklandı
Özbekistan'ın 2019 Büyüme Hedefi Açıklandı